kapat

20.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Göç yolları göründü bize
Depremle perişan olan İzmitliler'in yaşadığı dehşet Tüpraş yangınıyla ikiye katlandı. Yangının kontrol altına alındığı yönündeki haberler paniği önlemedi Çaresiz insanlar bulabildikleri ne taşıt varsa binip felaket bölgesinden kaçıyor

Depremin merkeziydi İzmit. Binlerce kişi göçük altına kalıp can verdi, binlercesi da ağır yaralı. Kurtulanlar ise bu faciadan sağ çıktıklarına sevinemiyorlar. Çünkü kiminin annesi, kiminin babası, kiminin kardeşi enkaz altında.

Ve tüm bu dayanılmaz acılara bir de tüyler ürperten bir korku eklendi. Tüpraş alev alev yanıyordu. Patlamaya hazır bomba gibi duran bu Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşundaki yangının dumanları, ceset dolu kentin üzerine kabus gibi çöktü. Herkes tehlikeyi farkındaydı. Bir facia daha adım adım üzerlerine geliyordu. Onbinlerce kişi için kaçmaktan başka çare yoktu.

Büyük kaçış
Batı ülkelerinden gelen destek sayesinde Tüpraş'taki yangın dün bir ölçüde kontrol altına alındı. Ancak Tüpraş'tan, cehennemden kaçış sürüyordu. Arabalı vapur, otobüs, otomobil... İnsanlar ne bulduysa atıyorlar kendilerini, üzerlerinde bir pantolon bir tişörtle. Büyük izdiham yaşandı kaçış sırasında. Kenti terketmeyenler ise, enkaza dönüşmüş dev apartmanların önünde yakınlarının sağ çıkmasını bekliyor, ellerini açmış dua ediyorlardı. Alev alev yanan Tüpraş'a hiç aldırmadan.

48 saniye
Babam Sakaryalı, annem İzmitli. Yarımca, Tütünçiftlik, Derince doğup büyüdüğüm, çocukluğumun geçtiği yerler... Ama artık yoklar... O sıcak geceyarısı, o ürkütücü sarsıntı hepsini alıp götürdü.

***

Televizyonda görmüşsünüzdür belki, Gölcük'ü, Yalova'yı, İzmit'i, Adapazarı'nı, Tütünçiftlik'i... Ya görmedikleriniz... Birer karton parçası gibi yıkılan evlerin arasında dimdik, sapasağlam görünen evler.. Hiçbiri, ama hiçbiri oturulacak halde değiller... Duvarlar çatlak, merdivenler kaymış, binalar hafif de olsa eğilmiş... Ve en önemlisi insanlarla evler arasındaki bağlar kopmuş... Artık hiç kimse oralarda oturamaz... Yollar yarılmış, köprüler yıkılmış... Deniz, depremle el ele verip sahildeki evleri yutmuş...

***

Ve Tüpraş.. Evimizin 200 metre ötesindeki kimyasal bomba... Onun etrafını boşaltmak için illa 5000 kişinin öleceği bir deprem mi gerekli, yoksa bütün tankları yakan bir yangın mı? Böylesine büyük bir kimyasal bombanın etrafına nasıl olup da yerleştirmişler bizleri... Ve nasıl olup da çıkan küçük bir yangını önleyememişler? Ülke ekonomisinin can damarının yok oluşunu bizlere seyrettirmişler...

***

Annemi ve babamı İstanbul'a getirdik hemen... Beşinci kattan aşağıya inene kadar 5 dakika geçmiş... Ev yıkılsa hiçbir şansları yok yani... Alt kattaki komşumuz balkondan atlamış... Birkaç kırıkla kurtulmuş bu felaketten... Ama ya diğerleri... Elektriksiz, susuz, telefonsuz ve yiyeceksiz geçen saatler...

***

Sabaha karşı, koca bir geceyi Yarımca'nın dağlarında geçiren teyzemlere ulaştığımda içimi ılık bir duygu kapladı. Çaresiz kalan insanları kurtardığımıza sevinirken, onların yaşadığı bu dramı görmek beni utandırdı... Bu bir savaştı... Saldıran doğa, saldırılanlar ise çaresiz insanlar... Ve savunan yoktu... Ne devlet, ne polis, ne ordu, ne Kızılay... Sadece 'Dağa çıkın yardım gelecek' demişlerdi... Ama ne giden oldu ne de gelen... Dağlardaki bebekler aç, insanlar ise yorgundu... Gözlerinin önündeki manzara ise tüyler ürperticiydi Yarımca'nın dağlarında... Evleri yıkılmış, otoyollar kitlenmiş ve Tüpraş yanıyordu.... Deprem 48 saniyeydi belki... Ama o dağlardaki insanlar saatlerdir depremi yaşıyorlardı...

***

Bir hafta önce dağlardaki insanların çoğu genel grevdeydi... Daha iyi bir yaşam için ele ele vermişlerdi... Ülkenin bir kısmı Bodrum'daki diskoteklerde köpüklerin arasında çılgınca eğlenirken, onlar harcadıkları her liranın hesabını yapmak zorundaydı... Ama bu ülkeyi yönetenler gibi depremin de sosyal adaleti yoktu...

***

Eminim ki, bir ay sonra herkes İzmit'i, Adapazarı'nı, Gölcük'ü, Yalova'yı, Yarımca'yı, orada yaşam savaşı verenleri unutacak... Tıpkı Erzincan'ı unuttuğumuz gibi... Ve o sıcak geceyarısında yaşadıklarımız doğaya karşı yaptıklarımızın bir cezası olarak anılarımızda yer alacak... Altan TANRIKULU


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır