kapat

18.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Deprem kültürümüz bile yok!..

Türkiye'nin nasıl geri kalmış bir ülke olduğu ortaya çıktı, asıl ona ağladım, dün sabaha kadar.. Önce..

Adam gibi yapılmış binaların duvarlarından kireç bile dökülmedi..

Çökenler..

Adam gibi yapılmayan binalar..

Bunca ölü, bunca yaralı, bunca mal kaybının sorumlusu, üç kuruşa tamah eden müteahhit..

Niye etmesin ki?.. Hesap soran mı var?..

Bunca depremde, bunca kağıt kule yıkıldı, kimim yakasına yapışıldı?..

Hangi mahkeme, hangi müteahhit için yıllarca hapis, trilyonlarca tazminat, ebediyyen meslekten men cezası verdi?..

Suçu hemen yasalara atmayın..

Yasa çıkaranlara da..

Milletçe kayıtsız kaldık bu rezilliğe hep..

Bu ülkenin en çağdaş, en ileri yapılarına karşı çıkmayı, onları yıktırmayı hedef edinen, sözüm ona sivil toplum örgütleri, İstanbul'un manzarası kadar insan canına değer verdiler mi?..

Bu ev şeklinde yapılmış potansiyel mezarlarla bir saniye, topu topu bir saniye savaştılar mı?..

Acılı iken bir iki çığlık. Sonra..

Kader!.. Allah böyle yazmışsa, müteahhitin suçu ne?..

Hatta adama teşekkür gerek.. Azrail'in işini üstlendiği için..

Sonra.. Asıl burası önemli..

Benim halkımın böyle bir doğal felaket anında ne yapacağı, ne yapmayacağı konusunda hiç, ama hiçbir kültürü yok..

Olsa, daha ilk sallantıda kendini beşinci kattan aşağı fırlatır mı?..

Olsa, hemen arabasına atlayıp deli danalar gibi kendini oto yollara atar, yardım araçlarının yollarını keser, tıkar, kimbilir kaç cana mal olan hayati dakikaları, ziyan ettirir mi?..

Olsa, hemen telefona sarılıp, sabaha kadar karşısına kim çıkarsa konuşmaya savaşarak, telefonları kitler, acil yardım çağrılarının yapılmasını önler mi?.. Görevlilerin bile birbirlerine ulaşmasını imkansız hale getirir mi?.

Dün gece sabaha karşı saat üçten sonra İstanbul'da hayat felçti..

İstanbul'da hayatı felç eden deprem değil, biz İstanbullulardık.. Hem de bu televizyon çağında sivil savunma hem de nasıl organize edilir, hem de nasıl anlatılırdı insanlara.. Sivil savunma..

Bu sözcüğü duydunuz mu?..

Duymuş olanınız vardır.. Yasal çünkü.. Güya yasal.. Yasa gereği bu görevi yüklenen üst kattaki emekli bir asker, görevini ciddiye alıp felaket anı konusunda bir iki ön uyarıda bulunmaya kalkıştığında, onunla nasıl dalga geçtiğinizi hatırladınız mı?.

Uygar ülke olsaydık..

Deprem anında her birimiz önce kendimizi ve ailemizi kurtarmak, sonra da başkalarına yardım etmek için neleri yapmamız, neleri de yapmamamız gerektiğini öğrenirdik.

Her mahallenin, her sitenin, her apartmanın sivil savunma görevlileri olur, ev ev dolaşıp, insanların paniğe kapılmadan güvenli yerlere alınmmalarını sağlar, kuru kalabalık yaparak kurtarma çalışmalarını daha da güçleştirmelerini engellerlerdi.

45 saniyelik deprem kaç kişiyi öldürdü bilmiyorum.. Ama pek çok insanın hayatını panik yüzünden, geciken kurtarma çalışmaları, geciken ambulans, geciken ilk yardım yüzünden kaybettiğini kolayca tahmin ediyorum..

İnsanların yarattığı felaket, depremden daha fazla hasar yaptı, ülkemde..

Bu yazıyı bugün iyi okuyun.. Zira bir dahaki depreme kadar böyle şeylerden söz edileceğini duymayacaksınız..

Depremden değil, deprem kültürümüzün olmayışından korkmamız gerektiğini öğrenene kadar, bu böyle devam edecek..

* * *

Elektrikler kesik.. Bir transistörlü radyo buldum bir köşede, pili yavaş yavaş biten el feneri ile arayarak..

Bir felaket anında, bana ilk bilgileri, ilk talimatları verecek radyoyu el altında bir yerde bulundurmadığım için kendime söverek..

Onun da pili bitmişti.. Çakmak ışığında evde aklıma gelen pilli aletleri söke söke, iki tane el fenerine, dört tane de radyoya pil buldum..

Niye radyom, fenerim belli yerde, zifir karanlıkta bile bulunacak şekilde hazır değil?.. Nasıl uygar insanım ben?..

Radyomda FM bandı var sadece.. Hemen 95.60'a ulaştım.. TRT FM!..

Müzik çalıyordu..

Türkiye'nin yarısı sallanış.. Yer yerinden oynamış.. Saat dört.. Saat beş.. TRT hala şarkılar çalıyor.. Otomatiğe bağlamış gitmişler. Başında bir adam varsa, o da korkudan kendini dışarı atmış belli..

Bütün kanalları ile iş başında olması, en güvenilir haberleri vermesi, halkı aydınlatması, uyarması gereken TRT FM saat altıya kadar müzik çalmaya devam etti. Gün ışımış, olanların hepsi olmuşken, haber yayınına başladı..

Şimdi Yücel Yener bu akıl almaz, inanılmaz ihmali yapanlara ne yapacak, çok merak ediyorum..

brt radyosunu buldum.. Orada sorumlu bir haber spikeri, dakika başı yalvarıyordu adeta..

"Ana arterleri işgal etmeyin. Ambulansların, kurtarma araçlarının yolunu kesmeyin.. Yıkıntıların etrafında toplanıp, kurtarma çalışmalarını zorlaştırmayın.. Bastığınızın yerin altında, kurtarılmayı bekleyen birisi olabilir, yapmayın" diye..

Acaba kim dinliyordu brt'yi..

Oysa bu insanların beyni ilkokul, ortaokul eğitimleri ve televizyon programları ile yıkansa, "Felaket anında TRT radyolarını açın. Hem haberleri alın, hem uyarıları dinleyin.. Sivil savunma şeflerinin uyarılarına uyun" denseydi, bu panik, bu kargaşa, bu rezillik olur muydu?..

İnsan canının on para etmediği bir ülkenin vatandaşı olmak, size nasıl bir duygu veriyor?..

Deprem ha!..

Güldürmeyin beni..

SEVDİĞİM LAFLAR
En birinci emir: Sizi korkutmalarına izin vermeyin..

Elmer Davis (1890-1958)

TESETTÜR!..
İsmet Ağbi, karısının elini tuttu diye kıyamet koparıyor adam.. Bazı gazeteler de yangına körükle gidiyor.. Yok canım, mürteci basın değil.. Kocaman kocaman çıplak kadın resimleriş basarak tiraj arayanlar da var içlerinde..

Bir emniyet müdürü arkadaşım telefon etti, sabahı..

"Bu ülkede hiç kimse kadın eli tutmayanlara kızmasın" dedi.. "İsmet Ağbi gibi çok iyi bilinen birisi bile, bir kadın eli tuttu, başına neler geldi bak?.."

Sezen!..
Yapma Fatih.. Yapma Sevgili Çekirge..

Sezen Aksu'nun bikinili fotoğrafını çekmek ve yayınlamak gazetecilik, tamam.. Ama altına onu aşağılayıcı şeyler yazman..

Önce zülfiyardan görünüp sonra daha dün Kral TV'nin ödül üstüne ödül verdiği Sezen'i "Yıprandı, yoruldu, yaşlandı" diye hançerlemen yakıştı mı?..

O Sezen, kaç gecedir, koskoca Açık Hava Tiyatrosu'nu dolduruyor. O Açık Hava'nın bir gecesi, Rumeli'nin dört gecesine bedeldir, koltuk sayısı açısından..

Siz, orada da Sezen'i aşağıladınız ya.. Konserin başlamasından dört saat evvel çekilen fotoğraflarla "Boş" koltuklara söylediği "Haber"ini verdiniz ya..

Sezen ile Yeşim Salkım arasında sorunlar olabilir.. Ben sanmıyorum.. Olsa, Sezen'den duyardım.. Yok.. Yaratmışlar..

"Sezen Yeşim'i Rumeli Hisarı'nda istemiyor" demişler.. Derler.. Rumeli Hisarı'nı sırf bu sebeple kiraladığınızı da dedikleri gibi.. Bu ülkede daha 10 Hisar, 20 Açık Hava Tiyatrosu'na ihtiyaç var.. Keşke yüz Sezen, bin Yeşim'imiz olsa..

Gazetecilik bunu savunmak..

Bana sakın yanıt verme Sevgili Fatih.. Aynaya bak ve kendine söyle, yaptığın doğru mu?.. Bir gazete, bir gazeteci için en ayrılmaz unsur, "İnandırıcı" olmaktır..

Televizyonlar tıklım tıklım dolu tiyatroyu her gece gösterirken, bizzat yayınladığın fotoğrafta Sezen'de hem de hiç selülit görünmezken, nasıl inandırıcı olabilirsin Fatih!..

Şimdi bana kızarsın.. Tüm Rumeli Holding ailesi de kızar, belki..

Ama iyi düşünürseniz eğer, ben Star'ı sizden fazla savunuyorum, anlarsınız..

Günlerdir Sezen'e saldırıyorsunuz..

Sezen dimdik ayakta..

Sen de dimdik ayakta ol, Sevgili Fatih!.. Dim dik.. Zerre eğilmeden.. Eğrilmeden!..

Ölüm..
Barlas Küntay öldü.. 40 yıllık dostumdu.. Gazi Lisesi'nin müthiş santroforu Kasiba Barlas iken tanımıştım onu. 1950'lerin sonları..

Ölümünün ardından birşeyler yazmak istedim. Yazamadım.. Yazdıklarımı beğenmedim.. Sonra bir gün Rauf'u okudum.. En güzelini, hem de nasıl yazmış..

Altına imzamı attım, içimi rahatlattım..

Can Yücel öldü.. Hiç tanımadım.. Severdim. Hasan Ali Yücel'in oğlu olduğu için. Hasan Ali Yücel, hepsini defalarca okuduğum Dünya klasiklerini Türkçe'ye tercüme ettiren ve bedavadan ucuz Milli Eğitim yayınlarından çıkarttıran adamdı.. Babam alır gelirdi.. Biz evlatlar okurduk..

Bugün bendeki kültürün "K"sı, eğitimin "E"si, Baba Yücel'dendir.

Can Yücel'i ölüme karşı verdiği mağrur savaşta bir daha yakın buldum..

Ölümünün ardından birşeyler yazmak istedim.. Yazamadım. Yazdıklarımı beğenmedim. Sonra bir gün Can'ı okudum.. Can Dündar'ı.. En güzelini hem de nasıl yazmış.. Altına imzamı attım.. İçimi rahatlattım..

* * *

Farkında mısınız?.. Can Yücel diye dev bir şairimiz varmış meğer.. Ne şiirler yazmış meğer.. Günlerdir okuyoruz, okuyoruz bitmiyor..

Yukardan bakıyorsa, nasıl sövüyordur bize, "Ulanlar, ben yaşarken nerdeydiniz?" diye!.. Gene de şükret Can Baba.. Sen hiç değilse öldükten sonra farkına varılanlardansın!..

Fotoğraf!..
Efendim Süleyman Demirel'in aile resmi imiş.. Kıyamet kopuyor..

Kıyamet koparanlar, aynaya gidip kendi suratlarına baksınlar..

"Verdimse ben verdim, kime ne?" diyen başbakanı bir de üstelik cumhurbaşkanı seçerlerken susup oturursan gider resim de çektirir.

"Çektirdimse ben çektirdim kime ne?" diye de bir daha azarlar sizi üstelik!..

* * *

Gülmeyin.. Sakın gülmeyin..
Süleyman Bey, Ada'ya gittiğinde orda da yolları tutup trafiği kesmişler..

"Bre aman.. Ada'da ne trafiği" demeyin.. Eşekler ve paytonlar var ya..

Şaka değil.. Vallahi değil.. Bizim çocuklar Ada'da imişler. Görgü şahidi olarak anlattılar..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır