Ah o Şenol yok mu? Kendisi yetmiyormuş gibi; bir de Birol'u vardı. Şenol-Birol.
Ancak; Benim kalbimin ne önemi, ne kıymeti harbiyesi vardı. Elbette anam ağlardı. Sevgili dostlarım vardı üzülecek. Ama ben nihayet, bir semtin delikanlısıydım.
Önemli olan:
Koskoca Başbakan neden ağlamıştı?
Kral kim?
"Argghhhh... Uh... Maaaaambo!.."
Yukarıdaki satırı okuyunca "Bu adam delirmiş" diyebilirsiniz. Oysa; yukarıdaki bağırtı hoşuma gider benim. Dünyada milyonlarca insan vardır "Argghhh.. Uh!.." haykırışına bayılan.
Bu garip sesler, Perez Prado'nun mambo orkestrasının özelliğiydi: Perez Prado'yu tanımayanlar, sesin etkisini anlamak için gırtlaktan çok yüksek ve kalın sesle deneme yapabilir. Haydi: "Argghhh.. Uh!.."
Bu ses beni etkilemeye halâ devam ediyor.
Perez Prado Orkestrası, caz ve pop müzik tarihinde müstesna bir yere sahiptir. Kübalı Perez'i tanımayan, müzik meraklısıyım demesin. O bir müzik kralıydı, Elvis Presley gibi... Mambo döneminde Xavier Cugat da ünlü müzisyen ve orkestraydı. Latin Caz çalan Machito, halâ müzik yapan Tito Puente vardı... Ama bence Perez Prado kraldı.
Alev alev yakan Mambo
Tepebaşı'ndan şöyle bakın Haliç'e doğru. Dünyanın neresinde böyle manzara bulabilirsiniz. Hele Bizans'tan, Osmanlı'dan kalanını... Altın Boynuz demişler Haliç'e... Sonradan üstüne kaka sıvadığımız Altın Boynuz'a günümüzde hava kararıp, kültürsüzlük tozu pisliği örtünce geceleri bakacaksınız elbette. Haliç'in en güzel seyredildiği yerlerdendi Cumhuriyet Gazinosu.
Giriyorum gazinoya... İlk karşılaştığım: "Argghhh... Uh!.." sesi oluyor. Ben de "Uh" sesiyle birlikte topuğumu yere vuruyorum "Uh be!.."
Bir orkestra var ki sahnede, 20 kişiden fazla... Mambo çalıyorlar.
Nedir Mambo? İnsanı yakacak kadar alevleri yükselen bir Latin Amerika dansı. Bongoların yaramaz çocuklar gibi durmayan takırtısı, tukurtusu... Ağır başlı trombonların kalın sesle azarlamasına aldırmayan trompetlerin kız çocuğu çığlığı... Davulu kızdırmak için onunla yarışan tumbalar, timpaniler. Trombon daha sert azarlasa da, çıtır-çıtır, tak tuk eden marakaslar, klavsenler... Üstüne bir de "Argghhh...Uh!." diye bağıran koca sesli adam.
İşte bunları duyunca yerinizde duramazsınız.
Cumhuriyet Gazinosunda böyleydi müziğin durumu... Perez Prado mu çalıyordu orada? Hayır. Cumhuriyet'in orkestrasında Perez Prado'nun hayalet gibi dolaşan orgu eksikti. Çünkü çalan Türk orkestrasıydı ve elektro org o yıllarda Türkiye'ye henüz girmemişti.
Cumhuriyet'teki harika müzik topluluğunun adı: Kemal Güleşoğlu Orkestrası idi.
Bir harika adamdı Kemal Güleşoğlu. Her zaman saygıyla anmamız gereken kurum; İstanbul Radyosu'nun efsane müzisyeniydi. Neden efsane?
Bizim radyolar, Ankara ve İstanbul, sonra da İzmir Radyoları çok değerli kişiler yetiştirmiştir. Sanatçısından teknik elemanına kadar... Kültür ve sanatta "ilk"ler, bugün TRT çatısı altında toplanan radyoların elemanı, özverili cumhuriyet çocuklarının eseridir.
Kemal Güleşoğlu, orkestrasını yönetir, klasik orkestrada fagot çalar, radyo stüdyosunda ses teknisyenliği görevini de yürütürdü. Kendi orkestrasında saksafon, Fehmi Ege Tango Orkestrasında ise akordeon çalardı.
Evet. Kemal Güleşoğlu unutulmaz bir müzisyendi. Cumhuriyet Gazinosunda orkestrası çalıyordu. Dünyanın en güzel "artistleri" o gazinodaydı. Haliç manzarası arkada ve: Kızıl saçlı Macarlar, Nibelungen'in ışık saçlı Almanları, hediyelik biblo İspanyollar önde. Güzel kızlardı.
Başbakanlar da ağlar
Bir güzel kız da İngiltere'de yaşamaktaydı. Londra'dan başka yerde bulunmaz farklılardan... Adı: Kristin Keeler idi. İngiliz vatandaşlığına geçmiş bir Danimarkalı.
O kız hükümeti devirmişti.
Londra'ya adımını atar atmaz "sosyete prodüktörü" Dr. Ward'ı bulmuştu. Uzman Doktor(!) güzel Kristin'in ekonomik durumunu tedaviye etti. Lordlar, süper zengin Araplar Kristin'in yanan yatağına sterlinleri su gibi serptiler.
Bu arada... Evet bu arada ilginç biri ortaya çıktı. Sovyetler Birliği Deniz Ateşe yardımcısı Rus subayı İvanof. KGB AJanıydı İvanof ve örtülü ödenekten servet harcayabilirdi.
Bir laf vardır: Parayı veren şeyi öttürür mü derler?. "Düdüğü öttürür" derler galiba...
Paralı yoldaş İvanof, güzel Kristin'i öttürdü ama... Bir terslik oluşmuştu:
Kristin, Rus İvanof'la çarşafa dolanırken, İngiltere Savaş Bakanı John Profumo'yu da yatağında ağırlıyordu.
Kristin'in Rus Askeri Ateşesi ile Bakanı aynı anda idare etmesi; İngiliz Savaş Bakanı'nı ateşe attı.
Gazeteciler olayı tesbit etti ve:
Skandal!.. Devlet sırlarını Savaş Bakan'ından alan Kristin, bunları Rus Ajan İvanof'a mı veriyor?"
İşte o gün, İngiltere Başbakanı Mc Millan, Avam Kamarası'nda göz yaşlarını gizlemek için elleriyle yüzünü örtmüştü. Çünkü; seçim yenilgisinden değil, bir aşk macerası yüzünden hükümet istifa ediyordu.
Bir fahişe, hükümeti devirmiş, Mc Millan gibi tarihe geçmiş bir Başbakanı ağlatmıştı.
Başbakanın kalbi durmak üzereydi ve acil müdahale gerekmişti.
Şenol-Birol-Gol!..
Kalbim durmak üzereydi. İngiltere Başbakanı ile aynı dönemde.
Nasıl durmasın kalbim ha?.. Son dakikaydı, şampiyonluk gidiyor kardeşim ne diyorsunuz? Dur n'oluyor?... Hooop Şenol daldı, vallahi vurdu... Goooool!..
Ayağa fırlıyorum. Öyle kalıyorum. Havayı çekiyorum içime. Hava gelmiyor. Bir daha çekiyorum, hava inatla dışarıda kalıyor. Aaaa nefes alamıyorum. Durun yahu!.. Ölüyorum galiba. Şakası yok bunun. Bir daha asılıyorum oksijene... Gelsene kardeşim hava... Atilla sarılıyor: "Vuhaaaa... Geçirdik işte.." sarsıyor beni. "Püf" ediyorum birden, ciğerlerime hava doluyor. Ohhh kurtuldum. Çöküyorum.
Goooll... diye bağırıyor herkes ayakta. Ölümden dönmüşüm, şaşkın ve aptal bakınıyorum. İçimdeki kanarya gagalıyor beni, yine ayaktayım:
Goooool!.., ancak korkarak bağırıyorum.
Nefesim, bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçında kesilmişti. Şenol'un son dakikada attığı sürpriz golle Fenerbahçe 1-0 kazanmıştı ve şampiyonluğa gitmişti. O gol atılmasaydı, Fenerbahçe şampiyon olamıyordu. Nasıl ölmem?
Şenol ve arkadaşı Birol? 1963 yılının ve futbol tarihinin en pahalı transferleriydi. Şenol ile Birol, aslında Beşiktaş'ın iki efsane futbolcusuydu. Beşiktaş taraftarı şöyle bağırırdı:
Şenol-Birol-Gol!..
1963 yılında Fenerbahçe bu ikiliyi transfer etti. Yer yerinden oynadı. Öyle büyük para ödemişti ki Fenerli yöneticiler. Görülmemiş, duyulmamış servet:
Şenol'a 100.000 lira, Birol'a 100.000 lira... (Yazıyla: Yüz bin Türk Lirası futbolcu başına, yanlış okumadınız.)
Fenerbahçe forvetinin değeri rekordu. O günün yıldızı Ogün, sakatlığı gözetilmeyerek alınmıştı. Lefter vardı, Nedim vardı, Aydın vardı. Türkiye'de ilk defa bir takımın forvet değeri: 1 milyon lira (Bir Milyon Türk Lirası) oluyordu. Bir milyon lira dudak uçuklatıyordu 1963'te.
Ekonomi nereden nereye gelmiş. Haydi hep bilikte: Oley, bugüne kadar paramıza değer kazandırarak(!) binlikleri, trilyonlara çeviren hükümetlere, başbakanlara üç kere: Oley, oley, oley!..