Kadınlar daha güçlü ama...
Yazı dizimizin sonuna geldik. Bugün sıra "Bir Cadı Masalı" adlı kitabında önemli mesajlar veren psikolog Leyla Navaro ile röportajda...
Neslihan DEMİR
Kadınlar, güçlerini ve öfkelerini yeterince ifade edemedikleri için arka planda bir yaşam sürüyorlar. Bastırdıkları öfkeleriyle ve pasifize ettikleri güçleriyle, kendilerini mutsuz hissediyorlar. Bunun sonucunda da evlilik hayatlarında, iş hayatlarında, çocuklarıyla olan ilişkilerinde, aradıkları tatmini bulamıyorlar.
Psikolog Leyla Navaro, "Bir Cadı Masalı" adlı kitabıyla, artık bu söylemlerin değişmesi gerektiği mesajını veriyor.
Navaro ile, kitabı üzerine "iktidarlı" bir röportaj yaptık...
Güç üzerine bir kitap yazma fikri nasıl oluştu?
Ben insanlarla ve onların sorunlarıyla çalışıyorum. Zamanla, çok örtüşen sorunların ortak kaynakları olduğunu gördüm. Yaygın bir kitlenin bunları bilmesi gerektiğine inandığım için kitabı yazdım. Çünkü herkes psikoloğa erişemez.
Kitabınızda kadınların güçlerini erkeklerden çok daha farklı yaşadıklarını ve kullandıklarını söylüyorsunuz. Bu farkı biraz açar mısınız?
Normal geleneksel görüşlere göre, gücün erkekte olması isteniyor. Kadının da "güçsüz"ü oynayarak erkeğe gücünü hissettirmesi gerekiyor. Oyunlar, yani cinsel rol dağılımları böyle.
Kadınlar daha güçlü
Fakat; "Aslında kadınlar güçlü," diyorsunuz. Kadınlar güçlerini belli mi etmiyorlar?
Evet, kadınlar çok güçlü. Ama kadınların gücü, resmileştirilmemiş. Farklı güçleri var. Erkeklerinki kaba kuvvet ki, bunu kullanmak en kolay iş. Asıl güç, ruhsal güçtür. Kadınlar bu konuda çok güçlüler; zorlukları aşarak güçlendikleri için. Fakat toplum buna "güç" demiyor.
Yani erkek güçlü, kadın güçsüz bir imaja sahip.
Erkeğin kendini güçlü hissetmesi için, karşısındaki insanın güçsüz olması gerekiyor. Dolayısıyla da kadın-erkek ayrımı oluşmuş. Kadın güçsüz kalabildiği sürece, erkek güçlü olabiliyor. Bu nedenle de güçlü kadınlarla yaşamak zor geliyor erkeklere.
Bu kabul ediş kadınların hayatından neler götürüyor?
Çok şey... Kadınlar kendilerini çok çabuk "güçsüz" olarak tanımlıyorlar; güçlerinin farkında değiller. Bu ruhsal ve bedensel rahatsızlıklara neden oluyor. Evinin dışında da çalışan kadınların, paralarını kocalarına teslim etmesi bunun en belirgin örneği. İşler kötü gidince o para tamamen erkeğin oluyor. Kadın beş parasız kalabiliyor. Kadının onca yıl çalışması heba oluyor..
Bunu, kadınların merhamet yönünün fazlasıyla gelişmiş olmasına bağlayabilir miyiz?
Merhametten biraz daha farklı. Bu para işleri, güç, iktidar konumları, aslında zor işler. Kadınlar, bunlarla uğraşmak istemiyor. Bunlarla başetmek istememek de bir yerden sonra kadını mutsuz ediyor. Mesela evlilik bittiği zaman kadın parasal yönden zayıflıyor, erkeğinki artıyor. Çünkü zaten çocuk kadında kalıyor. Kadının geliri her zaman erkeğinki kadar yüksek değil. Korkular, kadını mutsuz evliliğini devam ettirmeye yöneltiyor.
Yine de çevremizde, kendilerine biçilen "zayıf kadın" rolünden sıyrılıp, güçlü ve başarılı olmaya çalışan kadınların sayısında bir artış var.
Değişimler çok yavaş oluyor. Evet, yeni nesil çok farklı, daha gerçekçi, daha az teslimiyetçi; kararlara katılmak istiyor. Fakat evlenince, yani çift hayatına geçince birdenbire parametreler değişiyor yine. Eski oyunları oynamaya başlıyorlar. Hayretle karşılıyorum.
Alkol masası
Hep güçlü olmak erkeği nasıl etkiliyor?
Bir kere çok yorucu, yıpratıcı, stres verici. Hiçbir zaman kendilerini rahat bırakamıyorlar. Bunlar da psikosomatik rahatsızlıkları getiriyor beraberinde; kalp hastalığı, ülser gibi. Çok stres ve baskı altında olmaları alkolizme neden olabiliyor. Sadece alkol masasında kendini rahat hisseden erkek tipi var.
Kadınlar asırlardır eve çeki düzen veren, aile bireylerinin hayatlarını devam ettirebilmesi için çaba harcayan bir pozisyondalar. Bu açıdan bakıldığında kadınların sosyal hayatta da erkeklerden çok daha başarılı olmaları gerekmez mi?
Kadınların çok önemli bir gücü var fakat bu güç yeterince tatmin edilmiyor. Kadınlar için güç, "birlikte güçlenmek"tir. Kadının kendini yeterince güçlü hissedebilmesi için, ailenin bütün bireylerinin birlikte güçlenmesi gerekir. Kadın aile içindeki herkesin eşit faydalar almasını ister. Birlikte güçlenmek olgusu kadının güç anlayışıdır. Erkeğin güç anlayışı ise başkasının üzerine güç koyarak güçlenmektir.
Kitabınızda vermek istediğiniz mesaj nedir?
İlişkilerde çok tıkanmalar oluyor. Gücü ve kızgınlığı olumlu kılmak gerekiyor. Kadınlar için kızgınlık, olumlu anlamlar taşımıyor. Bunu kadınlar için olumlu anlamlara getirmek, erkekler için de kızgınlık ve gücü başkasının üstüne kullanmaları saplantısından çıkarıp, bir iletişim boyutuna getirmek gerekiyor..
Kadınlara; "Kızgınlığınızı saklamayın, gücünüzün farkına varın," erkeklere de; "Gücünüzü salt kaba kuvvetle ifade etmeyin," diyorsunuz.
Erkekler kızdığı zaman ille de bağırmaları ve şiddet kullanmaları gerekmiyor. Bunu karşılarındakine açıklayabilirler.
Öfke saklanmamalı
Sağlıklı bir ruh için öfkenin saklanmaması gerekiyor değil mi?
Evet, kızgınlık bir duygudur, açıklamak gerekir. Kızgınlığınızı göstermezseniz, birikip, olumsuz bir ruh yapısına neden oluyor.
Kadınlar, okul hayatından aile ortamına, hep erkeklerin çemberinde kalıyor. Bu çember nasıl kırılır?
Bunun için kadınların kendilerine izin vermeleri ve tanımlarını değiştirmeleri lâzım. Bu kitapta farklı tanımlar olabileceği ve farklı yerlerden bakılabileceğini göstermeye çalışıyorum. Eğer kadın kendi duygularına sahip çıkabilirse ilişkide farklılaşmalar oluyor.
* Annelere çocuklarını yetiştirmede nasıl bir rol düşüyor?
Annenin birşeyler vermesinden çok, kendini daha iyi ifade etmesi lâzım. Çocuklar söylediğinize göre davranmıyor, yaptıklarınızı ölçü olarak alıyor. Annelik kavramında kızgınlık yoktur derler. Fakat tam tersine, aslında anne kızmadan duramaz. Dolayısıyla hayatında doğru söylemlere yer verirse, açık ve dürüst olabilirse zaten bunlar çocuklara çok iyi örnek olur.
BİTTİ
|