


Tarkan biraz utandırdı galiba!
CNN'de çıktığı programın sunucusu onu "Gerçek bir dünya sanatçısı. Almanya'da doğmuş, Türkiye'de yetişmiş, Paris'te ve Avrupa ülkelerinde şöhret olmuş. Şimdi de Amerika'da" diyerek tanıttı..
Tarkan sohbetini benim diyen İngiliz, Amerikan üniversitesi mezunlarından daha akıcı ve güzel bir İngilizceyle, ülkesiyle ve oradaki eğitimiyle gurur duyduğunu ortaya koyan, son derece özgüven sahibi gerçek bir "dünya sanatçısı" tavrı içinde yaptı. Konuşmanın arasına sıkıştırılan klibi ve şarkısı bir olaydı.
Ve Cumartesi gecesi onu dünyanın en önemli haber kanalı CNN'de izleyen her Türk vatandaşı onunla gurur duydu. Yine bazıları hariç tabii..
Başarıya, başarılı ve mutlu insana, kendisinden üstün olana tahammül edemeyen ve böylelerini karalamayı, paçasından aşağı çekmeyi vazife edinenler hariç..
Tarkan'ın askerliğini bir iki yıl geciktirme isteğini fırsat bilerek ona saldıranlar, bu nedenle köşeye sıkışmış olduğunu görerek özel yaşamını da ortaya atıp ona olan sevgiyi zedelemeye çalışanlar hariç..
Benzer sözler Ricky Martin için de söyleniyor. Neymiş efendim "Bir erkek böyle dansedebilir miymiş". Doğru, pek az sayıda erkek -ve kadın- onlar kadar güzel dansedebilir. Özel yaşamlarının geriye kalan kısmı ise sadece kendilerini ilgilendirir.
Bu yakıştırmaları yapanlar arasında meslekdaşları var. Ne yaparlarsa yapsınlar bir Tarkan olamayacaklarını bilen, buna rağmen olabileceklerini iddia edenler.
Keşke hepsi olabilse. Ama ne yazık ki Tarkan kadar yetenekli sanatçıları hiçbir ülke çok sayıda ve sık sık yetiştiremiyor.
İlk günden beri söyledim, tekrar ediyorum; Bugüne kadar ilk kez bir Türk sanatçı pop müzik dalında bu başarıya ulaşabildi. Daha önce sadece Barış Manço birçok ülkede sesimizi duyurmuş, konserler vermiş ve binlerce izleyici toplamıştı ama onun amacı farklıydı. Manço bizi onlara, onları bize tanıtmayı amaçlıyordu.
Tarkan ise "Listelere gireceğim, herkese şarkılarımı söyleteceğim" diyor. Dediğini yapıyor da. Dinleyiciyi bir anda sarıveren elektriğiyle gittiği her ülkede aynı etkiyi yaratıyor. Bunu yaparken Türklüğüyle gurur duyuyor ve her fırsatta bunu tekrarlıyor.
Bizim desteğimizi alması için daha ne yapması lâzım bilen varsa söylesin lütfen!
Fazilet'in sisteme uyması
Başından beri çaba hep Refah Partisi'ni sistemin içine çekmek içindi... Refah Partisi'ne oy veren seçmen sistemin dışında kalmamalı, rejimle uzlaşmaları sağlanmalıydı. Yaratılmak istenen kutuplaşma ancak bu şekilde önlenebilirdi.
Çabalar boşa çıktı. Ne yapılırsa yapılsın Refah Partisi'nin radikal kanadı partinin sisteme dahil olmasına izin vermedi. Sistemin en tepesine oturdukları, iktidar oldukları dönemde bile sistemle uzlaşmadılar. Aşırı çıkışlarıyla, talepleriyle, Cuma mitingleriyle uzlaşma yerine anarşi istediklerini gösterdiler her fırsatta. Ve zorla RP'nin kapatılmasına neden oldular.
Fazilet Partisi Refah'tan daha ılımlı, uyumlu bir politika izledi. Rejimle çatışmaya girişmedi, bunda kapatılma tehlikesi kadar her fırsatta olay çıkararak siyaseti kilitlenmeye, ülkeyi de karmaşaya sürükleyen bir üst yönetimin olmayışının rolü büyük. İşte FP orada, yine muhalefetini yapıyor, söyleyeceğini söylüyor ama Türkiye istikrarsızlık içinde değil. Eskisi gibi olay çıkmıyor. Demek ki gayret edilirse her görüşteki partinin sistemle uzlaşması mümkün olabilirmiş.
Şimdi Ecevit tahkim yasasının çıkarılması için bir kez daha Erbakan'ı siyasete kazandıracak (!). Hoca tekrar ortaya çıkınca FP'de durum ne olur bilinmez ama eğer açıkça partinin kontrolü eline geçecekse umalım da hatalarından ders almış bir yönetici olarak geçsin.
Ona tek bir örnek vermek istiyorum; Tayyip Erdoğan belediye başkanı olduğunda farklı partilerdeki ilçelerin hepsi kıran kırana kavga içindeydi. Ali Müfit Gürtuna gelir gelmez ılımlı, sakın, uzlaşmacı havasıyla kavgaya, gürültüye son verdi. Öylesi de olabiliyor, böylesi de. Refah dönemiyle Fazilet dönemini kıyaslayarak kendi özeleştirilerini yapmaları, hem partileri, hem ülke için gerekli.
Kavgayla gürültüyle bir yere varılmıyor!
Gençler
gelsin gençler!
Yavuz Donat Cumartesi günkü yazısında bir partinin "Artık gitmesi gerektiğinde" herkesin hemfikir olduğu lideriyle konuşmasını anlatıyordu.
Lider gülerek "Beni göndermişsiniz. Ama bir zamanlar "Ecevit'e de, Demirel'e de aynı şeyler söylenmişti. Onlar sonradan umut oldular. Ya birkaç sene sonra ben de olursam" demiş. Nasreddin Hoca'nın göle maya çalmaya uğraşırken kendisine gülenlere "Ya tutarsa" demesi gibi..
Bir kere Demirel ve Ecevit siyasi hataları olsa bile kendi partileri tarafından her zaman saygı duyulan liderlerdi. Mal varlıkları konusunda bir şüphe yoktu. Çekirdekten yetişmiş ve Türkiye'ye çeşitli hizmetler de vermişlerdi.
Onun için de kalıcı olmayı başardılar. Bununla birlikte bu milletin yeni, genç, tertemiz liderler yetiştirmeye hakkı yok mu yani? Hep "ya tekrar tutarsa" diye eski ve denenmiş isimleri mi beklemek zorunda?
ANAP'ın, DYP'nin dayanamayıp siyasetten kaçan isimleri arasında ne akıllı, ne iyi yetişmiş insanlar var. Arı Hareketi'nde bir sürü genç, pırıl pırıl beyin Türkiye'nin geleceğini tartışıyor. Zamanını dolduranlar çekilsin artık. Gençlere yol açsınlar.
Yeni bir yüzyıl, yeni bir bin yıla girerken yeni bir şans versinler ülkeye!