Gerçeklerin ne olduğunu biliyorsunuz tabii... Umursamazlık, adam sendecilik, hırsızlık, kontrolsüzlük, kolay para kazanma alışkanlığı, insanlarımızı önemsememe duygusu... Kısacası bu ülkede yıllardan beri süre gelen ve bir türlü düzeltilemeyen aksaklıklar yüzünden kaybettiğimiz canlar, kaybettiğimiz mallar bunu açıkça gösteriyor.
Konunun birinci kısmı doğanın gücü ve kudreti... Buna biz inananlar "Allah'ın kudreti" diyoruz. İnanmayanlar ise, tabiat kanunu olarak nitelendiriyorlar. Her ikisinde de ortada olan muazzam bir güç var ve buna kimse karşı çıkamıyor. Bu güç esti mi esiyor, gürlede mi gürlüyor, vurdu mu vuruyor, devirdi mi deviriyor... Daha sonra da bizlere bunun yorumunu yapmak düşüyor. Sakinleştikten sonra meydana gelen olayları anlatıyoruz, yorumluyoruz...
Önceki gece yarısı başımıza gelen büyük felekati canlı olarak izleyenlerden biri de benim. O saatlerde uykum kaçmış, televizyon seyrediyordum. Şöyle bir film yakalayayım da, seyrederken uyurum diyordum. Nitekim televizyonu açtım ve bir film aramaya başladım. Kanalları karıştırırken olanlar oldu... Önce ekrandan bir hışırtı sesi, sonra duvarların çatırdayarak ve toz toprak saçarak üzerime doğru gelmesi... Büyük bir uğultu... Oturduğum kanepenin sağa-sola yalpalaması, televizyon ekranının birden kararması ve artık tavanın çökmesini beklerken gayri ihtiyari "Allah, Allah ev başıma yıkılıyor" sözünü söyleyerek karanlıkta çıkış kapısına yönelmem işte bu 45 saniye içinde oldu.
Kendimi evin önündeki bahçeye nasıl attığımı herkes gibi ben de hatırlamıyorum. Bu olağan üstü dehşeti uykuda değil, ayıkken yaşadım. Bahçede gözlerimi karanlığa alıştırmaya çalışırken bir ara gökyüzüne doğru baktım. Gök adeta yere inmişti. Pırıl, pırıl parlayan yıldızlar, masmavi göğün içinde dünyaya anlamlı anlamlı bakıyorlardı. O anda göğü seyredenler hatırlayacaklardır, muhteşem bir pırıltı ve renk cümbüşü ile adeta esrarengiz bir ayin yapıyordu yıldızlar.
Sonunda o karanlığa da alışan gözlerimiz görmeye başladı. Hemen bütün komşular benim gibi yapmış, kendilerini evin dışına atmışlardı. Ama bir süre hiç kimseden çıt çıkmamıştı. Korku ve dehşet bir süre hepimizi esir almıştı. Birazdan karşı komşumun kısık sesi duyuldu, "Ahmet Vardar, nasılsın?..." - "Çok şükür iyiyim Kemal'ciğim" Ve arkasından diğer komşuların sesleri... Birbirimize "Geçmiş olsun" diyerek o heyecanı yenmemiz kısa sürdü. Hayattaydık, yaşıyorduk.
Gerçek üzüntümüz ne zaman oldu biliyor musunuz?... Gün ağardıktan sonra televizyon başına geçip, karton kağıtlar misali devrilen, kum ve çimento yığını haline gelen binaları görünce... Onların altında kalan yüzlerce canın öldüğünü işitince...