


Sürpriz gelişme yok
Her ayın ilk Pazar günü ekonomiye tasarrufçu açısından bakıyoruz. Genellikle enflasyon, kur ve faizlere ağırlık veriyoruz. Yatırım kararlarına yardımcı olmaya çalışıyoruz.
Geçen ay, piyasalarda bir takım rivayet ve balonlar dolaştı. İnsanlar korkutuldu. Önce onlara açıklık getirelim.
Bunlardan biri devalüasyon söylentileri idi. Kimilerine göre, yeni bir istikrar paketi açılmadan önce ani ve yüksek oranlı devalüasyon yapılacaktı. Çeşitli nedenler sayılıyordu.
Bunlara iltifat etmedik. Türkiye ekonomisinin bugünkü durumunda TL'nin enflasyonun üstünde değer kaybını gerektiren bir neden bulmakta zorlanıyoruz. Tam tersine, aylık sepet devalüasyonunun yavaşlaması ihtimalini daha yüksek görüyoruz.
İkinci rivayet, iç borçtaki hızlı artışın hükümeti borç konsolidasyonuna mecbur bırakacağı şeklinde idi. Borç konsolidasyonu ne demek? Hazine sattığı bono ve tahvilleri zamanında geri ödemeyi reddecek. Yerine bono ve tahvil sahiplerine düşük faizli uzun vadeli kağıtlar verecek.
"Ateş olmayan yerde duman çıkmaz" denir. Belki bazı bürokratik ve siyasi çevrelerde böyle arzular olabilir. Ama, piyasalardan borç alma zorunluluğu devam eden bir Hazine'nin konsolidasyona kalkışması intihar anlamına gelir.
Çünkü, konsolidasyon yaptıktan sonra Hazine bir daha kimseden borç alamayacaktır. Vatandaş aptal değil. Kendisi ile yaptığı sözleşmeyi bir kere bozana neden tekrar güvensin ve borç versin?
IMF ne dedi?
Cuma günü IMF heyetinin inceleme gezisi bitti. Daha önce okuyucularımızı bu konuda uyarmıştık. Türkiye'nin geçmişten çok sabıkası var. Reform yapacağım diyor, anlaşma imzalanıyor sonra reformdan vazgeçiyor.
IMF'nin "önce siz bizim istediğimiz reformları yapın ve politikaları uygulayın, ondan sonra biz de para verelim" diyeceğini biliyorduk. Nitekim öyle oldu.
Buna rağmen, IMF ile müzakereleri olumlu değerlendiriyoruz. Reformların ve doğru politikaların devreye sokulması konusunda Ecevit hükümetinin kararlı olduğu anlaşılıyor. Siyasi irade her şeyin başı. Orta vade için umutlanıyoruz.
Önemli bir husus, bu kez IMF'nin Türkiye'ye kaynak vermeyi kabul etmesi. İki yıl içinde, Dünya Bankası'ndan geleceklerle birlikte 6 ila 8 milyar dolar söz konusu. Türkiye ekonomisinin krizden çıkması açısından küçümsenmeyecek sayılar.
Bir başka boyutu daha var. IMF "önce enflasyon" diyor. Okuyucularımız bizim de bunu savunduğumuzu biliyor. Hükümetin enflasyonla mücadeleye öncelik vermeyi kabul etmesi, ekonominin istikrara kavuşması yolunda atılan fevkalade hayati bir adımdır.
Ancak, kısa dönemde fazla bir değişiklik beklemek için neden yok. IMF ile anlaşmanın imzalanması en iyimser sonbaharı bulacaktır. O arada ekonomide bugünkü trendlerin devam edeceğini söyleyebiliriz.
Bu koşullarda TL'den vazgeçmek için bir neden göremiyoruz.