kapat

18.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Allahaşkına bu defa peşlerini bırakmayın

Doğal afetlerin önüne geçmek çok zor, ama imkansız değil. İnsanlar 5 bin yılda doğal afetlere karşı aldıkları önlemlerle, zararı en azına indirmeye çalıştılar.

Deprem bu doğal afetlerin en korkunçlarından. Sel, yangın, çığ gibi afetler, en azından bir süre önce farkedilebiliyor, ama deprem öyle değil, önceden hiçbir şekilde tahmin edemiyorsunuz. Geliyor, yıkıp gidiyor.

Buna rağmen depreme karşı da yapılacak çok şey var ve yapılıyor da. Örneğin dünyanın en büyük depremlerinin yaşandığı Japonya'da binalar 9 şiddetindeki bir depreme bile dayanacak ölçüde inşa ediliyor. Nitekim Kobe'deki deprem hariç Japonya'da son 20 yıldır sarsıntıyla yıkılan bina yok, tabii ölüm de olmuyor.

Ancak ne kadar önlem alırsanız alın, yine de bu korkunç doğal afete karşı çaresiz kalabiliyorsunuz. İşte yukarıda sözünü ettiğim Kobe, San Fransisco depremleri bazen önlemlerin ve sağlamlığın da çare olmadığının kanıtı.

Şimdi dönüp Türkiye'ye bakalım. Türkiye deprem kuşağı üzerinde. Özellikle batı bölgesinin altında kırık fay hattı var. Yani Türkiye'de deprem olması sürpriz değil.

Ama buna karşı alınacak önlemler de var. Can kaybına çürük binaların kağıt gibi devrilmesi neden oluyor. Oysa bugünkü inşaat teknolojisinin ulaştığı nokta, Türkiye'deki şiddetli bir depreme bile dayanıklı binalar yapılmasına olanak sağlayacak güçte.

Peki nasıl oluyor da bazı binalar sanki kumdan yapılmış gibi darmadağın oluveriyor? Cevabı basit, içinde vicdan, Allah korkusu, iyilik olmayan kimileri, daha çok kazanmak için hiçbir fiziki kurala uymadan, sefertası gibi binalar yapıyorlar.

Peki onlar yapıyor da, devlet seyir mi ediyor? Evet, görünen o ki, devlet sadece seyrediyor.

Yan yana iki bina, ikisi de yeni yapılmış, biri un ufak olmuş, diğeri sapasağlam ayakta. Bunu "kaderle" açıklayabilir misiniz?

Her olayda "Sorumlular bulunsun" çığlıkları atılır, olayın sıcaklığı geçince de bu unutulur. Ama Allahaşkına bu kez unutulmasın. "Deprem hattında" yer aldığı, zemininin "kaygan" olduğu bilinen yerlerde yıkılan binalar ortada. Bunların mimarları, mühendisleri, müteahhitleri biliniyor. Bu binalara "sağlam" raporu verenler, iskanına olanak sağlayanlar ve belgeleri imzalayanlar ortada. Bu kez olayı hiç soğutmadan "hesabını soracak" gücü gösterelim.

İstanbul'da ilk kez insanların öldüğü bir depremi "kader" olarak niteleyemeyiz. Bu kaderi oluşturanlar artık hesap vermeli.

İşte Türk insanı
Bir büyük doğal afet karşısında nasıl çaresiz kaldığımızı, nasıl hiçbir hazırlığımız olmadığını bir kere daha yaşadık.

İstanbul'da bile çok sayıda kişinin ölümüne, onlarca binanın yerle bir olmasına neden olan deprem felâketinden sonra yetkililerin "eli ayağına karıştı" adeta.

Vatandaşı TV ekranlarından gördünüz, "yardım" diye haykırıyordu, ama kimse gelmiyordu.

Elbette bu kadar büyük bir olayda herkesin de hakkını yememek gerek. İtfaiye, sivil savunma kuruluşları, hastaneler, polis ve asker fedakârca çalıştı. Ama bu sistemli, düzenli bir çaba değildi, bütün bu kurumlar rastgele gayret sarfettiler.

Demek ki ne belediye ne valilik ne bakanlıklar bu tür bir felâkete karşı önceden hazırlıklı değildi. Bu nedenle yıkılan binaların altında kalanların kurtarılması konu komşuya kaldı. Kendi canını kurtaran enkaz altında kalanların kurtarmak için inanılmaz çaba harcadı.

Bu arada çok ilginçtir, kendi evleri sağlam kalan, ailesini güvence altına alan pekçok kişi de "belki bir yardımım dokunur" diyerek "enkaz aramaya" çıktı. Komşuları, yakınları sağ olup da hiç tanımadığı insanların yardımına koşan bir insanımız var. İşte Türkiye'yi geçirdiği bütün badirelere rağmen ayakta tutan güç bu.

Keşke bu yüce hasleti, devletimiz organize edecek güce ulaşmış olsaydı. Pekçok canı kurtarabilirdik.

Akılsız söylentiler yüzünden panik daha da arttı
Nasıl çıkarılır ve bu kadar hızla nasıl yayılır anlamak mümkün değil. Ama akılsızın biri "Şu saatte bir daha deprem olacakmış" diyor, laf yayılıyor ve pekçok kişi de inanıyor. Ya da asılsız söylentiler bir anda ortalığı sarıyor. "Boğaz köprüsünün bir ayağı kaymış" türünden "olmadık" söylentiler yüzünden canını kurtaranlarda yeni bir panik başlıyor.

Bu arada bütün televizyonlar büyük felâketi kamuoyuna aktarırken çok başarılı bir performans çizdiler. Gerçi canlı yayın heyecanından olacak "panik yaratacak" bazı anlar oldu ama, bunun da çaresi yoktu. Ancak ATV'deki Oğuz Haksever Kandilli Rasathanesi'nden hiç ayrılmayarak depremle ilgili en gerçekçi ve bilimsel bilgileri verdi. Haksever'in uyarıları hem halkı rahatlattı hem de alınacak önlemler açısından çok olumluydu.

Pencereleri açık tutun
Havanın çok sıcak ve bu yüzden hemen bütün evlerde pencerelerin açık olmasının da hasarı daha azalttığı belirtiliyor. Pencerelerin açık olması camların kırılmasını, bu da en azından bazı yaralanmaların olmasını önledi. Önümüzdeki bir iki gün daha pencereleri açık tutmakta fayda var.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır