Başkan da mı göçtü?
Avcılar, depreme bin ölü verdi, ağır darbe yedi, on binlerce vatandaş evsiz, barksız kaldı. Vatandaş ağır bir soru soruyor: Günlerdir ortada görünmeyen, Avcılar Belediye Başkanı da mı depremde göçtü?
Sefaköy'den başlayıp, Avcılar'dan Anbarlı'ya devam eden kilometrelerce sahil, silme insan...
Bir yumurtayı 5 dakikada haşlayacak ağır sıcak, gökyüzünden sanki nanik yapıyor.
Yeşil alanları kaplamış yüzlerce derme çatma çarşaf çadırların bunaltıcı gölgesi, geceyle gündüzü karışmış, zamanları allak bullak olmuş insan yüzleriyle dolu...
Bir kenara denk edilmiş yataklar, yorganlar, battaniyeler...
Barınakların az ötesinde, bir naylon içine toplanmış birkaç tabak çanak, çatal kaşık...
Mezarlığa dönmeye ramak kalmış yuvadan kaçarken giyilmiş üst baş, pantolon gömlekle oturan erkekler, çocukları beslemeye çalışan kadınlar...
Piknik tüpleri üzerinde tencereler kaynamakta...
Saatler 14.00 civarını gösterirken, sıcaklık 34'lerin üzerine tırmanıyor.
Birazdan yemek yenilecek...
Bunlar, zarar görmüş evlerine giremeyen depremzedelerin günlerdir süren sokak yaşamından bir kesit...
Bu insanlar, günlerdir sokakta yatıyorlar.
Sefaköy'den başlıyor bu bahçeşehirler, sahilden devam edip, Anbarlı'ya kadar dayanıyor...
Ama bu bahçeşehirler, bildiğimiz lüks bahçeşehirlerden değil...
***
Kadınlar, günlerdir tarak yüzü görmemiş saçlarını beyaüz tülbentlerle toplamışlar.
Erkekler tıraşsız, çoğu kısa pantolon, şort, atlet, fanila ile oturuyor.
İşten güçten kesilmişler, evlerine yakın mıntıkaya kurdukları barınaklardan uzaklaşamıyorlar.
Ola ki sütsüzler, evlerini soymasın diye, giremedikleri evlerini de gözlüyorlar...
Deprem, bu aileleri "kevgire" çevirmiş, cep delik, cepken delik, çadır delik, üst baş dökük...
Hüzün, yerini bilinmezliğin sual işaretlerine bırakıyor.
Herkes, "Bize ne olacak?" diye soruyor...
Kadınların çağrısıyla öğle sofraları kurulmaya başlanmadan önce sohbetimizi bitiriyoruz.
Birazdan, pilav, türlü, yoğurt ve salatalar elden ele sofraya taşınacak, yemekler yenecek...
Hayat devam ediyor...
***
Nebahat Hanım, çadır komşusu Semih Bey'e sesleniyor.
"Yemek dağıtıyorlar, aldınız mı?"
Semih Bey, deprem bölgesinde acıya karışmış milyonlarca insanın kafasından geçenleri bir cümle ile özetliyor:
"Bunların vereceği her şey politiktir, o yemeği almayacağım."
***
Yeni yuva kurmuş birkaç aylık evli Ekrem Gökmen ile konuşuyoruz.
Bir çadırda, ağabeyi Mustafa Gökmen, yengesi ve iki yeğeni ile kalıyorlar:
Eşi Ekrem Bey'in dizinin dibinde oturuyor,
Ekrem Gökmen, eğer böyle yazarsanız faydası olur deyip, başlıyor anlatmaya:
"Avcılar Belediyesi daha ortada görünmedi. Büyükşehir Belediyesi geldi. Sabah ve akşam yemek dağıtıyorlar. Bize yapılan yardımlar o kadar da önemli değil... Çünkü biz can kaybı yaşamadık. Şimdilik burada idare ediyoruz. Ama evlerimiz ne olacak o belli değil... Benim evim, ağabeyiminki gibi oturulmaz hale geldi. Şimdi ben nereye taşınacağım. Eşyalarımı alabilecek miyim, nasıl alacağım? Bu bölgede kiralar ne olacak? Yoksa belediye bize, toplu konutlardan bir yer mi gösterecek? Bizim için geleceğimizi bilmek önemli.."
Ekrem Bey susuyor, çadır komşusu Melih Akçal konuşuyor, evli bir çocuklu, annesi yanında suskun:
"Evlerin hasar tespitinin bir an önce yapılması lazım. İçinde oturacak mıyız, başka yere mi çıkacağız? Ama şu ana kadar hiç kimse bize bir açıklamada bulunmadı."
Mustafa Gökmen iki çocuk sahibi, eşiyle yan yana oturuyor. Ve şunları anlatıyor:
"Kış kapıya dayanmak üzere, çocukların okulları var, bizler gibi binlerce insan nereye gidecek? Evlerimizin, eşyalarımızın durumu ne olacak?"
Bu sırada Ekrem Bey yine söz alıyor:
"Bir büyük sıkıntı da şimdi yaşıyoruz. sokakta yatmaktan şikayetçi değiliz. Başa gelmiş bir felaket... Ama bu kadar örgütsüzlük olmaz ki... Şurada bir tuvalet ihtiyacı bile giderilemiyor. Koca belediye, binlerce insanın kaldığı yere birkaç tuvalet de mi kuramaz?"
***
Az ötede ağacın dibinde üç erkek oturuyor.
Kenan Tuncer, iki kızıyla yaşıyor, eşini daha önce kaybetmiş...
Kiradaydık" diyor, "Evimiz çatır çatır çatlayınca kendimizi bu parka attık. Tuvalet sorunu büyük sorun... Şimdilik en büyük derdimiz bu... Ama nerede kalacağımızı da bilmek istiyoruz."
Yönetici sekreterliği yapan kızı Banu Tuncer alıyor sözü, babasından:
"Yaz bakalım gazeteci arkadaş" diye başlıyor ve öfkeyle devam ediyor:
"Ben hayatımda bu kadar örgütsüz bir devlet, bu kadar örgütsüz bir belediye görmedim. Sağlık eğitimi aldım. Koştum kriz merkezine, nerede yardımcı olabilirim diye sordum. Kimsenin kimseden haberi yok... Baktım, bir yer göstermiyorlar, burada insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Bizde bu kadar büyük bir felaket yaşandığı halde, en büyük felaket organizasyonsuzluk... Kimse ne yapacağını, kime, nereye başvuracağını bilemiyor. Buraya yardımlar geliyor, neredeyse hepsi boşuna... Bizim şimdiki ihtiyacımız, temiz su, temiz tuvalet, düzgün çadırlar ve daha ilerde de nerede kalacağım. Halbuki buraya bebek bezi gönderiyorlar. Bunlara yazık oluyor. Bebek olmayan yere bebek bezi gönderilir mi?"
Üç kişilik ailesi ile yandaki çarşaf barınakta kalmakta olan Süleyman Kara söz alıyor:
Ve nükteli bir şekilde çok ağır konuşuyor:
"Bizler burada televizyon falan izleyemiyoruz. Belki sizin haberiniz vardır. Avcılar Belediye Başkanı da yoksa göçük altında mı kalmış?"
Hayır, diyoruz, Avcılar Belediye Başkanı göçük altında kalmadı...
"Öyleyse Avcılar Belediyesi nerede?"
***
Deprem faciasında, canını kurtarmış olup yuvasını kaybetmiş insanların merak ettikleri başlıca mesele, bahçelerde parklarda kaç gün kaç gece daha kalacakları ve başlarını ne zaman nerede yine bir sıcak yuvaya sokabilecekleri?..
Çünkü sorup soruşturdukları kadarıyla...
Oturdukları semtlerde, kiralar hemen zamlanmaya başlamış...
Binlerce insanın düştüğü zorluktan istifade etmeye çalışanlar da var.
Kiralar 100 milyonsa, 130'a; 130'sa, 150'ye, 160'a tırmanmaya başlamış... Evde kalmış, dışarıya çıkartılamayan eşyalar da cabası...
"Önce tabii ki can gelir, enkazlardan insan kurtarılması birinci iştir. Ama bu arada bizim gibi evsiz kalmış insanlara da bir açıklamanın yapılması, bir hareket planının gösterilmesi gerekir."
Daha çok sayıda depremzedenin katıldığı bu sözler, iki çocuğuyla sokakta kalmış Mustafa Gökmen'e ait...
Büyük acı yaşamış, ağır zarar görmüş insanlar arasındaki gözlemlerimiz, Ankara'nın pek duymak istemediği bir gerçeği ortaya koyuyor:
"Devlet böyle bir fekalete karşı hazırlıklı değildi. En küçük bir hareket planı yoktu. Milletin yardımları bile organizasyonsuzluktan heba olup gidiyor. Bu bize bir ders olur mu acaba?"
İLKER SARIER
|