Kosova dün, tarihin derinliklerinden gelen özlemin ateşinde, göz yaşartıcı bir kavuşma yaşadı. Kosova Barış Gücü'ne katılacak Türk birliğinin öncüleri Prizren kentinde, coşku ile karşılandı. Kent halkı, Mehmetçik'i bağrına bastı.
Miloseviç'in soykırımcı yönetimine karşı uygulanan NATO bombardımanı ardından Barış Gücü'nün Kosova'ya girmesi, güvenli bir yaşamı ve acıların bittiğini müjdelemişti.
Ama Prizren'deki Türkler ve Arnavutlar, sanki gerçekten kurtulduklarına dün Türk birliğini kucakladıkları anda inandılar.
Bu insanlar, din ve kan kardeşlerimizdir. Sırf bu yüzden Sırp zulmünün hedefi olmuş, acı çekmişlerdir.
İşte bir belge.. (Noel Malcolm/ Kosova- Sabah Kitapları)
"1937'de Yugoslav hükümetine Arnavutları kaçırtmak için uygulanacak bir dizi önlem önerildi:
Burada kalmayı Arnavutlar için çekilmez hale getirmek zorundayız. Mesela eski arazi belgelerinin geçirsiz sayılması.. Otlakların geri alınması.. Bunların devlet, yerel yönetim veya özel kuruluşlarda işten çıkarılmaları.. Mezarlıklarını tahrip ederek huzurlarını kaçırmak.. Eskiden beri uygulanan bir yol daha kalıyor ki bu da Arnavutlara ait mahallelerin gizlice ateşe verilmesidir."
Dün Prizren'de yaşanan bir milliyetçi rüzgar mıydı?
Ulus devletin anavatanı Avrupa bütünleşiyor, milli sınırlar kalkıyor. Prizren'deki karşılama, belki Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne sokulmamasını savunanlar tarafından kötüye kullanılacaktır.
Ama Batı, kendi tarihçilerinin tanıklığına saygı gösterirse, dünkü vuslatın gerçek nedenini kavrayabilir ve Avrupa'da kurmaya çalıştığı birlik için Osmanlı'dan ders bile alabilir.
Tarihçi Jason Goodwin "Ufukların Efendisi Osmanlılar" kitabında (Sabah Kitapları) bakın ne diyor:
"Ufukların Efendisi, karşı konulmaz biçimde Balkanlar'ın, Karadeniz'in, Ortadoğu'nun otuz altı ulusundan yaratılan o garip ve dinamik imparatorluğu çağrıştırır. Milliyetçi tarih içinde bu, korkunç bir fethetme ve boyun eğdirme öyküsüdür. Oysa gerçek farklıdır. Türkler, büyük tarihçi Braudel'in tanımı ile 'işbirliği yapıları' yaratmışlardır. Çok dilli bu yapı, ortak rıza ile gerçekleştirilmiş bir Türk imparatorluğuydu.."
Dünkü Prizren tabloları, "Barbar Türkler" iftirasını hayatın içinde yalanlayan ibrettir. Anlayana!.
Türkiye'yi vergisini ödeyen vatandaşların temsilcileri değil, Hazine'den geçinen kadrolar yönetiyor.
Bu kadrolar, siyaseti ve ekonomiyi saydamlaştıran yeni dünya düzenine inatçı keçiler gibi direniyor. Çünkü çağa boyun eğseler, enflasyon üreterek, yetmedi yolsuzluk yaparak, o da yetmedi çeteler kurarak Hazine'yi, yani halkı soymaları zorlaşacaktır..
Hep böyle mi gidecek?
Çetin Altan bir süredir umut pompalıyor.
Türkiye'yi, saydamlığa dayanan yeni dünya düzenine Washington'un yerleştireceğini yazıyor.
Yani IMF'yi, "kapitalizmin mali polisi" gibi gösteren çağdışı solcuların yalnız fikirlerinden değil, niyetlerinden de kuşku duymak gerekiyor.
IMF'ye polisiye bir ad vermek gerekirse "ahlak polisi" demek daha yerinde olacaktır.
Enflasyon ahlaksızlığından kurtulmak için IMF, maalesef tek şansımız!