|
|
NEBÝL ÖZGENTÜRK(nebilo@sabah.com.tr
)
|
  
Ya Koca Sinan görseydi...
Herkes söyleyeceðini söyledi. Ama bir tek o konuþmadý, buna en çok hakký olan adam! Mimar Sinan... Þimdi konuþma, anlatma sýrasý onda.. Ve onunla çýktýk yola, Ýstanbul'u, Körfez bölgesini dolaþtýk!
Hemen hemen bir hafta oldu.. Gözyaþlarýmýzý silmeye devam ediyoruz, þapkamýzý önümüze koyup düþünüyoruz..
Herkes bir þeyler söylüyor, konuþuyor..
Evi baþýna yýkýlan da konuþtu.. O evi yapan da..
Evlatlarýný kaybeden analar da ses verdi, dozerin baþýndaki adam da..
Politikacý da konuþtu, bürokrat da..
Hatta binlerce eve "ölüm tapusu" veren Veli Göçer bile "göçerdiði evler"den çok uzakta, saklandýðý delikten cep telefonuyla arayarak gazetelere, televizyon kanallarýna açýklama yaptý; "Bana dur demediler!"
Bizler de karýnca kararýnca yazýp çizdik, televizyon habercileri, elllerinden geleni artlarýna koymayýp bölgeye daðýldýlar, anlattýlar, enkazýn ortasýndan canlý yayýnlar yaptýlar..
Ama bir tek o konuþmadý, buna en çok hakký olan adam!
Mimar Sinan...
Þimdi konuþma, anlatma sýrasý onda..
"Yahu, 1588 yýlýnýn 9 Nisan günü hayata veda eden Koca Sinan nasýl konuþsun be adam!" diye sorsanýz da, biz onu konuþturacaðýz bugün..
Baþka yolu yok, biraz ders almamýz, biraz akýllanmamýz için "zaman tüneli"ne girip "sanal" da olsa, "garip" de karþýlansa, soracaðýz ona; "Ey Sinan bak 'torun' diye baðrýna bastýðýn meslektaþlarýn ne haltlar iþledi, zerre kadar inandýrýcý ve sahici olmayan evraklara ne imzalar attý, sen bilirsin Allah aþkýna, uyan da, bize akýl fikir ihsan eyle!"
Ve "Öyle ya Sinan" diye devam edeceðiz;
"Sen ki, yokluðun yoksulluðun, modern hayatýn esamesinin okunmadýðý 16.ncý yüzyýlda 80 yýl gibi (kýsa sayýlacak) bir zaman içinde 477 eser verdin,(ki hâlâ tümü dipdiri, dünya þahaseri) Orta Çað'a damganý vurdun, sanatýnla, bilge ve derviþ kiþiliðinle, koca Osmanlý Ýmparatorluðu'nun baþmimarý ünvanýný taþýdýn.. Mesleðinin ve meslektaþlarýnýn sorumluluðunu üstlendin..
Selimiye'nle, Süleymaniye'nle, onlarca köprü, han hamam, medrese ve saraylarýnla, yüzyýllar boyu efsaneleþtin.. Bu eserler, kuþaktan kuþaða, bir estetik ve saðlamlýk þahaseri olarak sürüp geldi..
Bir toz bile dökelmedi, ne zelzelede, ne sel baskýnýnda, ne de son zamanlardaki arsýz uðursuz adamlarýn eline düþtüðünde bile..
Hatta, yetiþtirdiðin öðrencilerinin, senin yolundan gidenlerin binbir emekle yaptýðý saraylara, külliyelere, çeþmelere de zerre kadar zarar gelmedi; bunca depremde, bunca belada..
En son Körfez depreminde de durum deðiþmedi.. Herþey, yerle bir oldu, koca Ýstanbul'da, tuz buz olmasa da, hemen hemen her apartman çatladý, patladý, senin eserlerine ise toz konmadý, yerinden kýmýldamadý bile..
Hünerli ellerin ve yaratýcý aklýnla, hem emeðe hem de mühendisliðe saygýlýydýn. Ve o zaman bile kurallara aykýrý uygulamalara karþý çýkardýn.. Hem mal sahibine hem malý mülkü yapan usta ellere hakkýný verirdin.. Yani þantiyelerinde çalýþan amele ve ustalar da hak ettiðini -senin Osmanlý yöneticileriyle geceli gündüzlü yaptýðýn pazarlýklar, didiþmeler sonucu- fazlasýyla alýrdý.. Mal sahipleri de mutluydu, baþýma yýkýlacak, patlayacak, çatlayacak derdi yoktu, çünkü, ne eksik malzeme kullanmýþtýn binlerce Veli Göçer gibi ne de iþi savsaklamýþtýn..
Sen sadece eserlerinle deðil kentlere dair "yüce" fikirlerinle de örnektin aslýnda.. Yetkin vardý, bir anlamda þehremini imar müdürü gibi çalýþýyordun. O yýllarda Ýstanbul'da, imar yolsuzluklarýna, vurguncuya, fýrsatçýya, uyanýða, kural dýþý ve ehli olmayan kiþilerce gerçekleþtirilen inþaatlara karþý Ýmparator'u uyarmýþtýn. Hatta, Ýmparator Kanuni Sultan da sana þu fetvayý vermek durumunda kalmýþtý..(Kaynak- Prof.Dr. Aptullah Kuran)
'Rumeli'den ve baþka yerlerden gelip doðramacýlýk ve yapýcýlýk ilminden haberi olmadýðý halde, ellerine arþýn alýp mimarlýk ederek yaptýklarý evlerin çoklukla ocaklarý tutuþarak, yandýklarýný bildirdiðin için buyurdum ki, yapýcýlýktan bihaber olanlarý yasaklayýp, senin bilgin olmadan öyle yeteneksiz kimselere mimarlýk ettirmeyesin!'
Ve sen de bu fetvadan hareketle, savaþýp durdun, Ýstanbul'u yaðmalamak isteyenlere, çürük çarýk inþaat yapanlara, ve geliþigüzel yerde bina çýkanlara karþý.....
***
Evet, Sinan, iþte öyle bir adamdý..
Peki sorarým size, biz böylesi günde nasýl olur da konuþturmadan durabilirdik.. Koca Sinan'ý..
Bu yüzden, Necati ve Refik Aðabey'lerle, Ýstanbul'dan baþlayýp, bir "enkazlarla dolu" Körfez'e kadar uzanan yolculuðumuza, yani, Avcýlar, Kocaeli, Gölcük, Sakarya ve Yalova güzergahýndaki otomobil seyahatimize Sinan'ý da buyur ettik!
Saðolsun, kýrmadý bizi ve arka koltuða Necati Bey'in yanýna sýkýþýp, yine derviþ edasýyla ama epeyi kýzýp paylayarak, (bizi deðil caným, görüp duyduklarý karþýsýnda, yetkilisini, mimarýný, imarcýsýný, bürokratýný, politikacýsýný) konuþtu durdu!
Ýþte, anlattýklarý..(özetliyorum)
"Bre yol arkadaþlarým!
Kimdir bu melžn ve gafiller, ne haltlar iþlemiþler öyle..
Baþta Ýstanbul, ne hale gelmiþ öyle.. Bizim Kanuni fetvasýndan eser kalmamýþ yahu.... Bu köprü yollarýnýn çevresindeki ne idüðü belirsiz evlere kim izin verdi? Nasýl oturulur buralarda? Kimdir bu þehrin þehremini? Neee, bizim Osmanlý düzenini savunanlar mý yönetiyor burasýný, Osmanlý, Osmanlý diye mangalda kül býrakmayanlar mý, hadi caným siz de!
Ne bir de, daha öncesi de mi var diyorsunuz.. Dört eðilim diye ortaya çýkýp 'benim memurum iþini bilir' diye devam eden, "tonton" adýyla maruf bir "impator mu? Nasýl iþtir be yahu? Bizim zamamýnýzda göz mavisiydi buralarý, zeytin yeþiliydi þu karþý yaka.. Ayýptýr, yazýktýr, tüh be tüh.. Hele bi Avcýlar mýdýr neyin bi semte doðru gidelim bakalým.. Zelzele olmuþ deyular..
Vah vah vah.. Göresiniz mi, bu yýkýlan binalarda demir de yoktur, betonda yoktur be ya, Þu sere serpe ölen zavallý sabilere bakýn hele..
Dayanamayacaðým çekelim gidelim, Hadi, Necati Beyciðim, Þair-i Azam, muharir Refik Bey'ciðim, Nebil toruncaðýzým.. Gidelim bi de Körfez'e bakalým..
Vay vay vay..
Ülen, zýpýr gafillere bakýn.. Yazýklar olsun size verdiðim emeðe, be yahu bizim zamanýmýzdan beridir ki burasý zelzele bölgesidir, TÜPRAÞ mýdýr nedir, öyle koca fabrika nasýl yapýlýr buraya..?
Peki, þu yýkýlan evlerin baþýndakiler ne bekleyip durular öyle.. Ev ve ölü sahipleri mi? Peki neden kendileri kazýp, daðýtýrlar, yok mudur, þehremini görevlileri.. Üç gün oldu hâlâ gelmedi ya öyle mi? Bre, haram olsun, arsýza, uðursuza, hayýna..
Hele Necati Bey'ciðim, sen bilirsin, kim konuþuyor radyo dediðiniz aletin içinde.. Politikacýlar mý, be yahu yalan söyleyip durur be.. Daha þimdi gördük, etraf pis, kan revan içinde, herkes kendi kaderine terkedilmiþ, o konuþuyor yalan, dolan!
Yahu ben anlamadým hâlâ, daha önce de deprem olmuþtur sizde, hiç mi önlem almamýþlardýr.. Haa, deðiþen bir þey yok öyle mi, ee siz nasýl kalkýnývereceksiniz bu kafayla, bu deyyusluk yapan, zalim vurguncu, fýrsatçýyla..
Neyse, gönderin beni gideyim artýk, bu felaket belki aklýnýzý baþýnýza getirecektir ne diyeyim.. Size de bi fetva gerek tez elden!
Haa, bu arada halký pek sevdim, gayretkeþliðini, vafakarlýðýný.. Devlet-u Ali'de deðil ama halkda epeyi bir uyum ve beraberlik var..
KALIN SAÐLICAKLA"
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGÝ BASIM YAYINCILIK SANAYÝ VE TÝCARET A.Þ. - Tüm haklarý saklýdýr
|