kapat

02.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Benim de ağzım var!


Benim adıma bir başkasının konuşması, beni çileden çıkarıyor. Benim adıma kimsenin konuşmasını, karar vermesini istemediğim gibi, ben de başkası adına karar vermem.

Kendi kararlarımızı kendimiz verebiliyoruz, tercih yapabiliyoruz, çünkü olan bitenin farkındayız. Ama küçükken öyle değildi. Söyleneni yapardık, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmezdik, ya da bilmediğimize inandırılırdık. Eğer ailece bir yere gidilecekse; "Ben gelmeyeceğim," diyemezdik, giderdik. Gitmek de hoşumuza giderdi. Şimdi öyle mi; ev boş kalsın da beş gün beş gece parti vereyim diye, annemlerin tatile gitmesini dört gözle bekliyorum.

Çocukken belki daha kolaydı her şey. Anne-babamızla beraber gezerdik. Tek başımıza evde kalmamız mümkün olmadığı için, zaten bir bakıma gitmek zorunda kalırdık. Sıkılmazdık ama pek eğlendiğimiz de söylenemezdi. Biraz oturduktan sonra, ev sahibinin çocuklarıyla kaynaşıp anlaşmak üzere, içeriye gönderilirdik. Zoraki konuşmalardan sonra bir şekilde oyun oynardık. Sırf içeriye gidip anlamadığımız şeyleri dinlememek için; ya da onların oyuncaklarını merak ettiğimizden... Daha sonra içeriden çağırırlardı, bir şeyler yiyip içmemiz için... Tam elimizi tepsiye uzattığımızda, annemizin ya da babamızın sesini duyardık: "Yok, yok, Şebnem çay içmez!" ya da "Aman masada otur ye; yere dökersin!.." Ee, ya canım istediyse?.. Onlar öyle buyurduktan sonra, çay içmek imkânsız olurdu. Psikolojik baskıyla içirtmezlerdi çayı; ya da o kadar strese girerdik ki, dökeceğimiz baştan söylendiği için mutlaka birkaç damla bir şey dökülürdü halıya...

"Onlar yumurta yemez"
Bir gün annem kahvaltıya davetliydi, dolayısıyla mecburen biz de... Ben ve ağabeyim yumurta ve sucuk yemezdik. Orada da şansımıza sucuk ve yumurta vardı. Annem; "Onlar yemez," dedi ve biz sırf inadımız yüzünden bütün yumurtaları ve sucukları yedik. O kadar da güzel gelmişti ki tatları! Hatta bizim için biraz daha yumurta pişirdiler; yetmedi... Annemin tepkisini hayal edebiliyorsunuzdur herhalde. Kadıncağız üzülsün mü, yoksa sevinsin mi, ne yapacağını şaşırdı. Yediğimize sevindi ama onu utandırdığımız ve yalancı çıkarttığımız için üzüldü. Hâlbuki o sadece doğruyu söylemişti; nerden bilsin çocuklarının işi inada bindireceğini...

Sadece anne-baba mı?
Aslında bu sadece anne-babalar tarafından yapılan bir şey değil. Her türlü ilişkide rastlanıyor benzer problemlere. Sevgili ilişkilerinde, dostluklarda, evliliklerde... Birisi başkasının adına konuşuyor, onun adına karar veriyor; hem de diğerinin istemediği bir şekilde... Yani, söz konusu kişinin düşünceleri hiç mi hiç önemsenmiyor, hatta o kişi belki de adam yerine konmuyor. Bu aynen, çocuğun hangi liseye gideceğine anne-babanın karar vermesine benziyor. Çocuğun fikri hiç sorulmuyor, çünkü okullardan haberi yok, bilgilendirilmemiş. O sadece söyleneni yapıyor. Tek yaptığı kursa gitmek, verilen ödevleri yapmak, ders çalışmak.

Sınav açıklandıktan sonra sırf anne-babası seviniyor diye, hangi okulu kazandığının farkında olmadan, kendisini nelerin beklediğini bilmeden seviniyor. Kazanması gerekiyordu, kazandı. Çocuk için her şey orada bitiyor. Onun yapmak istediği tek şey, oyun oynamak. Kazanamadı diye üzülmek ya da kazandığı için kırk gün kırk gece sevinmek değil. Haberi yok ki hiçbir şeyden... İki kişi, hatta öğretmenle birlikte üç kişi oturup çocuk adına karar veriyorlar. "Çocuğum sen hangi dili öğrenmek istersin?" ya da "Nasıl bir okula gitmek istersin?" diye sormak yok.

Okul açıldıktan sonra çocuk okulunu severse şanslılar ama sevmezse, işte o zaman aile içi sorunlar başlıyor. Yıllarca anne ve babasına, onu istemediği bir okulda okuttukları için kızıyor; hem de haklı olarak. Ve maalesef, o saatte yapacak bir şey de olmuyor.

İşin üzücü yanı da bu ya zaten...


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır