Aklımız hep onlarda. Depremzedelerde... Tamam, yeni bir deprem korkusu hepimizi tedirgin ediyor. Bu nedenle sokaklarda sabahlıyoruz. Korkuyoruz, ama yine aklımız hep onlarla. Evlerini, canlarını, yakınlarını kaybedenlerde. İşi olmayanlar, işlerinden izin alanlar yollara düştü. Daha önce de gidebilirlerdi. Daha önceden yardıma koşabilirlerdi. Eğer valiler, o ilin en büyük mülkiamirleri hemen harekete geçebilseydi...
Yaklaşık 1 yıldır, özellikle son 1 aydır hep olası bir depremden konuşuldu. Saroz ve çevresi, dolayısı ile İstanbul'u da etkileyecek bir depremden... İnsan merak ediyor; İstanbul'u yönetenler "sahiden deprem olur mu, ya olursa ne yapabiliriz" diye hiç düşünmediler mi? En kötü olasılığı düşünüp, "nasıl yardıma gideriz" diye bir hazırlık yapmadılar mı? Eğer yapmış olsalardı deprem sonrasında hemen harekete geçilebilir, düzenli bir organizasyon sağlanabilirdi. Ve her türlü kurtarma, yardım çalışmaları 24 veya 48 saat sonra değil, hemen başlardı. Ölü sayısı bu kadar fazla olmazdı. Ölü sayısı 5 bin olacak diye üzülürken 10 bini geçtiğini öğreniyorum. Şimdi ise 20 bini bulacağının endişeleri yaşanıyor. Hatta biraz önce NTV'den duyduğumuza göre 35 bini bile geçebilirmiş. Televizyonda seyrediyoruz; bütün yöneticiler "hazırlıksız yakalandık" diyor. Bu bir özür değil ki. Yöneticilerin görevi hazırlıklı olmak. Hazırlıksız olursanız da kısa sürede toparlanmak gerekir. İyi yöneticilerin görevi budur.
Kiminle konuşsam hep aynı şeyi söylüyor. Bu deprem devlete hiçbir şekilde güvenemeyeceğimizi açıkça ortaya koydu. Ne yazık ki tek başınayız. Kendi başımızın çaresine kendimiz bakmak zorundayız. Dolayısı ile sivil toplum olarak örgütlenmeliyiz ve birbirimize destek olmalıyız. Yaşamak için başka çaremiz yok.
e-mail: sguler@sabah.com.tr