Görevleri sadece meteorolojik olaylar ve yer bilimleri olan yüksek dereceli elemanlarımız, kullandıkları yüksek teknolojiye bağlı cihazlarla medyaya depremin 6.7 şiddetinde olduğunu açıkladılar. Vatandaş bunu böyle bildi. Ama bu konuya el atan ecnebi yayın organları bizimkilerden birgün sonra yaptıkları açıklamalarda, depremin 7.8 şiddetinde olduğunu bildirdiler.
Hey gidi dünya hey!... Görüyorsunuz ya, elimizde her türlü imkan olduğu halde daha bir depremin şiddetini dahi tam belirleyemiyoruz. CNN ile BBC olmasa gerçek deprem şiddetini de öğrenemeyecektik. Onu, bunu anlamam... Şimdi bizimkiler kimbilir neler söyleyecekler. "Hayır öyle değilmiş de efendim, hayır böyleymiş efendim" diyecekler. Masala para yok arkadaş... Başımıza gelen bu büyük felaketin şiddetini bile elin adamından öğreniyoruz. Ondan sonra ben üniversitelerde birşey öğretilmiyor deyince de, kızıyorlar. YÖK'e bağırıp-çağırınca, "Haksızlık yapıyorsun" diyorlar. Yazık, günah değil mi be... Bu birincisi...
Şimdi gelelim ikinci konuya; Yaşamayan bilemez derler. Çünkü olayı sadece yaşayan, hisseden, içinde acı duyan vatandaşlar yaşıyor. Elimde olsa onların hepsine altın madalya verirdim. İnsanlığın en büyük örneğini gösterdiler ve halen de gösteriyorlar. Televizyonlardan görüyoruz, 24 saat yememiş, içmemiş, elindeki çatal, bıçakla betonları delerek can kurtarmaya çalışan ve bu imkanları ile hayli başarılı işler yapan insanlarımız, kendilerine uzatılan mikrofana "Bize çekiç yollayın, kazma yollayın" diye bağırıyorlar. Açlık, susuzluk, yorgunluk, uykusuzluk onlara vız geliyor. Büyük bir aşkla ve şevkle çalışıp, kazazedeleri kurtarmaya uğraşıyorlar. Ne büyük bir insanlık, ne büyük bir Türklük... İşte TÜRK ULUSU bu, ne kadar iftihar etsek azdır.
Öte yandan şu ileri teknoloji artık gerçekleri gizlemek isteyenlere çok ağır tokat vuruyor. Nitekim bunu medyada olduğu gibi görüyoruz. Aynı gün deprem bölgesindeki insanlar özellikle Değirmendere'liler, "İki gündür beldemize Allah'ın bir kulu bile yardıma gelmedi. Üstelik yolumuz da kesildiği için hiçbir yardım alamıyoruz. 30.000 nüfuslu bu beldede ağlamaktan başka birşey yapamıyoruz" diye feryat ederken, aynı televizyonunun 5 dakika sonraki haber bülteninde devletimizin en büyüğü, "Telaşa gerek yok, deprem bölgesinde her türlü tedbir alınmıştır" diyebiliyor. Ne diyelim, ne yapalım şimdi. Gülelim mi, ağlayalım mı, sinirlenelim mi?... Vatandaş ne diyor, büyüklerimiz ne diyor?... Birinden biri yanlış söylüyor, birinden biri bizi kandırıyor. Ben ise sadece bunları yansıtma görevini yapıyorum.
Göreceksiniz, 1-2 gün sonra oralara yanlarına televizyon kameralarını alarak gidecekler, bol bol demeçler verecekler, vaadlerde bulunacaklar, resim çektirecekler, "Ah, vah... Yaralarınızı hemen saracağız" diyecekler ve dönüp gidecekler. İşte biz her zaman böyleyiz!...