kapat

20.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


40 hikayemiz var, 40'ı da deprem üstüne..

Birisi kolumdan tutup sarsarak uyandırmak istiyordu sanki beni.. Ama evde "Birisi" yoktu ki..

"Deprem" dedim.. "Sallanıyoruz işte.."

Ve sonra müthiş sallandığımızı fark ettim.. Uzandım, ışığı yaktım.. Tavana baktım.. Duvarlara baktım.. Sıva dökülmemişti.. Ben ayağa kalkmadan sallantı kesildi.

"Mesele yok" dedim..

Önce tuvalete gittim.. Sonra mutfağa.. Bir bardak soğuk su içtim.. Sonra evin önündeki minik terasa çıkıp komşulara baktım.

Birer ikişer ışıklar yanıyordu.. Balkonlara, kapılara fırlayanlar vardı.. Ama genelde herşey yerli yerindeydi..

Televizyonu açarken ışıklar kesildi.. Gazeteyi aradım.. Hiçbir telefon düşmedi.. Yapacak birşey yoktu. "Sabah ola, hayır ola" dedim, yatağıma döndüm.. Telefonlar başladı.. Eş dost arıyordu.. Anlaşıldı, uyumama imkan yoktu.

Terasa bir sandalye çıkardım.. Oturdum.. Sonra radyo aramaya başladım.. Haber alabilmek için.. Önce el fenerini, sonra onun sönmek üzere olan ışığı ile radyoyu buldum. Pili yoktu.. Alt kata indim, mutfak dolaplarına daldım.. İkisini de çalıştıracak altı pil buldum.. Terasa çıktım. Radyoyu açtım.. Gerginliğimi biraz yatıştırır ümidi ile bir de puro yaktım ki, Özcan Karamahmutoğlu, Daily News'un sahibi can kardeşim, Murat'la birlikte çıkageldi..

Özcan ilk sallantı ile kendini sokağa atmış. Bir taksi ile Murat'a gelmiş.. Aileleri dolaşmış, durumu görmüşler, bana geldiler.. Terasta oturup günün ışımasını bekledik..

Tam karşıda Akatlar Camisi var.. İki ince minareli.. İkisi de dimdik ayakta..

Ama o sabah İstanbul'da belki de Fetih'ten bu yana ilk kez sabah ezanı okunmadı. Elektrikler kesikti. Teybin düğmesine basıp ezan okumak mümkün değildi.. Hiçbir müezzin de hiçbir minareye çıkmaya cesaret edememişti..

Ertesi sabahı görme ümidini iyice yitirdiğim hastane günlerimde sabah ezanı sesinin beni nasıl rahatlattığını biliyorum.. İçin için gene o sesi bekliyorum, oysa..

Ezan sesi yeni bir günün başladığını haber verecek bana.. Herkese..

Ertesi akşam, Ortaköy kahvelerinde oturduk gece yarısına kadar.. Ünal, Güven, ben.. Sonra hepimiz evlerimize gittik, yatıp uyumaya.. Ben zemindeyim. Ünal 9, Güven 4'üncü katta..

Ertesi gün öğleden sonra Özcan geldi, nefes nefese.. Dehşet içinde de çaktırmamaya çalışıyor.. Cihangir Öngör, CNN'den dinlemiş.. 8 şiddetinde bir deprem geliyormuş. İstanbuldaki Amerikan şirketleri, dükkanları kapayıp tüymüşler. Cihangir'inki de Amerikan şirketi.. Onlar da kapamışlar..

"İnanma" dedim..
"Nasıl inanmam, CNN!" dedi... "CNN değil, bilmem kim dese inanma.. Zira depremleri önceden haber veren bir teknoloji henüz icad edilmedi. Palavradır.."

Az sonra atv ekranında Kandilli Rasathanesi Müdürü ayni şeyi söylüyor. CNN'e ateş püskürerek..

"Dün gece ne yaptın" dedi.. Onlar bahçeye yatak indirmişler, Muratlarda..

"Yatağımda yattım" dedim..

"Çıldırdın mı" dedi..

"7.8 şiddetinde bir depremde, bir evden sıva bile dökülmemişse eğer, daha sonraki depremler daha da hafif olacağından, o evden emin yer yoktur" dedim.. "Sokağa çıksam başıma saksı falan düşebilir!.."

Az sonra ekranda gene Kandilli Rasathanesinin, ödül verilesi, eli öpülesi genel müdürü, deprem günlerinin en bilinçli, en yardımcı adamı, "Ben kefilim" diyor adeta..

"Bu depremde evinizde bir hasar yoksa girin içine korkmadan.. 7.8'e dayanan evinize artık birşey olmaz.."

Özcan bana baktı..

"Sen sabahtan beri bunları dinledin, şimdi bana satıyorsun" dedi..

"Sen gelip açtın televizyonu" dedim.. "Ben izlemiyordum ki.."

***

Nasıl bu kadar sakin olabiliyorum..

Olağanüstü bir yaratık falan mıyım?..

Hiçbiri değil..

Bir.. Deprem kültürüm var.. Aslında hele hele deprem kuşağının tepesinde oturan bu ülkede herkesin bilmesi gereken şeyleri biliyorum. Öğrenmek için Kandilli'nin açıklamasını beklemiyorum.

İki.. Deprem deneyimim var..

1945.. Van depremi.. 5.5 yaşındayım.. 20 kasım sabahı.. Babam işe, ağabeyim Öcal o yıl başladığı ilkokula gitmiş. Daha 40'ı çıkmamış Serpil kundakta.. Annem odanın içinde birşeyler yapıyor, ben yerde oynuyorum..

Annemin çığlığı ile irkildim.. Serpil'in kundağını kapmış.. Bana da "Koş" diyor.. Kapıya koştuk.. İki katlı evin ikinci katındayız. Kapı sıkışmış.. Açılmıyor.. "Pencerenin içine" diye haykırdı annem.. Duvar geniş. Pencere içi oturacak kadar büyük. Bir pencerede onlar, bir pencerede ben.. Tavandan sıvalar dökülüyor.. Duvar yarılmış dışarı görünüyor.. Sarsıntı devam ediyor.. Her sarsıntıda birşeyler daha göçüyor tepemizde.. Annem "Kurtarın bizi" diye çığlık çığlığa.. Pencerenin altında ev sahibimizi görüyorum.. Babayiğit bir kürt..

"Telaşlanmayın Suat hanım, ben sizi kurtaracağım" diyor.. Annem, "Kapı sıkıştı" diye bağırıyor.. "Şimdi bir balta bulur gelirim" diyor..

O hengamede bir balta buluyor, bir yandan çöken eve giriyor, üst kata çıkıyor.. Kapıyı parçalıyor.. Bizi aşağı indiriyor..

Bakıyoruz, ağbim ağlayarak bize doğru koşuyor.. Okula giderken, yol yapımı için getirilmiş bir dev silindir var.. Kenarda duran.. Yürümeğe başlamış sarsıntıdan.. Üzerinde sürücü olmayan silindirin üstüne geldiğini gören ağabeyim dehşet içinde eve koşmuş..

Az sonra babam yetişti.. Hepimiz sağ ve ayaktayız.. Sonra askeriye bütün Van'a el koydu.. Çadırlar kurdu, herkesi yerleştirdi.. Kışı çadırda geçirdik.. Sarsıntılar 30 günden fazla sürdü.. Oyun oldu biz çocuklara.. Yer sallanmaya başlayınca, köşe kapmaca gibi en yakın ağaca koşar tutunurduk..

En favori oyunumuz deprem tahmin etme idi.. O kadar sık sallanırdı ki.. Halka olup otururduk, sırası gelen söylerdi..

"Ona kadar sayacağım. Bu arada deprem olacak.."

Ona kadar sayarken yer sallandı mı, sayan 10 puan alırdı..

Bilmem anlatabildim mi, niye asla paniklemedim, niye sonuna kadar soğukkanlı kalabildim..

Bu ülke insanına deprem kültürü verilse, dünyanın en müthiş deprem kuşağı üzerinde oturan insanlara, ilkokulda, ortaokulda, lisede herşey ders diye anlatılsa, ezberletilse, televizyonlarda belgeseller yapılıp gösterilse, insanlar bu paniği yaşarlar mıydı?.. İnsanlar yalan haberlere, kasıtlı haberlere bu kadar kolay inanırlar mıydı?..

400 atom bombasına eşit güce dünyanın hiçbir devleti yetişemez.. Bizimki de yetişemedi.. Ama daha önceden, yıllar öncesinden başlayarak yapması gerekenleri yapsaydı eğer, deprem sonrasının hem yaşamı, hem de manzarası çok değişik olurdu..

Bir gün olacak, inşallah!..

Ecevit'e bak, rahatla!..
Adana depreminde yaptıkları çürük evlerle 146 vatandaşımızın ölümüne sebeb olan canilere yargının her nasılsa verdiği birkaç yıllık cezayı da affetmek için yasa hazırlayan Bülent Ecevit, Rauf'ta okuyorum, Müteahhitleri savunmuş, televizyonda..

"Müteahhitleri suçlamayın. Askeri karargah bile çöktü.."

Yok yahu.. Askeri karargahları müteahhitler değil de kabzımallar mı yaptı?..

Bakın..

Bu ülkede önce yasa eksik..

"Mesleki kurallara aykırı davranarak ölüme sebeb olmak" ne demek?..

Cinayet daha nasıl işlenir, deprem kuşağındaki bir ülkede.. Niye her ölü için ayrı ayrı cinayetten yargılanmazlar?..

Bir yargıç, bir tek yargıç bunları cinayetten yargılasa da, Yargıtay'dan dönse, ne olur?..

Bir gürültü kopsa.. Bir kamuoyu oluşsa.. Yasalar değişse..

Tazminat.. Komik.. Çünkü kahrolası bir madde var.. Tazminat, alanı zengin etmeyecek ölçüde olmalı..

Yahu anası, eşi, iki çocuğu ölmüş adamı zengin etsen ne olacak?..

Tazminatta amaç, alanı zengin etmek değil ki.. Vereni korkutmak mesele.. Korkutacaksın ki, vicdansız herif hiç değilse kesesini düşünüp çalmasın.. Çocuk işte.. İmrenmiş, girmiş baklava çalıp yemiş.. Hiç acımadan at içeri..

Ama binleri, onbinleri öldürenleri sal..

***

Şimdi bütün kamuoyu yakından, çok yakından izlemeli.. Ortada öyle bir suçüstü örneği var ki..

Eskişehir Belediyesi 18 yıllık bir binaya 10 yıl önce "Çöker" raporu verip tahliye istemiş. Dandik bir bilirkişi raporu ile bina yerinde kalmış. Depremde çöken ve 13 cana sebeb olan bina işte bu..

Şimdi bakın..

Bu binayı kim yaptı?..

Fenni mesulü kimdi?..

İskan iznini kim verdi?..

O dandik bilirkişi kimler?..

Bunlar toplu halde, bu 13 kişinin katilleridir.. Görelim bakalım, cumhuriyetin üçüncü gücü "Yargı" bunlara ne yapacak?..

Sakın ola, polis, sakın ola savcılar, sakın ola yargıçlar "Elimiz kolumuz bağlı" demesinler.. O zaman onlarınki de "Suça iştirak" olur, kamu vicdanında..

Böylesine bir suçüstünün dahi üzerine gidilmezse eğer, kimse ama hiç kimse kalkıp laf etmesin bundan sonraki facialarda..

***

Televizyonda bir uzman konuşuyor.. Fatma Çölaşan'mış adı..

"En çok hasar görenler devlet binaları.. Bunun suçlusu da devlet" diyor.. İzah ediyor..

İhale yasası "En uygununa" dermiş.. Oysa Bayındırlık Bakanlığı her yıl çıkardığı yönetmeliğe "En ucuz verene" diye madde koyarmış..

Böylece ihale en ucuz verene gidiyor, kimdir, nedir, bu fiata nasıl yapar demeden..

Bu fiat dedikleri 1936 birim fiatları üstelik.. Devlet hesabı buna göre yapıyor, adam bir de bunu yarı yarıya kırıyor, ihaleyi almak için.. Veren devlet düşünmüyor, yahu çalmazsa eğer bu paraya bu işi nasıl yapar, diye..

Adam ihaleye girerken ilan ediyor, davul zurna ile çalacağını..

Peki ya medya..

Fatma Hanım bizim suçumuzu da tokat gibi vuruyor yüzümüze..

"Sıkıysa, en ucuz verene vermesin devlet.. Medya öyle bir izliyor ki.." İzleriz biz.. Suistimal haberi yapmak için öyle izleriz ki..

Aklımıza gelmez, bu fiatla bu binanın nasıl yapılacağı.. Aklımıza gelmez, depremde bina çökünce altında kalanların günahının bir bölümünün bize ait olduğu..

"En ucuza.. En ucuza" diye haykırarak, iti, uğursuzu müteahhit yapan biziz..

Biz medya..
Bugüne dek bir tek yazı, bir tek TV programı hatırlıyor musunuz, "Bu fiata bu iş nasıl yapılır?.. Bu fiatla gelene ihale nasıl verilir" diyen..

Ama kaç yüz örneği var tam tersinin.. Devlete üstelik yasaların "En uygunu" seçme hakkı verdiği durumlarda dahi en ucuzu seçmediği için Başbakanı Yüce Divana kadar yollayacak kadar kopartılan kıyametleri ve sürdürülen kampanyaları..

Medyası da canı değil, parayı düşünüyor bu ülkenin.. Hadi devlet olun da, bu medyayı bile bile, doğru bildiğinizi, inandığınızı yapın, işi sağlam müteahhide verin bakalım..

Tencere dibin kara..

Bir kişi çıksın karşıma "Benimki değil" desin bakalım.. Görmek isterim!..

Bu topyekun felaketin topyekun suçlusuyuz, hepimiz!..

Ağlama Müdürü..

Uygarlığın bir ölçüsü de, yaraların sarılma hızıdır..

Sarılabilecek yaraların tabii..

Çatlaklar, çökmeler yüzünden kapanan Türkiye'nin aortu TEM Oto yolu ne zaman hizmete açılacak mesela?.. O yıkılan Adapazarı bypass'ı ne kadar zamanda onarılacak?..

Dünyanın en iyi ağlayan Genel Müdürü Dinçer Yiğit'e sormaya kalksam, depremden sonra bir de sel alır ülkeyi.. Karayollarının birşeyler yaptığına dair birşeyler duymadım, görmedim henüz..

Bu çapta depremler yüzyılda bir olurmuş..

Gelecek depreme kadar yetiştirirler artık!..

BİZİM DUVAR
Ecevit, "Salı sallanır.. Halk hazırlıklı olmalıydı aslında" diye niye savunma yapmadı acaba?..

Hakan & Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Bazı yıkılışlar daha parlak kalkınışların teşvikçisidir.

Shakespeare

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır