kapat

27.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ZEYNEP GÖĞÜŞ(zgogus@sabah.com.tr )


Emek ve azap

"Çalışmak işkence mi?" diye sormuştum geçen günkü yazıda. Türk dünyası araştırmacısı Prof. Emine Gürsoy Naskali'den elektronik posta ile uyarı geldi: "Türkçe "emek" kelimesinin kökeninde işkence anlamı yatmaktadır, tıpkı Latince'den yola çıkan dillerde olduğu gibi!"

Batı dillerinden örnek göstermiş; İngilizce'de "iş" karşılığı "labour" ile Fransızca da "travail" kelimesinin kökenindeki işkenceyi bulmuştum. Meğerse Türkçe de aynı anlam varmış. Prof. Gürsoy Naskali'den öğrendiğime göre emek kelimesinin eski Türkçe'deki -yani Göktürkçe'deki ve eski Uygurca'daki- şekli "emgek"; anlamı da işkence, azap... Emgek'in g si düşmüş ve bugünkü anlamını kazanmış zaman içinde.

Türkiye'de çalışmanın giderek Göktürkler dönemindeki lugat anlamına uyduğunu düşünenler var. Resmi rakamlara göre 200 bin insan Ankara'da sokağa dökülmezdi yoksa. Tuhaf olan, toplumsal algının Cumhuriyet tarihinin en büyük işçi eylemlerinden birini sıradan gösteri gibi bakması. Sanırsınız ki Greenpeace Boğaz'da eylem yapıyor.

İşçi eylemi neden toplumun genelinde ses getirmiyor? Bunu sadece tıkalı medya süzgeçleriyle izah edemeyiz. Birincisi, sendikaların 80 öncesinden kalma "istemezük"çülüğünün toplumsal hafızada bıraktığı olumsuz imaj var. İkincisi; insanlar artık ekonomik olayların basit bir zam hadisesinden daha karmaşık olduğunun bilincinde. Üçüncüsü; toplumun vicdanı, son hükümetin giderayak SSK'ya yangından mal kaçırır gibi adam doldurduğunun farkında.

İşveren bastırdı, vergi reformu rafa kalktı. Şimdi de bıyıklı dolarlar, yani vergi ödememek için Türkiye'den yurtdışına kaçırılan paralar geri geliyor. İşçiler de "Madem patronların dediği oldu, eh biraz da biz bastıralım da şu Sosyal Güvenlik Yasası'nın orasından burasından tırtıklıyalım" diye düşünüyorlar. Koskoca Mali Milat değiştiğine göre, emeklilik yaşıları da neden birkaç yıl oynayıvermesin?

Bu emeklilik yaşı konusunun diyalektiği biraz karmaşık. İşverene sormuşlar, "60 yaşında adamı işe alır mısın?" diye. O da demiş ki "Hayır bizde 60 yaşında işçi yok." Olmaz tabii, neden olsun? Hani işçi o yaşta çalışmak istemiyordu?

Bizde 55 yaşında emekli olan, "60'ında bana yeni bir iş vermezler" diye hayıflanmakta aslında. Çünkü emeklilik maaşı bir yan gelir olarak düşünüldü yıllarca. İşin bu tarafı hiç tartışılmıyor, çünkü ikinci iş, hak görülüyor. Çifte emekli maaşı alanlar ise bu tartışmada gündem maddesi bile değil.

Bütün bunlar değişip istihdam hukuku yerli yerine oturmadıkça Türkiye aşama yapamayacak, çalışmak da hâlâ Göktürkler'deki anlamıyla azap olacak.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır