Aynı bizim Hıncal gibi. 12 Ağustos Sabah Gazetesi'nin Hıncal'ın Yeri'ni okuyun. "G.Saray yönetiliyor mu?" yazısını... Fatih Terim'in neler yapmadığını, neden stoper alıp da, orta alana ve forvete kimseyi almadığını, doğru dürüst hazırlık maçı yapmadığını, Terim'e "Nerede kaldı senin imparatorluğun?" deyişini ve tabii Hıncal'a göre, G.Saray yönetimini paramparça yapan yazıyı...
Tarihe dikkat edin. Bu yazı, Cimbom'un Viyana'da kader maçının ertesi gününde Hıncal'ın sütununda yazılıyor. Ama yazının kaleme alındığı tarih maçtan önce.. Yani kelle avcıları yine sahnedeler. Maç kötü gittiği an, "Ben demedim mi?" teranesi başlayacak; o da kahraman olacak. Allah işte... Aynı gün, bu sefer 34. sayfada Hıncal'ın "Karpatlar'ın Maradonası" maç yazısı. Yani içerideki yazı dışarıda Hıncal'ın elinde patlıyor.
Geliyoruz 19 Ağustos'a... Bu sefer G.Saray'ın orta alandaki o müthiş diklemesine baklava dilimi... Onun da yaratıcısı Fatih Terim. "Bu dörtlü, arkada Suat, yanlarda Emre ile Okan, ileride Hakan.. Ve bu dörtlü muhteşem. Onun farkında olan pek yok sanki" diye bir ifade... Aslında tam Hıncallık yazılar. Onun yazılarını yanyana koyacaksın, bir gün siyah dediğine ertesi gün pembe, öbür gün mor, bir başka gün kırmızı dediğini göreceksiniz.
Yazıya başlarken ne demiştik? Herkes bir suçlu arıyor. Bakın beyler! Sanayi Odası vardır. Ticaret Odası vardır. Ama Müteahhitler Odası yoktur. Eğer olsaydı, onlar üyelerine yaptırım gücü getireceklerdi. Bu odayı kurdurmayan kim, biliyor musunuz? Yine Sanayi ile Ticaret Odası. Çünkü eğer bu oda kurulursa onların gelirleri azalacak. Peki; karne satışından avantajlı olup yolunu bulan kim? Bayındırlık Bakanlığı.. Devir harçlarından para aldığı için.. Binaların denetimini kim yapıyor? Yerel yönetimler. Bunların güçleri ve çapları yeter mi? Hayır! En önemlisi sigorta. Eğer bir binayı inşa etmeye başlamadan sigortalarsınız, bunun sorumluluğunu o sigorta şirketi alacak. Ona göre malzeme kullandıracak, ona göre kontrol yapacak. Haliyle maliyet de artacak. Niye bazı inşaat şirketlerimiz Almanya'da barınamadılar, tutanamadılar. İşte bu yüzden.
Ama Türkiye'de önce İhale Kanunu'nın değişmesi lazım. Devlet bana ucuza yap diyor. En az verene ihaleyi yüklendiriyor. İşte size kısaca depremin rontgeni.
Bizim suçumuz mu? Çok fazla. Bırakın yeni arabayı, kullanılmış araba alırken bile tamirciye götürürüz, altına yatarız, üstüne çıkar bakarız. Domates, elma alırken bile elimizle şöyle bir kontrol ederiz, çürük var mı diye. Ama ev alırken, aşağıdaki kazan dairesine veya tesisatın çıkışına bile bakmayız. Mutfağa gireriz, banyoya gireriz, eğer İtalyan malzeme kullanılmışsa bizim için tamamdır demektir. Sonunda başımıza bunlar geliyor. Üzülüyoruz.
Yukarıda yazılarından örneklerini verdiğimiz Hıncal bu kadar kararsız olursa, devletten de fazla bir şey beklemek abesle iştigal olur.