Hasan da, tıpkı Hüseyin gibi "Peygamber soyu"ndan geldiğine dayanarak "meşruiyet" zemini oluşturmuştu. Hasan'ı, Hüseyin'le benzer kılan özelliklerden bir başkası ise, onun da tıpkı Hüseyin gibi, uzun hükümranlık yıllarında İsrail ile "gizli ilişkiler" kurmuş olmasıydı.
Kral Hasan, üstelik, İslam Konferansı Örgütü'nün "Kudüs Komitesi Başkanı" sıfatını taşıdığı için hayli prestijli bir konumdaydı da. Oysa İsrail ve Mossad ilişkisi otuz yılı aşkın bir maziye sahip.
Önceki günkü İsrail gazetesi Haaretz'de Yossi Melman imzalı bir haber yazısında, bu "mazi" anlatılıyor. İş, ta 60'lı yılların başlarına, Hasan'ın tahta çıktığı döneme uzanıyor. O tarihlerde Kral'ın sağ kolu ve güvenlik sorumlusu olan (daha sonra 1972'de Kral'a karşı darbe yapmaya kalkacak ve öldürülecektir) General Muhammed Oufkir, Mossad'ın Fas'ta bir merkez kurmasına Hasan'ı ikna eder. Mossad, Fas Kralı'nı, Nasır'ın niyetlerinden haberdar edecek, koruyacak ve Fas güvenlik kuvvetlerini eğitecek ve teknik donanım sağlayacaktır.
Daha da ilginci, 1976 yılında İsrail Başbakanı İzak Rabin, gizlice ve tanınmamak için başına bir peruk geçirerek Fas'a gelir ve Kral'a konuk olur. Aradan iki yıl geçer, 1978'te İsrail'de işbaşında Likud ve Menahem Begin vardır. Bu kez, Mossad şefi Yitzhak Hofi ve yardımcısı David Kimche gizlice Fas'a gelirler ve Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat'ın Kudüs ziyaretini Kral Hasan ile birlikte plânlarlar. Onların ardından Sedat'ın danışmanı Hasan Tuhami ile İsrail Dışişleri Bakanı Moşe Dayan, yine Fas'ta, Kral'ın huzurunda tarih” ziyaretin son hazırlığını yaparlar...
İsrail ile Fas arasında bunca gerilere giden böylesine ilişkilere bakınca, Türkiye-İsrail ilişkilerinin boyutları daha da netleşebiliyor. Benzer ilişkiler, Türkiye ile İsrail arasında, Adnan Menderes zamanında 50'li yılların sonlarında gizlice kurulmuştu. İsrail Başbakanı David Ben-Gurion'un Türkiye'ye gizlice geldiğinden söz edilir...
İsrail'in Rabin döneminde Suriye ile müzakereleri yürüten, ülkenin iki başlıca Suriye uzmanından biri olan İtamar Rabinovich, 1998 baskısı "The Brink of Peace" (Barışın Eşiğinde) adlı kitabında o dönemi, "İsrail ve Türkiye, 1950'lerin sonlarında sıkı bir güvenlik işbirliği kurmuşlardı; ancak bu, Türkiye'nin içindeki İslam” kamuoyu ve Arap tepkisine duyarlılığı nedeniyle gizli tutulmuştu." satırlarıyla anlatıyor.
Asıl ilginci, İtamar Rabinovich'in yakın geçmişte kurulan yakın Türkiye-İsrail ilişkisine dair anlattıkları: "..İsrail ile ilişki Türk politikası için bir turnusol kağıdı oldu. Eğer Necmettin Erbakan ve İslamcılar, İslam adına ona karşı mücadele edeceklerse; Atatürk'ün mirasının koruyucusu olarak askerler onu daha da ateşli ve ihtiraslı biçimde sürdürdüler. Dahası, İsrail'in gizli kalmasına razı olduğu bir ilişkiyi kamuoyuna duyurma yolunu seçtiler... Türk askeri'nin çok yönlü İran tehdidi algılaması İsrail ile ortaklığı ve ortaklık duygusunu güçlendiriyor."
Bu arada, Amerikan haftalık dergilerinden US World and News Report'un son sayısında "Israel's Intriguing Turkish Ties" (İsrail'in Merak Uyandırısı Türk İlişkileri- dikkat edin; Türkiye'nin demiyor, İsrail'in diyor) başlıklı bir yazı yer aldı. Yazıda, İsrail ve Türk güvenlik ve istihbarat işbirliğinden söz edilirken, tarafların İran, Irak ve Suriye sınırlarında ortak dinleme istasyonları çalıştırdıkları belirtiliyor.
Şu son günlerde, İran ile Türkiye arasında sınır ihlali ve çatışma iddialarıyla bir polemik tırmanması yaşanmaya başladı. Bu, tam da Suriye ile İsrail arasında Ehud Barak'ın Washington ziyareti esnasında buzların erimeye başladığı bir ana denk geldi. Niçin?
Bir raslantı olabilir. Ancak, yukarıdaki metinleri ve satırları okuyunca, insanı düşündürtüyor.
İsrail basınını dikkatle izlerim. Haber verir. Yorumları kalitelidir. Okuyunca insanın bilgi dağarcığı zenginleşir, ufku açılır...