Cümlelerin başı sonu belli değil. "Tabii âfet" sözcüklerini bile "Tâbi âfet" şeklinde yanlış telaffuz ediyor. Ne dediği, sözü nereye getirmek istediği belli değil. "Depremin şiddeti ve büyük alana yayılması zararı artırdı" diyor ve konuşmasının sonunda can alıcı (!) noktayı koyuyor;
"Devletin bütün imkânlarını seferber ettiğinin bilinmesi gerekir.
Böyle durumlar karşısında insanın aciz kalacağının bilinmesi gerekir.."
TV'leri karşısında izleyenler dayanamayıp bağırıyorlar; "Ancak sizin gibi insanlar aciz kalır, başkaları kalmıyor?"
İsmail Köse adlı bir milletvekili çıkıyor "İlahi adalet" diyor.
Beyler, aşağıdaki yazıda görüldüğü üzere depremin şiddeti değil, cehalet ve tedbirsizlik zararı arttırıyor. "Büyük alana yayıldığı için" diyorsunuz, İstanbul'un içinde ve yanıbaşında, Gölcük, Yalova, Avcılar'daki kurtarma çalışmaları bile fiyaskoydu. İnsanlar elleriyle, araba krikolarıyla enkaz kaldırdılar. Kurtarma araçları hava kararınca enkazlardan gelen çığlıklara kulak tıkayarak "Mesaimiz bitti" deyip gittiler. Aynı kurtarıcılar öncelikle para verenlerin yardımına koştu. Ne hastane, ne ilaç, ne ekmek, ne su bulunabildi.. Önceden ne herhangi bir önlem alınmış, ne de hazırlık yapılmıştı.
Kanadalı uzmanın tahminiyle bizim uzmanlar dalga geçmişti ama onun tahmini doğru çıktı.
Tüm uzmanlar defalarca bu bölgeyle bağlantılı fay hattında deprem beklendiği konusunda uyardılar ama dinliyen olmadı.
9 Eylül Üniversitesi profesörü Atilla Uluğ " Deprem önceden bilinmez denir ama en az 9-10 saat önce hareketlenme anlaşılır. Panik olmasın diye haber verilmemiştir." diyor.
Diğer ülkelerden gelen uzmanlar hassas elektronik aletleri, eğitimli köpekleriyle geliyorlar. Biz pet şişelerin dibini çıkararak ses dinliyoruz. Bırakın eğitimli köpeği, bu konuda eğitimli insanımız bile yok.
Sonra da siz çıkıp Meclis kürsüsünden " Devletin aciz kalabileceğini" söylüyorsunuz.
Ayrıca yardımın azı, çoğu olmaz. Elimizden ne geliyorsa o kadarını yapabiliriz. İnsan gücü de bu durumda değerli. Milyonlarca genç ve güçlü insanımız var. Bu bölgelere gidip çalışmalara katılabilir, en azından AKUT'a yardımcı olabilirler.
Ya trilyonları olan siyasiler? Haydi isim vermeyelim ama konuşacaklarına trilyonlarından bir kısmını bağışlayıverseler.. Hani şu şehit analarına vermeye kıyamadıklarını.
Lâfla peynir gemisi yürümüyor!
(Not: Yardımları vilâyet merkezlerinde, kaymakamlıklarda kurulan kriz masaları topluyor. Battaniye, kıyafet, yiyecek, ilaç acil ihtiyaçlar.. Ne bulabilirseniz. Vakit kaybetmeyin!)
Yalıova kriz merkezi: 0226 814 10 01
AKUT Arama Kurtarma: 0212 252 46 44
San Francisco, Afganistan ve biz
Bildiğiniz gibi San Francisco depremleri şiddet ve kayıp açısından son yüzyılın en önemli depremlerinin başında geliyor.
1906 yılında 7.9 şiddetindeki depremde 3000 kişi ölmüş. (O günkü eksik teknoloji ve hazırlıksız yakalanmanın rolü var) Depremden ileri gelen maddi zarardan çok deprem sonrası yangınlar zarar vermiş.
1989 depremi 7.1 şiddetinde... Aradan 83 yıl geçmiş ama San Franciscolular bu kez o kadar hazırlıklı, öyle örgütlüler ki can kaybı sadece 67.
1997'de İtalya'da 5.9 şiddetindeki depremde 11 kişi ölmüş.
1998'de Afganistan'da 5.8 şiddetindeki depremde 5000 kişi ölmüş.
1999'da aynı bölgede 6.1 şiddetli depremde 2300 kişi ölmüş.
1998'de Adana depreminin şiddeti 6.2. Ölü sayısı 145..
1999 İstanbul ve çevresi. Şiddet 7.4, ölü sayısının 10 bine yaklaşmasından korkuluyor.
Aradaki farka bakın; önlem alabilen medeni ülkelerle, geri kalmış ülkeler arasındaki fark en az 3000-5000 kişilik can kaybı..
İşte ancak yangın olduğu anda yangın önlemlerini, deprem olduğu anda deprem önlemlerini düşünen devletlerle, vatandaşının can ve mal güvenliğini herşeyin önünde tutan devletlerin arasındaki fark.
Biz sorumluları olaylar olmadan da uyarıyoruz ama dinleyen yok. Sonra da ortaya çıkıp utanmadan "Devlet bütün yaraları saracaktır" diyorlar.
Hangi yaraları hıı, hangi yaraları?
Giden canları nasıl geri getirecek devlet?