Tartışma "iyidir" ve "kötüdür" üzerine kurulunca asıl konuşulması gereken teknik ayrıntılardan kimse söz etmiyor. Bu tavrın gerisinde biraz biraz da "okurun (hâlkımızın) bütün bunları bilmesi gerekmez" yaklaşımı...
Gönül isterdi ki bu konuda tüketici derneklerinin edecek iki kelime lafı olsun; ama her tarafta yaz rehaveti. Kaldı ki tartışmanın en gönüllü panelistleri bile tahkimin ne olduğunu peyderpey keşfetmekteler.
Önce farkına varıldı ki bu tahkim denilen şey, yani ticari anlaşmazlıkların devletin mahkemesine gitmek yerine uluslararası hakemlik kurumu yoluyla çözümü bizde zaten var! Türkiye, uluslararası tahkimi kabul eden 52 ülkeden biri. Hatta öyle ki Milli Savunma Bakanlığı bile yabancı şirketlerden malzeme alımı yaptığında şayet bir anlaşmazlık çıkarsa İsviçre'de bulunan tahkim kurullarına gitmeyi kabul ediyor.
Bu noktada hemen şu soru geldi gündeme: Madem ki bizde zaten tahkim vardı, o zaman biz neyi tartışıyoruz?
Asıl tartışılması gereken boyutun devletin yapacağı imtiyaz sözleşmeleri olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Devlet, halkın kullandığı belirli bir hizmet ya da üründe bir şirkete imtiyaz verdiğinde ne olacaktı? Mesela elektrikte, mesela telefonda... Tahkim kabul edilirse, imtiyazı alan şirket anlaşmazlık halinde Türk mahkemesine değil, uluslararası mahkemeye gidecekti.
Beni tüketici kimliğimle ilgilendiren boyut, imtiyaz sözleşmesi yapıldığı zaman bir ürünün rekabetçi ortamdan çıkıyor olması. Rekabet ortamı ortadan kalktığı zaman ise doğru fiyatın oluşması tehlikeye girer. İmtiyazı alan şirket sattığı ürün ya da sunduğu hizmete canının çektiği fiyatı koyacak mı?
Kamunun müdahele hakkı işte tam da bu aşamada doğmalıdır, ama nasıl ve hangi yöntemle? Beni tüketici olarak ilgilendiren bir ürünü veya hizmeti doğru fiyatından satın alma hakkımın gasp edilmemesi...
Tahkime karşı çıkarken haklı olunabilecek kısım işte bundan ibarettir. Tahkim tartışmasının en can alıcı noktası da budur: Oligopolistik bir yapıya geçilirken bu hizmet veya ürünün fiyatı nasıl oluşacaktır?
Diyeceksiniz ki uluslararası hakemler bu kadar insafsız, katı yürekli adamlar mı ki Türk halkını inim inim inletecek fiyatlandırmalara göz yumsunlar? "Öyledirler" diyemeyiz, ama yol kısayken tedbir alınabilir. Tahkime ek olarak elimizin altında Avrupa Birliği normlarındaki gibi bir kamu adına düzenleyici organ (regulatory body) bulundurmak mümkün olabilir mi? Tüketici bilinci bu soruyu sormayı gerektiriyor.