


Çatlayan ar damarlarına estetik yapılır..
Estetik cerrahiye yeni bir iş çıkmak üzere.. Yakında burun küçültür, kulak daraltır gibi ar damarlarına da dikiş atacaklar.. İsteyen diktirdiği damarların iki kenarına çiçek süsü bile yaptırabilecek..
Şu televizyon sayesinde ar damarımızı kökünden çatlattık gitti..
Bundan sonra o damara çift dikiş attırsak, sokağa çıktığımızda kafamıza poşu sarsak dahi faydası olmaz..
O damar dikiş tutacak halde değil..
Sakın ola, dilime kırmızı noktalı yayınları dolayacağımı sanmayın.. Zaten mübarek Ramazan ayına girdiğimizden beri televizyon kanallarına bir ağır başlılık, bir tesettür hali geldi ki tarifi mümkün değil..
O "kırmızı noktalı" yayınları düzenleyenler sanki bir gecede hidayete eriverdi.. Tekmili saf saf namaza durdu.. Ekrana bastıkları kırmızı noktalar ise sanduka yeşiline kesti..
Şeker Bayramı'na kadar da akıllarına "karpuz kabuğu" düşeceğini sanmam.. Ramazan ayında "kadrosuz evliya" kesilen bu kırmızı noktacıların yedikleri hurmalar, ancak bayramdan sonra bir yerlerini tırmalar..
Malum programlar da yeniden ekrana gelir..
Bizim ar damarımızı çarpıtan hadise ise başka..
Kuponlarını kesip sakladığınız gazetelere arada bir göz atıyorsanız belki fark etmişsinizdir.. İki büyük firmamız arasında, kağıt ürünleri pazarı yüzünden kanlı savaşlar yapılıyor..
İki taraf da kendi ürünlerinin diğerinden daha üstün ve kaliteli olduğunu iddia ediyor..
"Sana ne?" diyeceksiniz lakin kazın ayağı öyle değil.. Çünkü onların pazar kapışması aile ortamında cereyan ediyor..
Taraflar, özellikle adına "pet" denilen ürünün reklamına kuvvet verdiklerinden, en kanlı çarpışmalar bu münasebetsizin üzerinde yoğunlaşıyor..
Baskın basanın..
Olmadık bir anda seyrettiğiniz program reklamlarla kesildi diyelim.. Bir hanımefendinin görüntüsü ekranda beliriyor.. Başlıyor anlatmaya..
- Bunun petekli kuru dokusu daha fazla emicidir..
Bizim evde bu laf duyulduğunda ortalık karışır.. Ben telaşla uzaktan kumanda aletini ararken, Bilge'nin aklına mutfakta unuttuğu bir şey gelir.. Kalkıp gider..
Kız yerinden fırlayıp kendine "acil bir iş" yaratma telaşına düşer.. Sanki İkinci Dünya Savaşı'ndayız.. Düşman uçakları bombardımana başlamış da ev halkı sığınaklara koşuyor gibi bir telaş..
Haydi aile reisi olarak uzaktan kumandayı bulduk, zaping yapıp başka bir kanala kaçtık diyelim..
Kurtulma garantisi yok ki..
Mübarekler sanki gerilla harbi veriyor.. Hangi köşeden, hangi taşın altından çıkacaklarını önceden kestirmek imkansız. Bütün kanallar ve reklam kuşakları işgal altında olduğundan, eninde sonunda birine teslim oluyorsunuz..
***
Bu firmalardan biri kendi ürününü su sarnıcı gibi tarif ederken hasım firma da tüm gayretini "kullanma rahatlığına" vermiş.. Üniversiteli, eli yüzü düzgün genç kızları bulup bulup çıkarıyorlar karşımıza..
Onların ekrandaki rahatlığı ise tek başına ayrı bir konudur.. Öyle rahatlar, öyle doğal birşey yapmışcasına anlatıyorlar ki..
- O gün koşuya gittim.. Hopladım, zıpladım.. Her bir yanım ter içinde kaldı.. Sırılsıklam olmuşum.. Kuru olan tek şey.. Petimdi..
Gözünüz kör olmasın.. Börek tarifi yapar gibi anlatılmaz ki bu meret.. Hani biraz cesaret bulsalar; cinayet tatbikatı yapar gibi, ekranda kullanma tatbikatı yapacaklar..
Bu bizde böyle..
Bu tür hijyenik ürünleri ilk kez Amerikalı kadınlar kullanmış.. Kullanmış ama başlarına da gelmedik kalmamış..
Kimberly-Clark adındaki bir şirket Birinci Dünya Savaşı yıllarında kayın ağacından üretilen bir tür kağıdın emici özelliklerini farkedip bol miktarda üretime geçmiş..
Savaş sırasında Kızılhaç'a bol miktarda kazanç gözetmeden verilen bu tamponlar, Avrupa cephelerinde kurşun yaralarının tedavisinde kullanılmış.. Başarılı da olmuş.. Ne var ki savaşın bitiminde ellerinde bol miktarda stok kalmış..
O sırada şirketin yöneticilerine bu yara tamponların, Fransız hemşireleri tarafından muayen günlerde kullanıldığı tiyosu gelmiş..
Uyanık firma bunun üzerine "Cellunaps" diye bir marka icad edip, elinde ne kadar yara tamponu varsa pet niyetine piyasaya sürmüş.. Ama Amerika'da dükkan sahipleri, kahverengi ambalajlı bu ürünü vitrinlere koymayı, hatta bazıları satmayı bile reddetmişler..
Bunun reklamı için yapılan bütün kampanyalar muhafazakar Amerikalılar tarafından durdurulmuş.. Firma bunun üzerine taktik değiştirip ürünü "Kotex" gibi hiçbir anlama gelmeyen ve çağrışım yapmayan bir sözcük bulup, yeniden pazarlamaya çalışmış..
Eğer Amerika İkinci Dünya Savaşı'na girmese ve milyonlarca kadın savaş sektöründe çalışmasa belki bu tür ürünlerin tezgah altından kurtulması belki yıllar sonrasına kalacaktı..
Hele hele bu ürünün reklamının yapılması için mücadele veren firmanın; kadın dergilerine aktardığı milyonlarca dolar olmasaydı.. Kim bilir bu olay çağın hangi zaman dilimine kadar sarkardı?
Bizim kadınlarımızın tarihinde, bu tür mücadelelerde sınandığı bir zaman kesiti hemen hemen hiç yoktur..
Ölçülerin kaçması belki de bundan..
***
Bu pet zımbırtısı yüzünden bir defasında benim de başım sıkışmıştı.. Nişantaşı'nda yürürken bir arkadaşa rastladım.. Dilinde biraz tutukluk olan bir arkadaş. Üstelik utanıp heyecanlandığı zaman daha da kekeliyor..
Bana "Yahu.. Bana şu zımbırtılardan sipariş verdiler.. Ama istemeye utanıyorum.. Yardım eder misin?" diye sordu..
"Tabii.." dedim ve birlikte şık ve büyükçe bir eczaneye girdik.. Şansa bakın ki eczanede hiç yoksa altı yedi hanım müşteri var.. Eczacı ile kalfası, kendilerini hanımların siparişleri kaptırmışlar.. Bizimle ilgilenen yok..
Biraz içerledim galiba.. Biraz da gözümü karartıp "Sizde bilmem ne var mı?" diye yüksek sesle sordum..
Sesimizin ayarını kaçırmışız ki ne kadar hanım müşteri varsa bana dönüp "azarlar gibi.." baktılar.. İyice sıkıştığım zamanlar yaptığım gibi arkadaşımı satıverdim:
- Bana lazım değil.. Beyefendi kullanacak..