Siyasi ve sosyal olaylar, genellikle ülke gündeminin ilk sırasında olur. Bu olaylar şu veya bu şekilde çözümlenir ve zamanla unutulur. Ancak ekonominin durgunluğa veya krize girmesi, milyonlarca insanın geçimini 25-30 yıl sonrasına kadar etkiler. Örneğin 1979-80 ve 1994'deki daralmanın zararını bugün de görüyoruz. Bu üç kayıp yıl olmasaydı ve bu yıllarda ekonomi yüzde 4 büyüyebilseydi, kişi başına milli gelirimiz, bugünkü 3 bin 224 dolarlık düzeyinde kalmayacak, 4 bin dolara kadar yükselmiş olacaktı.
Sanayileşmiş ülkelerde bu gerçek bilindiği için, seçim, doğal afet ve politik gerginlik dönemlerinde bile ekonomi ikinci plana itilmez. Türkiye'de ise önemli bir siyasi, sosyal veya adli bir olay ekonomiyi hep unutturuyor. ABD ve İngiltere gibi ülkelerde, borsadaki önemli bir olay oranlarındaki ani bir artış durumunda, liderler ve merkez bankası başkanları, olay gününün akşamında bir TV konuşması ile güven ve umut mesajları verir.
Başbakan Bülent Ecevit, reel ekonomi ile para ve sermaye piyasalarında iyice bozulan moralleri düzeltmek için henüz derli toplu bir açıklama yapmadı. Reformlar serisi tamamlandığında, ekonomide ortaya çıkabilecek olumlu tablo geniş halk kitlelerine anlatılamadı. Koalisyon partilerinin bakan ve milletvekillerinin yaptıkları rastgele ve üstünkörü açıklamalar ise moralleri daha da bozuyor.
1998 yılının ortalarında genel ekonomik ve siyasi ortam çizelgede görüldüğü gibi bugünkünden daha kötüydü. Buna rağmen iç borçlanmada bileşik faiz oranı, geçen yılın Temmuz ayı başında yüzde 85-90 arasına kadar inmişti. Bu oran 1998 yılı Temmuz ayı sonuna doğru yüzde 70'leri de gördü. Çünkü Yılmaz-Ecevit ikilisi, geçen yıl ekonominin kaptan köşkünü boş bırakmamış ve iş dünyasına güven verebilmişti.
Bu yılın ortalarında ise Başbakan Ecevit henüz ekonomi yönetimine yeterince eğilebilmiş değil. 1998 yıl ortasına göre koşullar göreceli olarak daha olumlu düzeyde ama, yönetim boşluğu faiz oranlarını tırmandırıyor. Hükümet, 1994 Krizi'ni bile 12-13 ayda atlatan ekonomiye ve iş dünyasına moral aşılamakta geç kalıyor.
20 yıl önce, yine bir durgunluk yılında başbakanlık koltuğunda bulunan Ecevit, gerekli önlemleri alamamış ve o yılın sonbaharında görevi bırakmak zorunda kalmıştı. Bugün ekonomi, 1979'a göre çok daha güçlü. Bülent Ecevit'in ekonominin kaptan köşküne çıkması ve halka, iş dünyasına umut aşılayıcı ve ufuk açıcı bir konuşma yapması, iyiye gidişin bir başlangıcı olabilir...
'Ulusa Sesleniş' konuşması
Başbakan Ecevit, ekonominin yönetimi ile bizzat meşgul olduğunu, iç ve dış piyasalarda herkese belli etmeli.
Bir "Ulusa Sesleniş" konuşması ile yapılan reformlar halka anlatılmalı ve gösterilecek fedakarlığın ödülünün bir süre sonra alınabileceği anlatılmalı.
1999'un ikinci yarısı ile 2000 yılı hedefleri, vakit geçirilmeden iş dünyasına ve kamuoyuna duyurulmalı.
Hiç olmazsa geçici bir süre için ekonomik konjonktür hakkındaki açıklamalar en yetkili kişi tarafından yapılmalı. Bugünkü demeç enflasyonu halkın kafasını karıştırıyor.
Yol ayrımından sonraki yollardan biri kötüleşmeye, diğeri iyileşmeye gidiyor. Ancak demeç veren yetkililer, yalnız uçuruma giden yolu anlatıyor. Görevi ekonomik durumu iyileştirmek olan bazı bakanlar ve üst düzey bürokratlar yakınma ve sızlanma yarışında, sanayicileri ve halkı bile geçiyor.
Bir reform takviminin açıklanması, güven ortamının kurulmasını sağlar ve hükümetin inandırıcılık düzeyini yükseltir.
Faruk TÜRKOĞLU