


Bina değil hile çöktü!
Gecenin saat 3'ünden sonra demir, kereste, cam, çimento enkazları arasından komşusunu çıkartmaya çalışanlar da çoğunluktaydı... Yaralılara kanıyla destek vermek için hastanelere koşanların sayısı da az değildi...
İnsanlık erdemi...
Gecekondularda yaşayanlar zaten birbirilerini tanıyor, biliyor, dayanışıyorlardı. Fakat herkes altın uykusundayken sara nöbetine girmiş vücut gibi şiddetle sarsılıp sallanan İstanbul apartmanlarından da hiç beklenmedik bir yardımlaşma çıktı. En zor durumda olanlar yaşlılar ve çocuklardı, önce onlara el verildi.
Kurtarmaya koştu herkes.
Yardım eli uzatmaya...
Acı sarmaya...
İnsanlık ölmemişti...
Ama akıl ölmüştü...
Depreme karşı topyekün tedbirli olma aklı, doğmadan ölmüştü. Belediye, valilik, polis, jandarma, bayındırlık, muhtarlar, zabıtalar, il yönetimi, Kızılay, sivil savunma, sivil örgütlenme biraraya gelememişti. Türkiye'nin yüzde 90'ı deprem ülkesiydi ve her an bir depremin patlayabileceği yıllardan beri söylenip geliyordu.
İzmit, Adapazarı...
Yalova, Gölcük...
Bursa, Eskişehir...
Onların köyleri...
İstanbul'un tamamı...
Sallanmıştı...
Yine hazırlıksız, örgütsüz yakalanmıştı toplum. Morglar cesetleri almadı. Bazı fabrikaların soğuk hava depoları soğumaya başlayan insan vücutlarına açıldı. Saatler sonunda bulunan iş makinaları gelişigüzel vurmaya, diğerleri gelişi güzel kazmaya koyuldular...
***
Çok ölen var...
Binlerce yaralı...
Haberler kötü geliyor...
Evet, yaşanan şiddetli bir depremdi ve uzmanların söylediğine göre, deprem üssünün bulunduğu bölgede, yerin altında kilometrelerce uzunlukta bir yırtık açılmıştı. Ama Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu biliniyordu. 33 yıl önce Adapazarı yine aynı şiddette bir deprem yaşamış ve 200 yıllık konaklar, eski evler, taş binalar, bir de camiler ayakta kalmış, diğerleri yıkılmıştı.
Dün geceki depremde 200 yıllık konaklar, eski evler yine ayakta kaldı. Fakat bu kez yeni yapılan camiler ve askeri kışlalar da yıkılanlar arasındaydı...
Türkiye'de depreme dayanıklı bina yapmanın ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Eğer depreme dayanıklı binalar yapma ilkesine uyulmuş olsaydı; bu şiddette bir depremi Türkiye belki de çanak-bardak kırılmasıyla atlatabilecekti.
Ders al ey aklım!
Öldüren deprem değil...
Öldüren bina...
***
Telefonlar uzun süre kesildi. Elektrikler de uzun süre kesik kaldı. İstanbul'da doğalgaz boru hattından sızıntılar olduğu da TV'lere, radyolara yansıyan haberler arasındaydı.
Yine de İstanbul dayandı diyebiliriz. Bu şiddetteki bir depremde uzmanlar İstanbul'un yarısının yıkılacağını ve en azından 3 milyon kişinin öleceğini söylüyorlardı.
Demek ki, son yapılan binalarda deprem nizamnamesine uyanlar çoğunluktaydı.
Çökenler hileli binalardı.
Gecekondular dayanıklı çıktı. Çökenlerin çoğunluğu kooperatif evleri, site apartmanları, blok yapılardı. 10 katlı, 15 katlı apartman blokları içinde bazıları çatlaksız, hasarsız dimdik dururken bazıları "Z şeklini" almış ya da kâğıttan kartonlar gibi yıkılmışlardı.
Öldüren deprem değil..
Öldüren bina oldu.
Çökenler binalar değil hileydi.
Hileli yapılmış binalar çöktü.
Yakınını yitirenlerin acısını paylaşıyorum.