Kalanlara dair...
Kötü günler geçiriyoruz... Nasıl düşünmemiz ve davranmamız gerektiğini bilemiyoruz... Yaradılışımızın temel taşlarından korku faktörü, en cesur takılanımızı bile tehdit ediyor.
Ölmekten korkuyoruz... Bir şeyi daha hatırladık; felaket zamanı hepimizin eşit olduğunu. Sosyal statülerimizin hiçbir önemi olmadığını. Zamanın bu bölümünde (ki ne kadar izafi) hepimiz aynı titreştik. Her bakımdan...
***
Yaşadığımız ülkeyi seviyoruz. İyi ve kötü yanlarını da biliyoruz... Huzursuzuz. Bunun nedenini arıyoruz... Düşünce sistemimizden kaynaklandığını konuşuyoruz aramızda... Hep konuşuyoruz zaten... Konuşmayı da şehvetle seviyoruz... Büyük büyük adamların anlattıklarını dinliyor, biz de ahkâm kesiyoruz. Böylece rahatlıyoruz. Onlar konuşuyor biz dinliyoruz. Biz konuşuyoruz, biz dinliyoruz.
Bilgililer anlatıyor, ilgililer başsağlığı diliyor, yetkililer kafası kesilmiş tavuk misali ordan oraya koşuşuyor. Suçlular ortalıktan tüyüyor. Kazara bir-iki tanesini elimize geçirince de Ortaçağ usulü cezalandırıyoruz. Aynı şeyleri yazıyor-çiziyor, çıkıp beyanât veriyoruz. İt ürüyor, kervan yürüyor...
Hepimiz iyi insanlarız. Felaket hallerinde yek vücut olup çareler arıyoruz. Buluyoruz. İğneyle kuyu kazıyoruz. Hazırlıksızız... Çünkü doğa felaketleri gelirken önceden haber vermiyor. Bekliyoruz... Gelmesi gerekenler gelmiyor. Onlar bize ulaşıncaya kadar bazen kaş yapayım derken göz çıkarıyoruz. Üzülüyoruz... Yardımseveriz. Ama ilk yardım bizim işimiz değil ki. İyi niyetimiz...
Olağanüstü hallerdeki yoğun enerjimizi, yaptırım gücüne çevirsek mesela. Bizden korkması gerekenlerden korkmayıp, üzerlerine gitsek. Biz doğru yolda tökezlerken, birileri dolambaçlı yollardan yolunu bulmasa. Felaketimiz olmasa, ağlamasak...
***
Hafızamız da çok kötü. Ders almayı mı bilmiyoruz, hafızamızda mı tutamıyoruz, nedir? Gündem çok çabuk değişiyor. Biz de değişime çok çabuk ayak uyduruyoruz. Ateş düştüğü yeri yakıyor... Üzüm üzüm üzülüyoruz. Elimizden bir şey gelmiyor... Umuyoruz... Bekliyoruz... Hayatta kalanlarımız için hayat devam ediyor...
Bu arada ben ne mi yaptım? Ne önemi var... Hepiniz gibi can korkusuna kapıldım. Siz yaptığımı değil, yapmadıklarımı sorun. Ben hepinizi, hepimizi sorgulamıyor muyum sabahtan beri...
Geçmiş olsun... Dersi kalsın... Kaybettiklerimize rahmet, kalanlara sabır diliyorum.
Bence önemli not:
Depremin hemen ertesi, yazımı elektrik kesintisi ve ulaşım hatlarının felce uğraması yüzünden size ulaştıramadım. "Canının derdine düştü işte, hani yazı?" dersiniz diye, ödüm koptuğu için verdiğim hesabımdır. Ayrıca şüpheniz olmasın ki, ben vazifeşinasımdır! Anlayışınız için teşekkürler.
|