Türkiye'yi Avrupa'dan hatta dünyadan koparmayı amaçlayan "izolasyonist" görüşler, şu günlerde iç politikada yüksek prim yapıyor. Göstergeler ise bu tür "tecritçi" politikaların, ekonomik sorunları daha da ağırlaştıracağını ortaya koyuyor.
Türkiye'de siyasetçiler, dış politika söz konusu olduğunda sert ve mert demeçler vermeye pek meraklıdır. Ancak bu sertlik, ekonomik olgular ve gerçeklik ile desteklenmeyince yalnız iç politik amalzemesi olmaktan öteye geçemiyor.
Günümüzde dış politika dünyasında "izolasyonist" görüş ve düşünceler prim yapıyor. İsmet Paşa'nın 1960'larda Amerika'ya "Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır" cümlesiyle meydan okuması sık sık tekrar edilir oldu. Dış rekabetle kalite ve fiyat kriterleri açısından başa çıkamayan bazı yeteneksiz işadamları da bu tecritçi akımı körüklüyor.
Oysa göstergeler Türkiye'nin bu tür bir "tecrit politikası" izlemesinin çok zor olduğunu gösteriyor. İşte gerçekler:
* İhracatımızın yüzde 50'sini AB üyesi ülkelerle yapıyoruz. Bu ülkelerin ithalatımızdaki payı ise yüzde 52.5.
* Türkiye'ye gelen turistlerin yüzde 49'u AB üyelerinden yola çıkıyor. Avrupalıların oranı ise yüzde 60 dolayında.
* Dış ülkelerde çalışan vatandaşlarımızın 73.5'i AB üyesi ülkelerinde ekmeğini kazanıyor.
* Yabancı sermayenin yüzde 69.7'si AB yüzde 76.7'si Avrupa kökenli.
* Çünkü Uzakdoğu veya Güney Amerika ülkeleri ile dış ticaret, navlun giderleri nedeniyle Avrupa'dan yapılana göre yüzde 10 ile yüzde 20 arasında daha pahalıya mal oluyor.
* Gelişmekte olan ülkeler ihracatını artırıp, ithalatını azaltmak istiyor. Aynı sınıfta bulunan Türkiye de aynı hedefin peşinde olduğu için, bu ülkelerle dış ticaretin hızlı artışı imkân dahilinde değil.
* Arap-İslam ülkeleri ve Türk cumhuriyetleri ile ekonomik ilişkilerde kalıcı bir iyileşme için zamana ihtiyaç var.
* Dış politika konularında ABD çizgisine yakın bir rota izlense de, kısa vadede ekonomik çıkar elde etmek ihtimali düşük.
* Globalizasyon döneminde izolosyanist politikalar, bizi dünyadaki gelişmeden iyice koparacak ve "muasır medeniyet" çizgisinden yakalamak iyice zorlaşacak. Dış politikada AB'den yalıtlandığımız takdirde, bu ülkelerle ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek de zorlaşacak.
Avrupa ile ekonomik ilişkilerde çıkarlarımızı sonuna kadar savunmak şart. Ancak dış ekonomik ilişkilerin coğrafyasını değiştirmeden, Ankara'dan sert nutuklar çekmenin kıymet-i harbiyesi yok. Böyle söylem, ancak kahve ve ev sohbetlerine malzeme olur...
Türkiye'nin dünya politikasındaki ağırlığının gerçekten artması ise ekonomik durumumuzdaki şu iyileşmelerle mümkün olacak.
* 9 yıllık bir süre için yılda ortalama yüzde 8'lik bir büyüme hızını hayata geçirebilecek ve bu süre içinde milli gelirini yüzde 99.9 artıracak bir Türkiye'ye tüm dünya ülkelerinin bakışı değişecek.
* Bugün 64 milyonluk Türkiye'de ancak 6 milyon kişi Avrupa standartlarında tüketim yapılabiliyor. Bu sayıyı 10 yıl içinde 20 milyona yükselttiğimizde Türkiye'ye her alanda daha saygın bir konum kazanacak.
İnsan hakları ve demokrasi konusunda adımlar attığımız takdirde, bugünkü gerilimler yumuşayacak.
FARUK TÜRKOĞLU