|
|
Marka fabrikatörleri!
Yüzlerce deri ceket, kaban, manto arka arkaya sıralanmış.
Etiketlerine bakıyoruz; Karl Lagerfeld, Boss, Hugo, Paul & Shark, Gant, Strenesse, Jobis, Timberland, Windsor, St. Emile, Ambiente... Sanki İkitelli'de değil, yurt dışındaki lüks bir mağazanın deri giyim katındayız. Hepsi büyük, pahalı markalar. Ve deri konfeksiyon ürünlerinin önemli bölümünü Türkiye'de, Orjin Holding'de yaptırıyorlar. Üstelik fason üretim de değil, Orjin, devlere kreasyon hazırlıyor. Kendi markaları Zaffer's, Grey & Grey, Vittorio & Vittorio'da 5'e satılan, bu markalarda 15'e alıcı buluyor.
Deri ve kürkte yılda 300 bin adet üretim miktarına ulaşan, yılda 80 milyon doları aşkın ihracat yapan ve Sanayi Odası'nın En Büyük 500 Şirketi arasında yer alan Orjin Holding, Türkiye'nin en büyük deri ihracatçısı. Bundan sonraki hedefi artık mağazacılıkta büyümek.
Sessiz dev
1980 yılında Kağıthane'deki bir tabakhanede temelini attıkları Orjin Holding'i, sessiz ama iddialı olarak bugüne taşıyan Zafer Kurşun ve Zafer Yıldırım, şimdi ortak oldukları holdingte perde gerisinden çıkıp sahnede görünmenin ilk günlerini yaşıyorlar. Yıllardır dünyanın en ünlü markalarıyla çalışan, ayda 10 bin içi kürk ceket üreten; Türkiye'de de Beymen gibi büyük gruplarla çalışan Orjin, iki yıl önce taşındığı İkitelli'deki Orjin Group binasında, yeni bir alana yönelmeye hazırlanıyor. Yılda 84 milyon dolar ihracat rakamlarına ulaşan grup, 19 yılın sonunda "Üretim tamam, sıra pazarlamada" diyerek artık mağazacılıkta da iddialı hale geldiklerini ilan ediyor.
* Tekstil ve konfeksiyonda zor günler yaşandığı, dericiliğin ise kan ağladığı bir dönemde büyümeye devam edip, iddianızı da büyüttünüz. Bugüne kadar sessiz kalmak sizin tercihiniz miydi?
Kurşun - Biz 1980'li yıllardan beri, yani küçük bir tabakhane ile başlayıp atölyelerle büyüme sürecinde; sürekli teknolojiye yatırım yaptık. İşe de dünya şirketi kurma iddiasıyla başladık; hiç bir zaman da "Tamam, başardık" demedik. Biz iki yıl önce bu binaya taşındıktan sonra kamuoyu gündemine geldik. Merter'de tanınmıyorduk, biz de istemiyorduk zaten. Bakın 1998 yılında Almanya'nın tüm dünyadan yaptığı deri ithalatı 1.2 milyar mark. Bunun Türkiye'den olan kısmı 242 milyon mark, yani yüzde 20'si. Bunun da en az yüzde 20'sini biz veriyoruz. Yani Almanya'da satılan malın yüzde 4'ünü biz yapmış oluyoruz. Bu rakam 1993'te 373 milyon mark. Beş yılda 130 milyon mark eksiği var Türkiye'nin.
* Dünya markalarına üretim yapıyorsunuz? Kendi markanızı kurma zamanı gelmedi mi?
Yıldırım: Bu öyle çok kolay bir şey değil, marka olmak başka bir şey. Bizim iç piyasada markalarımız var. Ama şimdiye kadar bir markayla iddialı olmak için yürümedik. Önce işimizi iyi yapalım dedik. Zaten iç piyasa, toplam üretimin yüzde 10'u. Zaffer's, Element's, Grey & Grey, Vittorio & Vittorio, Voyage. Element's, deri dışındaki konfeksiyon markamız. Üst giyim için çok kaliteli şeyler üretiyoruz.
Biz iddialı bir marka yaratmak yerine var olan bir markayı alma yolunu seçtik. Alman Hugo Boss ile iki yıldır görüşüyorduk. Bu çok büyük bir marka. Onlarla Türkiye'de mağazacılık yapma konusunda anlaştık. İlk mağazamız da Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi'nde. Burada satın aldığımız dört katlı binada mağazacılığı öğreneceğiz ve Türkiye'nin diğer illerine yayılacağız. Şimdiye kadar öğrendiklerimizi mağazacılıkta öğrenmeye çalışacağız. Hizmet sektörüne ağırlık vereceğiz ve perakendeciliği öğreneceğiz.
* Başka markalar var mı?
Yıldırım- Marka satın almak konusunda bize teklifler geliyor. Bir markayı satın alırken dünyaca tanınmış olması şart değil; eskiden tanınmış olup bugün ününü kaybetmiş markalar var. Onlara da yatırım yapılabilir. Örneğin Gucci bugün en pahalı marka, 5 yıl önce yerlerde sürünüyorlardı. Bir zamanlar Henry Cotton vardı, 4-5 yıldır eski parlaklığı kayboldu. Mesela o marka ile görüşüp çok ciddi bir noktaya gelmiştik. Bizim hayalimizde olan bir markaydı. Ama onlar şirketi 160 işçinin sosyal haklarıyla birlikte satmak istediler. Biz de böyle bir sorumluluk istemedik. Sonra Hugo Boss oldu.
* Deri konfeksiyonda en büyük siz misiniz?
Kurşun- Evet, deride birinci de biziz, ikinci de. Orjin birinci, Aydınlı markamız var, o da ikinci. Yılda 84 milyon dolarlık ihracatımız var, gerçi geçen yıl 76'ya düştü ama bu geçici bir düşüş. Şimdi Hugo Boss ile gömlek ve pantolon işine de gireceğiz. Bunlar bizim ihracat kalemimiz değildi daha önce.
* Tekstil-konfeksiyon dışına çıkacak mısınız?
Yıldırım- Hugo Boss ile başladığımız operasyon mağazacılığa ilk adım. Biz bu işi öğreneceğiz. Turizme de niyetimiz var, ama önce mağazacılık. Turizmde günün koşulları ne gerektiriyorsa onu yapacağız.
* Yani Türkiye'nin zorlandığı iki sektörde faaliyet göstereceksiniz...
Yıldırım- Türkiye sorunların çözümünde artık tabana vurmuştur. O kadar karamsar değiliz.
Nasıl başladılar?
Orjİn Holding'in temelleri 1980 yılında Kağıthane'deki tabakhane ile atıldı. Zafer Yıldırım, Yıldız Teknik Üniversitesi'ni bitirdikten sonra master için gittiği Almanya'da bu konudaki trendi izledi ve bu işte gelecek olduğuna karar verdi. Türkiye'ye döndüğünde Kağıthane'deki tabakhaneye ortak olan Yıldırım daha sonra Osmanbey'de küçük bir atölye ile deri konfeksiyon işine girdi. Amacı Almanya'ya mal satmaktı. İşte bu dönemde uzaktan akrabası olan Zafer Kurşun devreye girdi. Birlikte çalışmaya başladılar. Kurşun Almanya'da pazarlama işinin başına geçti.
Ardından Merter'de ikinci atölye kuruldu. 1986 yılında artık Münih, Düsseldorf ve Hamburg'da depo açacak boyuta geldiler. Aynı yıl, dışı deri içi kürk ceketler üretmek üzere Aydınlı kuruldu. Holding 1997'de kuruldu.
Zafer Kurşun ve Zafer Yıldırım deri ile başladı, deri dışındaki konfeksiyona da girdi. 1992'de üst giyimde iddialı ürünler üreten tekstil şirketi Element's kuruldu. Şimdi de Hugo Boss ile mağazacılık alanına girildi. Grup Hugo Boss mağazalarıyla 10 yılın sonunda 40-50 milyon dolarlık bir ciroya ulaşmayı hedefliyor.
'Hızlı üretim şart'
* Sektörün geleceğine ilişkin görüşleriniz nelerdir?
Kurşun- Bakın 3-4 yıl önce Milano'da bir fuarda Türkiye için yazılan makine siparişleri konuşuluyordu. Dört yıl önce bu denli çok makine siparişi verilen yerde bugün kriz konuşuluyorsa bir anormallik var demektir. Türkiye'de tekstildeki işçinin brüt maliyeti 1200 mark. Avrupa'ya Almanya'ya 3-5 saat kamyon mesafesindeki ülkelere bakın. Oradaki işçilikler şu anda, 60-70 dolarlarda. Romanya'da Ukrayna'da tezgahlar var. Bu durumdan pay kaybeden ülkelerden bir tanesi Türkiye. Sıkışıyor tabi ülke, daha da sıkışacak. Ama yine de pay alacak,Türkiye çok büyük deneyim kazandı.
Yıldırım- 1980'lerde en büyük rakibimiz Kore idi. Sonra maliyetler pahalılaşınca, Koreliler Çin'de, Vietnam'da fabrika kurmaya başladılar. Teknolojilerini işçiliğin ucuz olduğu ülkelere sattılar. Ama yıllar önce İngiltere, Fransa, İspanya da bu aşamaları geçmiş. Biz pahalı ülke statüsüne girdik. Lojistik daha fazla önem kazanmaya başlıyor. Ancak Türkiye'nin hızlı teslimatlar kategorisinde cazip olabilir. Bugün konuş, 1 ay sonra al. Ceketi 1 ayda alıp rafa koyabileceğin ülke cazip şimdi. Türkiye'nin birikimi, teknolojisi ve hızı var. İşçimiz deneyimli, 24 saat çalışması gerekirse çalışır. Moda hızlı değişiyor, böyle olunca hızlı teslimat da önem kazanmaya başladı.
Esen PİŞİRİCİ
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|