kapat

22.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
TAYFUN DEVECİOĞLU(tayfund@sabah.com.tr )


Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi

Depremden tam 12 saat sonra, Salı günü 15.00 sıralarında Adapazarı'ndaydım. Manzara korkunçtu. Kentin büyük kısmı yerlebir olmuştu. İstasyon Caddesi, Çark Caddesi, Elmas Hotel.

O saatlerde devletin eli henüz Adapazarı'na ulaşmamıştı. Elektrik ve iletişim yoktu. Trafik felç olmuştu. Depremzedeler, enkaz altındaki yakınlarını kendi imkanlarıyla kurtarmaya çalışıyorlardı.

Ankara'ya dönüp gördüklerimi yazdım. Elmas Hotel'i de. Enkazın altında 50'ye yakın insan vardı. Çarşamba sabahı, yakın bir arkadaşımın da enkaz altında olduğunu öğrendim. Kötü haberi aldığımda, Elmas Hotel'de organize bir kurtarma çalışması yoktu. Dün öğle saatleri itibariyle enkazın üzerinde üç ekibin çalışmasına rağmen, hala çıkartılamamıştı.

Öfkenin nedeni
Yüzyılın felaketinde 60 bine yakın bina ya tamamen yıkıldı, ya da ağır hasar gördü. Elmas Hotel de bunlardan biri. Ölü sayısı 10 binin üzerinde. Enkaz altında daha 35 bin insanın bulunduğu söyleniyor. En az birkaç milyon insan, uzak ya da yakın akrabalarını depreme kurban verdi. Ve bu insanların acısı Türkiye'yi sardı. Öfkesi de... Salı sabahından bu yana Türkiye, bu korkunç felaket karşısında devletin aciz kalıp kalmadığını tartışıyor. Yardım neden geç geldi? Telefonlar neden çalışmadı? Elektrik neden yoktu? Yollar neden açılamadı?

Ankara ne yapıyor?
Önceki akşam bu soruların cevabını Ankara'da aradım. Önce o gecenin hikâyesi. Başbakan Bülent Ecevit'in Özel Kalem Müdürü Zeynel Yeşilay anlatıyor:

"Sanıyorum saat 03.10 sıralarıydı. Depremden 5 dakika kadar sonra. Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Işıkara aradı ve 'Körfez bölgesinde 6.7 şiddetinde deprem oldu. Çok endişeliyim. Hasar çok büyük olabilir' dedi. 03.15'te Başbakanlığa geldim. Hemen Sayın Başbakan'ı ve sayın Hüsamettin Özkan'ı aradım. Ardından diğer bakanları ve Afet İşleri Genel Müdürü gibi ilgili bürokratları. Bakanlar 03.30'da Başbakanlığa gelmeye başladı. Saat 04.00 olmadan ilk toplantı başlamıştı bile..."

Zeynel Bey'in masasında fazladan 3 telefon var. İzmit, Sakarya ve Yalova kriz merkezleriyle direkt bağlantı kurulabilen 3 telefon. Bu kentlerdeki kriz merkezlerinden ahize kaldırıldığında, önce Zeynel Bey'e ulaşılıyor, sonra Başbakan'a...

Ardından, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın makamına geçtim. OHAL Valisi Aydın Arslan'ın cenazesindeydi. Eşi ve 2 kızı da Özkan'ı bekliyorlardı. Birkaç gündür telefonla bile zor konuşabildikleri için Ankara'ya gelmişler.

Cenazeden dönen Özkan odasında 5 dakika bile kalamadı. Krizle ilgili bakanlarla toplantısı varmış. Eşinin, çocuklarının hatırını sordu. Hemen çıktı. Beraber yürürken, halkın öfkesini, şikayetlerini hatırlattım. "Neler yaptığımızı anlatmaya vaktim yok, istersen bir talimat vereyim Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi'ne git, ne yapıldığını gör" dedi.

Yaklaşık 1 saat sonra, Mehmet Çetingüleç ve Erhan Seven ile birlikte Kriz Merkezi'ne gittik. MGK Genel Sekreterliği binası içinde bulunan merkeze, bir askeri görevlinin eşliğinde ulaştık.

İçeride müthiş ama düzenli bir hareketlilik vardı. Bizimle konuşacak görevlileri beklerken, açık bir kapıdan merkezin beynini görebiliyorduk. Bir savaş harekat merkezine benziyordu. Hemen herkes telefonda konuşuyor, bazı görevliler bir harita başında çalışıyordu.

Sonra, Cumhurbaşkanı'na ayrılan odaya yerleşen bir üst düzey yetkiliden bilgi aldık.

İlk soru "Devlet geç kaldı mı?".

Cevapta önce olayın tarifi var:
"Yaşadığımız, 20. yüzyılın en büyük felaketlerinden biri. Çünkü deprem, görülmedik derecede geniş ve nüfusun çok yoğun olduğu bir bölgede meydana geldi. Bu Adana, Dinar depremlerine benzemiyor. Zonguldak'tan Bursa'ya, Tekirdağ'a kadar çok geniş bir bölgeyi etkiledi. Kobe gibi tek noktanın sarsıntısı değildi bu. Yüzlerce kilometrelik bir fay hattı sarsıldı, bu hattın geçtiği tüm bölge çok şiddetli etkilendi."

Sıra "Devlet geç kaldı mı?"nın cevabında:
"Biz sabah saat 04.30'da kriz merkezini harekete geçirmiş, önlemleri tespit etmeye başlamıştık. Ancak, iletişimin kesik olması, felaketin çapını ilk anda tespit etmemizi zorlaştırdı. Depremin tahribatı, olaydan 10-12 saat sonra belirginleşmeye başladı."

Adapazarı ve Ankara'da edindiğim bir izlenime göre, kaybedilen ilk saatlerin nedeni depremin yarattığı hasarın ilk anda belirlenememiş olması. Bu yüzden, önce kriz bölgesindeki devlet görevlilerinin otomatik olarak önlem alacağı sanıldı. Oysa, o saatlerde herkes can derdindeydi. Sağlıklı iletişim kurulabilseydi, hemen çevre kentlerdeki güçler harekete geçirilecekti. Yani Çarşamba gününden itibaren yapılan, ilk anda yapılacaktı.

Kriz merkezi yetkilileri, depremin İstanbul'u etkilemesinin de büyük şanssızlık olduğunu söylüyorlar. İstanbul, çok geniş olanaklara sahip bir kent. Ama, yaklaşık 1.000 kişinin can verdiği İstanbul önce kendi yaralarını sarmaya uğraşınca, komşu kentlere yardım elini uzatamadı.

Koordinasyon eksikliği yok
Kriz merkezinde yaklaşık 400 kişi görev yapıyor. 12'şer saatlik vardiyalar halinde her an 200 kişi görev başında. Üst düzey yetkililerin çoğu, 72 saatlik kesintisiz çalışmanın ardından, odalarındaki koltuklarda birkaç saat uyuma imkanı bulmuşlar.

Buna rağmen tempo düşmüyor. Konuşmamız sık sık odaya gören görevlilerce kesiliyor.

- Ankara'dan Yalova'ya gidecek acil malzemeler var.

- Etimesgut'tan bir helikopter hemen kalksın.

- Etimesgut uzak. Zaman kaybederiz. İçişleri Bakanlığı'nın önündeki pistten kaldıralım.

- Tamam. Hemen gönderin.

Birkaç dakika sonra, kriz bölgesindeki bir kentten telefon geliyor ve ihtiyaç fazlası malzeme bulunduğu iletiliyor. Bilgisayarlardan, başka bir kentte aynı alanda bir eksiklik bulunduğu belirleniyor. Verilen talimatla, fazla malzeme hemen ihtiyaç bulunan bölgeye naklediliyor. 1 saat içinde buna benzer pek çok kararın hızla alındığını gördüm.

Özel sektör ve yabancı kuruluşların yardımları da anında değerlendirmeye alınıyor. Atatürk Havalimanı ile İzmit Cengiz Topel Havalaanı arasında hava koprüsü kurulmuş. Gelen dış yardımın sevkiyatı hızla yapılıyor. Tam o sırada, UNICEF'in bir faksı odaya ulaşıyor. 29 ton ilaç bir iki gün içinde İstanbul'a gelecek. İlaçların niteliği bilgisayarlara işleniyor, uçak indiğinde, eksiği olan kentlere hemen ulaştırılsın diye.

Sivil-asker çekişmesi yok

Tartışılan bir konu da, askerlerin, sivilleri yetersiz kalmakla eliştirip eleştirmediğiydi. Tamamen hükümetin kontrol ve yönetiminde olan Kriz Merkezi'nden doğal olarak askeri görevliler de var. Bir ara üst düzey bir general de sohbetimize katılıyor. Eleştirileri haklı bulmuyor. Yorumu şöyle: "Hükümet hızlı ve etkin çalışıyor. Herkes görevini yapıyor. Siviller de, askerler de..."

Çok eleştirilen Ankara'da durum böyle. Belki ilk 12 saat hariç, devlet duruma hakim, yaraları sarmaya çalışıyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır