kapat

18.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Avcılar'ı acı vurdu
Depremden kurtulan mahalle sakinleri ölecek komşularının iniltileriyle inledi

Deprem gecesi sona eriyor, gün ışıyordu. Karanlıkta sadece ailesinin ve kendisinin canını kurtarmayı düşünmüş İstanbulluları, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte nasıl bir manzaranın beklediği belli değildi.

Türkiye saatleri 03.01.37'yi gösterirken, büyük bir gürültü ve zangırtıyla 10 milyonluk şehrin üzerine kabus gibi çöken deprem, insanları ikiye ayırıvermişti.

Nispeten sağlam binalarda oturdukları için, kendilerini dışarıya atma fırsatı bulmuş olanlarla...

Çürük binalarda oturdukları için, hayatlarını o saniyelerde kaybedenler...

İnsanları bu büyük "ölüm kalım" kavşağında ayıran şey, tabii ki "deprem" değildi...

İnsanları, "yaşayacaklar" ve "ölecekler" diye keskin bir bıçakla saflaştıran tek ayıraç nasıl bir binada oturduklarıydı.

Bu öylesine keskin ve öylesine geri dönüşü olmayan bir bölünmeydi ki...

Takvimlerin 16 Ağustos'u gösterdiği gece, neşe içinde yemeklerini yiyip yataklarına çekilenlerden, sağlam binada oturanlar ertesi gün güneşi yine görecekler ama çürük binada oturanlar, bir daha güneşi göremeyeceklerdi. Ve o günahsız insanlar çürük binada oturdukları için öldüklerini hiçbir zaman bilemeyeceklerdi...

Büyük depremden sonra, derme çatma, kerpiçten, tuğladan ve taştan köy ve gecekondu evleri de ayakta kalmıştı, bilimsel hesaplarla inşa edilen gökdelenler de ayakta kalmıştı, müteahhitlerinin namusla diktikleri apartmanlar da ayakta kalmıştı.

Tıpkı, yüzlerce yıl önce inşa edilmiş tarihi saray ve camilerin ayakta kaldığı gibi...

Ama bu ölüm virajını dönemeyen binalarda olacaktı, ahlâksızlığın ve uğursuzluğun alıp başını gittiği çürümüş toplumda... Bu çürümüş toplumun çürük binaları, insanlarına mezar olacaktı...

Ve ne acıklı bir tesadüftü ki, teneke peyniri gibi dağılıp da, içinde mışıl mışıl uyuyanlara mezar haline gelen devasa apartmanların çöktüğü korkunç semt olarak, koca İstanbul'da sadece Avcılar tarihe geçecekti.

***

Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, İstanbul'da en ağır darbeyi yemiş olan Avcılar'a yöneldik.

Ne ki, Avcılar, ulaşılmayacak kadar uzak görünüyordu.

Çünkü sokaklar ve caddeler ağzına kadar insanla ve arabayla dolmuştu.

Binlerce İstanbullu, evden dışarı fırlayıp canını kurtarmış olmanın heyecanıyla şaşkın şaşkın dolaşıyor, bir kez daha vurması muhtemel sarsıntıdan nasıl kurtulacağını düşünüyordu.

Depremin hemen sonrasında İstanbul'u inanılmaz bir sessizlik sarmıştı. Herkesin kulağı kirişte, daha doğrusu, topraktan gelecek yeni bir zangırtıdaydı...

Binlerce insan da, sabahın ışıklarını beklemeksizin, Avcılar'ın yolunu tutmuş, orada oturan yakınlarının, akraba ve dostlarının imdadına koşuyordu.

Çünkü Avcılar'da, yıkılan apartmanların altında insanlar inliyordu...

Deniz tarafındaki alt yoldan, adım adım ilerleyerek ancak iki saatte Avcılar'a ulaşabildim.

Anayolun gidiş yönü, adeta düğüm olmuş gibiydi. Geliş yönünde ise sirenlerini sonuna kadar açmış ambulanslar, birbiri peşisıra hastanelere koşuyordu.

Ağır ağır ilerlerken iki genç kadın yola çıkıp arabama el ettiler. Durdum, yaşlı anneleriyle birlikte bindiler.

İlk şoku atlattıktan sonra deniz kıyısındaki çay bahçelerine atmışlardı kendilerini... Saatler sonra evlerine bakmaya gidiyorlardı. Başlarından geçeni sordum, nefes nefese anlattılar. Yaşlı anneleri ise hala şoktaydı, konuşamıyordu.

Bu iki genç kadının anlattıkları, birkaç saat önce Avcılar'da yaşanan dehşeti bütün ayrıntılarıyla özetliyordu:

"Birazdan gözünüzle göreceksiniz, bizim mahalle, konu komşu, 8 katlı iki, ikiz apartmanda oturuyorduk. Biri (A) blok, diğeri (B) blok... Bizim dairemiz B blokta... Gece yatıyorduk. Depremle uyandık. Sarsılmaya başladık. Annemizi kurtarmaya çalışırken, korkunç bir gürültü koptu. Dedik ki, işte son an geldi, çöküyoruz... Meğer hemen yanımızdaki (A) blok çöküyormuş...

Aynı müteahhitin yaptığı iki apartmandan biri tuzla buz oldu... Peynir gibi dağıldı... Bizimki ise şans eseri ayakta kaldı. Dışarı çıktığımızda, bir de ne görelim. Yıllardır yanımızda duran (A) bloktan geriye sadece bir enkaz yığını kalmıştı. Bir gün önce görüşüp sohbet ettiğimiz komşularımız, tam 32 dairelik bir blok, ölüme gömülmüştü."

***

Yaşayan insanların titreyerek anlattığı, bu enkaz yığınını gözlerimle gördüm. Korkunç bir manzaraydı. Tonlarca ağırlık altında kalmış insanları, halâ hayatta olanlar varsa bile, dışarı çıkarmak olanaksızdı. Hayatta kalan komşuları saatlerdir o enkazdan yükselen iniltileri dinliyorlardı, çoğunun gözyaşları kurumuştu ağlamaktan...

Acı içinde ayrıldım, o manzaradan...

Bütün Avcılar'ı dolaştım ve bunun gibi dağılmış, daha birçok apartman gördüm.

Enkazların altında inleyen insanlar ve onları kurtarmaya çalıştıkları halde ellerinden pek bir şey gelmeyen komşularını gördüm...

Dünyada bundan daha korkunç bir manzara herhalde olamazdı.

Büyük depremin yerle bir ettiği İzmit, Gölcük, Yalova ve Avcılar'da teneke peyniri gibi dağılıp, içinde oturanlara mezar olan bu blokların müteahhitlerinden hesap sorulması, depremin yaraları sarıldıktan hemen sonra yapılacak ilk iş olmalı...

Bu deprem elbette büyük bir deprem, apartman gibi yıkılan fabrikalar, çöken otoyollar var...

Ama aynı sarsıntıyı geçirdiği halde aynı yörede yıkılmayan binalar varsa eğer, çöken binalarda ağır kusur aranmalıdır.

Bu depremde de, yaralarımızı yine saracağız, inşallah daha fazlasını yaşamadan bu acıyı da ruhlarımıza gömeceğiz. Ama bu kez, adalet sorumluların yakasına yapışırsa eğer, acıyı unutmak daha kolay olacaktır.

İnsanları, deprem mi öldürdü yoksa hırsız müteahhitler mi, bunun hesabı verilmeli...

Yüreği kavrulan şu mazlum millet, hiç değilse "adalet" ile teselli bulabilmelidir.

İlker SARIER


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır