


Çuvaldız ve iğne
Benim neslim ve daha gençler İstanbul'da en büyük depremi Pazartesi gecesi yaşadı. Daha öncekilerde, depremin merkez üssü İstanbul'a çok uzaktı. Bazılarını hissetmiştik. Ama böyle hiç olmamıştı.
Rahmetli babamdan çok deprem hatırası dinlemiştim. Yerin dibinden gelen o büyük sarsıntı karşısında insanoğlunun aczini bu kez kendimiz yaşadık. Korku ve panik... Ne yapmalı? Ne yapılabilir ki?
Hemen sevdiklerimize ulaşmaya çalıştık. Derken, depremin büyük hasar yaptığı bölgelerde yakınlarımız çıktı, çoğu iyiydi. Maalesef kötü haberler de geldi. Yüreğimiz yandı.
Bütün Türkiye gibi günü radyo ve televizyon başında, tanımasak da acılarını paylaştığımız deprem kurbanlarına bir yardım edememenin ezikliği ile, içimiz burkularak geçirdik.
Suçlu kim?
Depremde çöken binaların görüntüsü ekranlara geldikçe, çoğumuzun ilk tepkisi birilerine kızmaktı. Hemen bir suçlu arayışına girmenin açıkça yanlış olduğunu düşünüyorum.
Atasözü "Çuvaldızı başkalarına batırmadan, iğneyi kendine batır" der. Karmaşık toplumsal süreçleri mikro ya da makro komplolarla, birilerinin kötü niyeti ile açıklamak belki böyle duygusal anlarda bizi rahatlatabilir. Ama sorunun çözümüne bu şekilde ulaşamayız.
Elbette, insani kaybın yüksek olmasında inşaat sektörünün küçümsenmeyecek sorumluluğu var. Bunu dün öğrenmedik ki. İstanbul'un zelzele bölgesinde olmasına rağmen pek çok binanın gerekli standartlarda olmadığını hep biliyorduk.
Müteahhitler, maliyeti düşük tutmak için depreme karşı tedbir almadılar. Yerel yönetimler vatandaşla karşı karşıya gelmemek için inşaat yönetmeliğini uygulamadı. Kendi yaptırdığı binalara gücü yetmeyen merkezi devletin belediyeleri denetlemesi zaten beklenemezdi.
Vatandaş konut alırken teknik şartlara aldırmadan sadece fiyatının ucuz olmasına baktı. İş alemi bütün enerjisini "nereden buldunu" kaldırtıp vergi kaçırmaya devam etme çabasına hasrettiğinden, bu işlere vakti kalmadı. İşçiler "mezarda emekliliğe karşı" sokaklara indiler, deprem yönetmeliğinin uygulanması için değil.
Medyayı da unutmayalım. Deprem üstüne en kapsamlı programlardan biri CNN'de yayınlandı. Birkaç göçük görüntüsünden sonra, canlı yayına kurtarma ekiplerinin çalışmaları geldi. Üç deprem uzmanı kısa ama öz şekilde teknik bilgiler verdiler.
İyiniyet yetmiyor
Kurtarma çalışmaları sırasında insanlarımızın yardımseverliği ve iyiniyeti bir kere daha beni çok etkiledi. Yarı çökmüş binaların arasında belki tanımadıkları canları kurtarmak için insanlarımız paralanıyordu. Kendi hayatlarİnİ riske atıyorlardı.
Bir sorun olduğunda birilerinin yardıma geleceğini bilmeyi çok önemsiyorum. Bütün sorunlarına rağmen Türkiye'de yaşamayı anlamlı kılan güzelliklerden biri de bence bu duygu.
Ama iyiniyet yetmiyor. Bize özgü bir kargaşa da ortalığa hakimdi. Bağrış, çığrış içinde, bazen iyilik yapayım derken göçük altındakilere zarar da verildiğine eminim.
Neden önceden nasıl kurtarma yapılacağını öğretmedik? Kimse ilgilenmezdi, ondan. Belediyeler deprem halinde ne yapılacağı üstüne bir kurs hazırlamış olsa, yardım eden vatandaşlardan acaba kaçıkatılırdı?
Deprem gerrçeği artık İstanbul'da yaşamın bir parçasıdır. Bu işin gerektirdiği ciddiyeti hep beraber sahiplenmeye başlayacağımızı umut ediyorum. Lütfen topu başkalarına atmayalım. Kendimizi de sorumlu hissedelim. Birşeyler yapmaya çalışalım.
Sevdiklerini kaybedenlere sabır diliyorum. Allah rahmet eylesin.