Atina her türlü yardıma hazır olduğunu duyuruyordu. Politik toplumun, yani Yunan devletinin bu adımı apaçık bir barış mesajıydı kuşkusuz, ama aynı sevgi dalgası Yunan sivil toplumundan da gelmekteydi.
Politik toplum mu sivil toplumu öncelemiş, yoksa sivil toplum mu politik toplumu peşinden sürüklemişti? İsteyen bu tartışmaya girer, ama çok açık bir durum var, o da bütün yardımların içinde en dokunaklısının Yunan halkının gönlünden kopanı olduğu. Yunanlılar kan vermek için kuyruğa giriyor, yardım malzemesi toplanıyor ve Yunanlı küçük çocuklar annelerinden depremzede Türk kardeş istiyor!..
On yedi Ağustos sabaha karşı Yunanlılar hakkındaki bütün düşmanlık teorileri çöktü, çünkü bize karşı besledikleri kinin iflah kabul etmez bir biçimde neredeyse genetik ve yerleşik olduğuna inandırmıştık kendimizi. Açıkçası karşılaştığımız çoğu Yunanlılar da bizi buna inandırmak için ellerinden geleni esirgememişlerdi. Her halükârda bizim buradaki hakim kanı, Yunanlılar'ın çok büyük bir çoğunluğunda Türk paranoyası olduğu şeklindeydi.
Belki de farkına varamadığımız ince ayrıntı, korku duyulana karşı ille de düşmanlık beslenmesi gerekmediğiydi...
Belki de deprem bir anda yok etti o gereksiz korkuyu. Ne de olsa yerle bir olmuş bir ülkenin kimseye saldıracak hali yoktu...
Belki de 45 saniyelik depremin yolaçtıkları kırk beş psikalaniz seansından daha etkiliydi...
Korkulardan boşalan Türk-Yunan fay hattını sevgi ve merhamet duyguları doldurdu. Ya da kısaca söylemek gerekirse insanlık galip geldi. Politik toplumun şekillendirdiği üst bilinç sallanıp yıkıldığında, alt bilinçte gizli kalan dostluk çıktı günışığına.
On yedi Ağustos sabaha karşı Türkler'i sevmediğine inanılan başka toplumların insanlarıyla ilgili teoriler de çöktü. Radyoda konuşan bir "gastarbeiter" Türk işçisi, "Ben Almanlar'ın bu kadar yardımsever olduklarını bilmezdim" diyordu. 2 milyondan fazla Türkün yaşadığı Almanya yas ilan ediyordu, hem de Türkiye'den önce! Felaket bize Alman ve Türk toplumlarının ne denli iç içe geçmiş olduğunu da gösterdi, çoğumuz bunun bilincinde değilse de.
Deprem eğer tek bir işe yaradıysa, o da önyargıları çökertmesi oldu. Bu sevgi selinin Türkiye'nin Avrupa ile sancılı ilişkilerine bir an önce yansımasını beklerken, artık sadece kendi iç korkularımızla baş başayız.