


Zurnada peşref olmaz
Ankara ile IMF arasındaki görüşmelerin nasıl bir sonuca vardığını merak edip duran bir yığın yabancı gazeteci var.
Onlara bizim de bir yardımımızın dokunmasını isteriz.
Efendim bakın, Türkiye'de işler tıpkı fillerin sevişmesine benzer.
Bir kez kendilerinin de saptadığı gibi, muamemeleler daima en üst düzeyde olur.
İkincisi çok gürültülü olur.
Üçüncüsü de -kazara bir başarı sağlanabilirse- sonucu ancak 2 yıl sonra belli olur.
* * *
Bir uzay toplantısına bizden de İstanbullu bir vatandaş katılmış.
Amerikalılar:
- Biz, diyorlarmış, 30 yıl önce gitttik Ay'a..
Bizim İstanbul'lu tepeden bir gülücükle dudak büküyormuş.
Ruslar:
- Biz, diyorlarmış, 40 yıl önce gittik Uzay'a... Ayrıca Uzay'da en uzun süre kalmış olma rekoru da bizdedir.
Bizimki yine tepeden bir gülücükle dudak büküyormuş.
Almanlar anlatıyormuş, Japonlar anlatıyormuş, Fransızlar anlatıyormuş.
Bizimkinde hep aynı küçümseme..
Sonunda Amerikalısı, Rusu, Almanı, Japonu, Fransızı, bizimkine dönmüşler:
- Siz herkesi küçümsediğinize göre, kendi başarılarınızı söyleyin bari, demişler..
Bizimki ayağa kalkmış:
Ne söyleyeyim, demiş, eski İstanbullular da bilir ki, daha beş kuşak önce, "Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık"...
* * *
Bir meraklı, 50 yıldan bu yana Bütçe görüşmelerinde neler söylenmiş olduğunu Meclis tutanaklarında araştırmaya başlamış. Sonra da son Bütçe konuşmalarını dinlerken aklına birden ne gelmiş biliyor musunuz?
Cumhur Alp'in, 3 ünlemden ibaret "Telefon" adlı şiiri:
Ha?..
Ha!..
Ha, ha, ha...
* * *
Türkiye'deki kadar gündemin hızlı değiştiği bir başka ülke var mıdır bilmiyoruz...
Bir bakıyorsunuz 8 sütun üstüne simsiyah manşetler:
Susurluk skandalı...
Bir bakıyorsunuz:
Tele-Kulak skandalı..
Bir bakıyorsunuz:
Şeriat skandalı..
Birbiri peşine skandallar patlıyor, gündemler durmadan değişiyor da, sonuç ne oluyor?
Sonuç, eskileri hemen unutup; gündemi belirleyen manşetlerin en tazesine takılmak oluyor..
Yeni gündemleri daha yeni gündemler izlerken, eski gündemler nerelere, nasıl saklanıyor acaba?
Erkek bir devekuşu, dişi bir devekuşunu kovalamaya başlamış.
Dişi hızla kaçmış, kaçmış. Sonunda yakalanacağını anlayınca, hemen sokuvermiş başını kuma...
Erkek devekuşu bir an şaşırıp duraklamış:
- Allah Allah demiş, demincek şuradaydı; nereye kayboldu ki, bu namussuz?
* * *
Coşkulu bir genç, yaşlı bir siyasetçiyle tartışıyordu:
- Sizin asıl göreviniz, diyordu, milletin gözünü açmak olmalı; ama bakıyoruz, hiç biriniz böyle bir sorumluluğu üstlenmiyorsunuz.
Yaşlı siyasetçi, coşkulu gence:
- Bak dinle evladım, dedi. Sana Nasreddin Hoca'nın bir fıkrasını anlatayım:
"Bir gün Hoca'ya âmâ bir kız getirmişler:
- Göster bakalım Hoca'lığını; okuyup üfle de, şu zavallı kızın gözleri açılıversin, demişler.
Hoca:
- Benim, demiş, Tanrı ile aramda iş bölümü var. Belden yukarıdaki delikler ona ait. Ben sadece belden aşağıdakileri açıyorum."
Ve yaşlı siyasetçi güldü:
- Siyasetçiler de Nasreddin Hoca gibidirler, dedi; milletin sadece alt tarafıyla ilgilenir, üst tarafını da Tanrı'ya bırakırlar.