kapat

05.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Madalyonun öbür yüzü

Abdullah Öcalan'ın yakalanması ve mahkemede yaptığı savunmada geçmişi silip atması konusunda, haftalardır uzmanların, hükümetin değerlendirmelerini dinliyoruz. Ancak Kürtler'in ne düşündüğü henüz medyaya yansımadı.

Acaba Kürtler, 15 yılda "o taraf"ta 20 bin cana malolan bu kanlı serüvenin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorlardı? Apo'daki değişimi nasıl yorumluyorlardı? Dağda oğullarını yitiren 20 bin ana, yerinden yurdundan göçmek zorunda kalan 2 milyon insan, geleceğe nasıl bakıyorlardı?

Hafta sonunda bir araya geldiğim bir grup Kürt aydınına bu soruları sorma fırsatı buldum.

Aralarında politikacılar, akademisyenler, sendikacılar, gazeteciler, hukukçular, yerel yöneticiler vardı. Sadece meslekleri değil, eğilimleri de farklıydı. Bir çoğu, zamanında PKK'ya ve şiddet politikasına tavır almış insanlardı. O yüzden Apo davası konusundaki değerlendirmeleri hepten önem taşıyordu.

Edindiğim ilginç izlenimleri burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

* * *

En başta bugün gelinen aşamayı, temel sorunun çözümü yolunda "bir milat" olarak niteliyorlar.

Apo'nun, ister korkusundan, ister taktik nedenlerle, ister samimi olarak silahlı bir çözümü reddetmesini ve demokratik mücadeleyi savunur hale gelmesini son derece önemli buluyorlar. Diğer bazı konularda önemli görüş ayrılıkları olsa da bu konuda genel bir uzlaşma var.

Sorunun PKK ile başlamadığını, bölgeye dönük politikaların PKK'yı yarattığını ve son 15 yılda şiddetin şiddeti doğurduğu görüşündeler. "12 Eylül ve onun yarattığı baskılar olmasa, PKK da olmazdı. Şiddet karşılıklı tırmandırılınca örgüt giderek kitleselleşti ve güç kazandı" diyorlar.

Konuştuklarımın çoğu, zamanında PKK'nın silaha sarılmasına, soruna şiddet yöntemiyle çözüm aranmasına tavır almış insanlar... Çarenin demokratik mücadelede olduğunu yıllarca söylemişler. Ancak seslerinin hem PKK, hem de devlet tarafından kısıldığını, böylece meydanın hepten silahlara terk edildiğinden yakınıyorlar.

Şimdi 15 yıllık kanlı bir maceradan sonra nihayet Apo'nun da "demokratik çözüm" çizgisine gelmiş olmasını sevindirici buluyorlar. O yüzden de Apo davasını, sorunun çözümünde "tarihi kavşak noktası" olarak adlandırıyorlar.

Bu noktada atılacak adımların, izlenecek politikaların, hatta seçilecek üslubun, çok önemli sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuyorlar. Bölge halkına dönük olarak yapılacak küçük jestlerin, büyük anlam taşıyacağını, idam cezasının infazının ise iç barışı tehlikeye sokabileceğini söylüyorlar.

* * *

Konuştuklarımın hemen hepsi, Apo'ya dönük suçlamalar sırasında kullanılan üslubun Kürtler'in gururunu çiğnediğinden yakındılar. Medyada her gün şehit analarının acısına yer verilirken, Kürt analarına kimsenin "Siz ne hissediyorsunuz" diye sormadığından, dağdakilerin nasıl inebileceği konusunda bölgede kimsenin fikrinin alınmadığından şikayetçiler.

Buna karşın kendilerinin de zaman zaman yanlış bir üslup içinde olduklarını itiraf ediyorlar. Bölgenin tanınmış avukatlarından biri, "karşılıklı ateşkes" lafından yakındığı örneğin... "Ne demek karşılıklı ateşkes?.." dedi, "Türkiye'yi korumakla yükümlü ordu ateş keser mi? Elbette burada örgütün silah bırakmasından söz edilmelidir. Ancak buna 'pişmanlık', 'teslimiyet' gibi isimler takmak, hâlâ feodal değerlerle yaşayan bölge insanını ve dağdan inmeye gönüllü olanları ters yönde etkileyebilir."

Bu noktaya gelinmesinde ABD ve Avrupa'nın desteğinin rolünü yadsımıyorlar. Ancak bunun Türkiye'deki iç dinamiklerin hareketsiz kalmasından kaynaklandığını, kimse bir şey yapmayınca "dış dinamik"in harekete geçtiğini belirtiyorlar. Lakin Avrupa'ya endeksli bir sürecin kalıcı olmayacağının da bilincindeler. "Adamlar kara kaşımız, kara gözümüz için girmiyor bu işe" deyip bedelini hesaplamaya çılışıyorlar. Asıl kalıcı çözümün Türkiye içinde, birlikte bulunabileceğini biliyorlar.

Bir politikacı, "Otonomi, federasyon gibi kavram ve tartışmaların artık bayatladığını" belirtti. Şimdi en gözde sözcük "demokrasi"... 1960'larda öğrenci hareketi içinde yer almış bir aydın, "1968'de Türk ve Kürt aydınları, Türkiye'yi kurtarmak gibi bir ortak gaye uğrunda bir aradalardı. Sonra giderek yollarımız ayrıştı. Şimdi nihayet yeniden bir ortak gaye etrafında bir arada toplanabiliyoruz. Bu kez gayenin adı, demokrasi" dedi.

Bütün Türkiye'yi kucaklayabilecek kadar geniş bir ortak zemin bu... Herkesin altına imzasını atabileceği bir hedef... Lozan üzerine araştırma yapan bir akademisyen "Lozan'daki ilkelerde yeniden buluşmalıyız" dedi. Bir avukat ise "Misak-ı Milli"nin öneminin altını çizdi.

Görünen o ki, Apo davası, tahmin ettiğimizin çok daha ötesinde bir "hayırlı sonuç"a vesile olabilir.

Yeter ki, önyargı gözlüklerini çıkarıp birbirimizi anlamaya çalışalım.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır