kapat

05.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Devletin Tepesi netleşmedi

Sonuç olarak terörist Abdullah Öcalan'ın yargılanması hukuki bir süreci gerektiriyordu ve hukukun dediği yerine getirildi ama, bu olayın "siyasi" yönünün olduğunu da kimse inkar edemiyor.

Daha önce de yazdığım gibi nasıl halk kendi arasında "idam edilsin, edilmesin" tartışması yapıyorsa, ülke yönetimi de aynı "fikir jimnastiğini" yapıyor.

Çünkü önümüzdeki olay sadece bir teröristin ölümle cezalandırılmasının ötesinde Türkiye'nin dünya ile ilişkilerini etkileyecek, Türkiye'nin gelecekteki sorunlarını belirleyecek nitelikte.

Bu nedenle "devletin tepesi" de mahkemenin vereceği kararın sonuçlarını tartışmayı sürdürüyor.

Ancak son bir hafta içinde görüştüğüm etkili kişilerden aldığım izlenime göre, teröristin cezasının infazı konusunda net bir görüş birliği sağlanmış değil.

Hemen herkes bu hükmün uygulanması halinde oluşacak gelişmeleri düşüyor, tartıyor.

Elbette Türkiye Cumhuriyeti bir teröristin tehdit ve şantajlarına boyun eğmeyecektir. Ama bu milyonlarca insanın geleceğini ilgilendiren bir olayın enine boyuna tartışılmaması gerektiğini de göstermez.

Öğrendiğime göre infaz konusunda üç ana görüş belirmiş durumda. Birinci görüş, mahkeme kararına aynen ve süratle uymak. Bu görüşü dile getirenler "Türkiye Cumhuriyeti bu törerden çok acı çekti. Teröristi, siyasi nedenlerle idam etmemek zayıflık belirtisidir" diyorlar.

İkinci görüş sahipleri ise sorunun biraz zamana yayılmasını ve geçen süre içindeki gelişmeleri, dünya konjonktürünü izleyerek bir tavır alınmasını savunuyor.

Üçüncü görüş sahipleri ise önemli olanın Türkiye'de ve bölgede huzurun sağlanması olduğunu belirterek "Apo'nun yakalanmasıyla terör son nefesini verdi. Bundan sonra birkaç küçük girişim olsa bile bütünü etkilemez ve Türkiye bölgedeki en güçlü ülke konumuna geçer" diyor.

Devletin tepesinde "netleşmeyen" görüşün bir nedeni de "topun kimde kalacağı" konusuna açıklık getirilememesi. Eğer Apo'nun infazının yapılmaması fikri ağır basarsa bu "hangi aşamada" karara bağlanacak? Yargıtay'da mı, Meclis'te mi, Cumhurbaşkanlığı'nda mı? Doğal olarak bu konuda kimse "topun kendisinde kalmasını" istemeyecektir.

Anlaşıldığı kadarıyla asıl zor günlere şimdi geliyoruz.

Asmak- Asmamak
Kamuoyunun bir bölümü günlerdir "Apo asılsın mı, asılmasın mı?" tartışması içinde. Bir bölümü ise daha önce de yazdığım gibi "Asılacak mı?" sorusunu soruyor. Demek ki ülke sorunlarıyla ilgilenenlerin zihninde bir "kuşku" var.

Aslına bakarsanız konuyu salt "asılsın mı, asılmasın mı?" düzeyine indirmek yanlış. Çünkü o zaman sanki kimileri Apo'dan yana tavır alıyormuş gibi bir suçlama altında kalıyor.

Burada önemli olan, yıllardır çok kan dökülen bir terör olayının sona erdirilmesi, terör örgütünün etkisiz hale getirilmesi ve terör liderinin ele geçirilmesidir.

Sorun "etnik" nitelikler de taşıdığı için ister istemez dünyanın merceği altına da sokulmaktadır. Böyle bir durumda Türkiye'nin dünya ile ilişkileri açısından konunun "sağlıklı" "sağduyulu" ve "doğru" olarak ele alması gerekir.

Kişisel olarak görüşümü öğrenmek istiyorsanız; Apo sadece bir terörist, ancak idamının gerçekleşmesi halinde Türkiye'nin zor duruma düşeceğine inandığım için, cezanın "asla affedilmemesi" kaydıyla "ömür boyu" hapse çevrilmesi yönünde.

İçe dönük propagandanın zararı
Apo'nun idamı konusunda durum pek parlak gözükmüyor. Zaten öyle olduğunu "etkili ve yetkili" herkes bildiği için günlerdir "ne yapılacak" tartışmaları sürüyor.

Türkiye İmralı'daki "müdahil avukatların" ve "şehit ailelerinin" zaman zaman aşırıya kaçan gösterileri dışında terörist Öcalan'ın yargılanmasından alnının akıyla çıkmayı başardı. Hiç kimse teröristin yargılamasının "yanlı" yapıldığını, savunmanın engellendiğini söyleyemez. Nitekim başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün dünya bu hakkımızı teslim ediyor.

Şimdi "Türkiye içi" koşulların uygulanma sürecine girildi. Yargıtay, Meclis ve Cumhurbaşkanı aşamalarını yaşayacağız.

Ancak sorun burada bitmiyor. Güneydoğu sorununu yıllarca "iç politika" malzemesi yaptığımız için, şimdi dünyanın gösterdiği tepkiden şiddetli rahatsız oluyoruz. Çünkü ne istendiğini anlamıyoruz. Batı'nın taleplerini "Bizi sevmediklerine" bağlamaya çalışıyoruz. En aklı başında isimler bile "Batı'nın canı cehenneme" tepkisi içinde. Oysa, durum "Türkiye'yi sevmeyen Batı'nın" Apo'dan yana tavır koyan tepkisi değil. Batı ülkeleri "Eğer bizim aramızda olmak istiyorsanız kurallara uyacaksınız" diyorlar. Batı'nın bu söylemini elbette "sevmeyebiliriz" ama bu "canınız cehenneme" tepkisiyle dile getirilirse bize bir faydası olmaz.

İçerde "kahramanlık türküleri" söylerken, örneğin Alaattin Çakıcı'nın iadesini sağlamak için "bizde idam cezaları 15 yıldır hiç uygulanmıyor" cinliğini yapmaya çalıştık. Sanki bütün dünya "Türkiye kamuoyu" gibi davranacak bir hiçbirşey sormayacak zannettik.

Bugün geldiğimiz noktada, "içeriye" başka "dışarıya" başka şeyler söylendiği için Türkiye dünya önünde zor durumdadır.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır