kapat

04.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ALİ ŞEN(alisen@sabah.com.tr )


Dünya Türkiye'yi dinlerken...

Abdullah Öcalan'la ilgilenen dünyaya Türkiye gerçeklerini anlatmanın tam zamanıdır. Hazır bütün dünyanın dikkatini üzerimize çekmişken, Kürt halkının, Türkler ile binlerce yıl birlikte, iç içe yaşadıklarını çok iyi anlatmalıyız.

Türkiye, sorunlarını anlatmak için hiçbir zaman dünya ülkelerinden dinleyici bulamazdı. Avrupa ve Batı'nın dikkatini, ancak turistlere tecavüz, yangınlar, bombalar, trajik olaylar yani kötü haberlerle çekerdi. Bugün bütün dünyanın dikkati, Abdullah Öcalan'dan dolayı Türkiye üzerindeyken, koca koca yazarları ibretle izliyorum. "Apo asılsın mı, asılmasın mı?" diye ahkam kesiyorlar. Böyelece Türk düşmanı ülkelere ve gazetelerine yem oluyorlar. Yarın 900'lü hatlar açılırsa şaşmayacağım. İmralı'daki mahkeme heyetinin vermiş olduğu karar tartışmaya açık gibi yazılar yazılıyor.

Batı ve Amerika'nın bütün dikkatini ve gözlerini diktiği bu dönemin çok iyi kullanılması lazım. Abdullah Öcalan'a verilen idam kararıyla Batı, insani yönden ilgilenirken, yardımcısı Şemdin Sakık'a verilen idam kararı ile ilgilenen yok. İşte, Öcalan ile ilgilenen dünyaya tam Türkiye gerçeklerini anlatmanın zamanıdır. Hazır bütün dünyanın dikkatini üzerimize çekmişken, Kürt halkının, Türkler ile binlerce yıl birlikte, iç içe yaşadıklarını çok iyi anlatmalıyız. Batı'daki insanın sandığı gibi, ülkemizde yaşayan Kürtler ikinci sınıf vatandaş değildir. İş dünyasında çok önde olan Kürt insanlarımız var. Türkiye'de Meclis Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış Kürt vatandaşlarımızın var olduğunu dünyaya anlatabilmeliyiz.

Geçen hafta, İtalya'nın en tanınmış dört işadamı bana geldi. Bu gerçekleri bilmiyorlar. Avrupalı ve pek çok Amerikan vatandaşı ülkemizi bir Arap ülkesi bilmektedirler. Erkeklerimizin beş eşli olabildiğini sanmaktadırlar. Türkiye'nin Başkenti'nin neresi olduğunu bilmeyen pek çok Avrupalı ve Amerikalı üniversite talebesi var. Türkiye'nin Afrika'da olduğunu iddia eden Amerikalı talebeler bile var. Türkiye hakkında bu kadar az bilgiye sahip bu insanlara, Batı medyası, Abdullah Öcalan hadisesini, kendimizi iyi tanıtamadığımız, iyi anlatamadığımız için çarpıtarak bu insanların önüne sunuyor.

İşte Türkiye'nin önüne yüzyılda bir gelecek olan fırsat budur. Müthiş bir propaganda başlamalıdır. Türkiye'yi tanıtma, Türk insanını tanıtmak, Türkler'in halk mozaiğini iyi anlatmak. Her Türk vatandaşının milliyetine, dinine, ırkına bakılmaksızın kanunlarımızın verdiği her hakka eşit derecede sahip olduğunun iyi anlatılması gerekmektedir.

Avrupa ve Amerika, Kosova Savaşı'ndan sonra Kıbrıs'ı daha sonra da kendilerine göre Kürt sorununu ülkemizin önüne getireceklerdir. Bu endişelerimi hep yazdım. Dünya, Türkiye'yi dinlerken, dünya Türkiye'ye bakarken esas meseleleri anlatmak için ender bulunan bir şansa sahibiz. İmralı'da mahkemenin verdiği kararın üzerine, basınımızın ciddi kalem olmadığını iyi anlatmalıdırlar. Çünkü bu yazarlarımızın görüşlerini Avrupalı ve Batılı gazeteciler "Türk aydınları ve basını Öcalan'a verilen idam kararına karşı çıkıyorlar" diye yazmaya başladılar.

Bu JR'ı nereden buldun?
Mehmet Nazif Günal'ı, Fenerbahçe Yönetim Kurulu'na aldığımda pek çok insan bana bu soruyu sormuştu. Mehmet Nazif'i pek çok kişi, ünlü TV dizisi DALLAS'taki JR'a benzetiyordu. Kendisini bana Şadan Kalkavan tavsiye etmişti. İlk Yönetim Kurulu toplantılarında pek anlaşamamıştık. Mehmet Nazif lider, agrasif, arongant biraz da kendini beğenmiş bir kişiliğe sahip. Diğer bir liderin yönetiminde çalışacak kişilerden değil. Daha sonraları kendisini yakından tanıdım. Çok başarılı, kendisini iyi yetiştirmiş. 50 yaşındaki bu inşaat mühendisi bugün ülkemizin otel kralı oldu.

Beş yıldızlı, 7 bin yataklı oteller kurdu. Krizlere aldırmadı, yatırım yaptı, ülkeye yılda 60 milyon dolar döviz kazandırıyor. Çok yaratıcı, hırslı ve Türk turizmini kurtaracak bilgilere sahip. Bu konuda düşüncelerini okudum, hepsi mantıklı. Antalya'da yaptığı otelini, Topkapı Sarayı'na benzetti. 21. yüzyılın konforuna, Osmanlı yaşantısını getiriyor. Bu JR kıskanılacak bir adam.

Başarılı, yaratıcı insanlarımız çoğalsın. Türkiye'nin üretilecek daha çok imajlara ihtiyacı var. Mehmet Nazif Günal gibi yaratıcı insanların ülkemizde çoğalmasını keyif ile izliyorum.

Bodrum Cannes olabilir mi?
Türkiye Sinema ve Kültür Vakfı -TÜRSAK- Bodrum'da geleneksel hale gelen "Çevre Film Festivali"ni gerçekleştirdi. Hep Türkiye'nin tanıtım eksikliğinden bahsediyoruz. Gerçek Türkiye imajının yaratılmasını istiyoruz. Ülkemizin tanıtımı yalnız turizm sektörü için değil, ülkenin geleceği, ekonomisi ve siyeseti için de gereklidir. Cannes Film Festivali, her Mayıs ayının son haftasında yapılmaktadır. Olayları ve skandalları ile bütün dünyanın ilgisini çekmektedir. Yıllardır oraya gelen filmciler, sanatçılar ve gazeteciler kirlenen deniziyle, Cannes'dan bıktılar.

Bodrum yeni Cannes olabilir. Bir festival sarayı yapmak katiyen zor değildir. Bayraktarlığını Bodrum Otel Dernekleri'nin Başkanı sevgili Şahin yapabilir. Özellikle turizm sektöründe olanlar katkıda bulunurlarsa "Uluslararası Bodrum Film Festivali" geleneksel hale mutlaka gelir. Büyük havaalanımız var, telekomünikasyonumuz artık dünya standartlarında, Akdeniz'in en temiz denizi bizim sahillerimizde. Kültür Bakanlığımız bu konuya ilgi gösterirse, Türkiye'nin tanıtımında dev bir adım atılmış olur.

Bodrum'u mutlaka festivaller yöresi yapmalıyız.

Mutsuz bir toplum muyuz?
Geçen hafta Dr. Ahmet Bayer dostlarıyla, Türkiye'nin en güzel ve en büyük devre mülk tesisi olan Club Flipper'ın, 9. yıldönümünü kutladı. Sevgili Erhan Yazıcıoğlu, ülkemizin tanınmış sanatçı ve tiyatrocularını takdim ediyordu. Çok az alkış olması dikkatimi çekti. Geçenlerde Türk Futbol Vakfı'nın İstanbul'daki balosuna katılmıştım. Büyük sanatçımız İbrahim Tatlıses ve diğer sanatçılara da yine çok az alkış vardı. Gülenler yok, eğlenenler yok. Toplumumuzda bir bedbinlik, bir yorgunluk görüyorum. Sinirli ve karamsar yüzler çoğunlukta.

Çok beğendiğim, büyük sanatçımız Ayten Gökçer'e, Club Flipper'daki gecede sebebini sordum: Ayten'in cevabı enterasandı: "Medya çabuk parlattığı insanları, yine çabuk aşağı indiriyor. Eğitim ve kültür temeli olmayınca balon olanların balonu çabuk sönüyor. Halk kendini geriye çekti. Gerçek sanatçıya her zaman alkış var."

Ayten bunları söylüyor. Ben yine de son zamanlarda gülen insanlarımızın azaldığını üzülerek görüyorum. Bedbinlik, mutsuzluk ve somurtkanlık, sıcakkanlı olan biz Türkler'e yakışmıyor.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır