kapat

20.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


"Kabuk devlet" palavraya "Teknik devlet" altyapıya dayanır

Türkiye'nin en gelişmiş sanayi bölgesi 45 saniyede çöktü. Güngör Mengi'nin de değindiği gibi, ölü sayısının 10 bini bulacağı varsayımları artık abartma sayılmıyor.

Bütün bu felaketin rezaletiyle, rezaletin felaketini yine "kader"e bağlamaya sıvanan bazı siyasetçiler var gibi..

Var gibi ama...

Sanırız bu kez, sorumluluk topunu kestirmeden "kader" gargarasına şutlamaya kalkmak, eskisi kadar kolay yutulmayacak.

Neden yutulmayacak?

Çünkü TV yayınlarının gerçekleştirdiği saydamlık, felaketin rezaletiyle, rezaletin felaketini tüm dünyanın gözleri önüne sermekte...

1939 Erzincan depreminde 33 bin kişi ölmüştü.
Kimse oturduğu yerden izleyememişti Erzincan'da neler olup bittiğini...

"Acımız büyük; yaralar sarılacaktır" edebiyatıyla o korkunç olay enine boyuna didiklenmeden, kolayca sarmalanıp unutkanlık rafına kaldırılmıştı.

Ondan sonraki depremlerle su baskınlarının da hangi sorumsuzluklarla katmerlendiği, ince eleklerden hiç geçirilmeden beylik siyasal "ham hum şaralop"larla yine sarmalanıp, yine hemen unutkanlık raflarına kaldırılmıştı...

Bu kez öyle olmadı.
Felaketin rezaletiyle, rezaletin felaketi TV ekranlarından tepsi tepsi tüm dünyaya sunuldu.

Ve Türkiye'nin "kabuk devlet" görüntüsünden, "teknik devlet" yapılanmasına bir türlü geçememiş olduğu iyice vurdu su yüzüne...

Neden Türkiye "kabuk devlet" görüntüsünden, "teknik devlet" yapılanmasına bir türlü geçemedi?

Bu soruyu saydam ve akılcı bir tutarlılıkla bölüm bölüm incelemek isterseniz; öncelikle son 80 yılda Türk siyasetinde iktidar doruklarına tırmanmış sivil-asker kadroların; kamuoyunun gözlerini hangi tür palavra ve demagojilerle boyamaya kalktıklarının bir dökümünü yapın.

Sonra da sıra "Devlet eliyle zengin edilmiş kişilerin" dökümüne gelsin.

O zaman çok başka bir tablo çıkacaktır ortaya..

Kocaeli depremi o çok başka tabloyu ön plana getirmeye başladı bile...

Örneğin Yalova'da yıkılan modern görünüşlü yazlıkların müteahhidi bir anda manşetlere çıktı.

Şimdi herhalde bazı arkadaşlar, o tip müteahhitlerle siyasal partiler arasındaki ilişkileri de kurcalayacaklardır. Ve "Deprem şartnamesi"ne uymadan yapıp sattıkları binalar için, kimlerin onayıyla hangi bankalardan ne kadar kredi aldıklarını da...

Nitekim Zülfü Livaneli dünkü yazısında bu konuyu hafiften cımbızlıyor ve şu soruları soruyordu:

"Gölcük'te un ufak olan, kibrit kule gibi yere yapışan askeri tesisleri hangi müteahhit yaptı?

Yüzlerce bina ayakta kalırken, en sağlam olması beklenen askeri yapıların birçok ordu mensubumuza mezar olması nasıl açıklanabilir?"

Yine dünkü Sabah'ta "Tarihe bakın... Ve utanın..." diye 537 yılında yapılmış Ayasofya ile 1616'da yapılmış Sultanahmet Camii'nin fotoğrafları yayınlanmıştı.

Ayasofya'yı mimar Anthemios ile İsidoros yapmışlardı. Keşke mezarları bugün de bilinebilseydi... Sultanahmet Camii'nin ise mimarı Sedefkar Mehmet Ağa'dır. Onun da mezarının nerede olduğunu, en azından ben bilmiyorum.

Daha çok avanta sağlayalım, diye, "Deprem şartnamesi"ne uymadan "yuttur kaydır" yöntemiyle yaptıkları yapılar, daha ilk sarsıntıda yerle bir olan mimar ve müteahhitler; birer buket kırmızı karanfil koysunlar Ayasofya'yla Sultanahmet Camii'ne...

Kendilerinin kızarmayı unutmuş suratları yerine, hiç değilse o beklenen utancı yansıtır kırmızı karanfil buketleri...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır