|
|
BAYRAKTAR BAYRAKLI(bayraktar.bayrakli@sabah.com.tr
)
|
Ana-Baba Hakkı (III)
Bir önceki yazımızda, ana-baba hakkının nasıl yerine getirileceği konusuna az da olsa değinmiştik. Bu yazımızda, aynı konuyu işlemeye çalışacağız.
Kur'an, insanların ilişkilerini bütün yönleriyle ele almakta ve bu ilişkilerin mutlu bir sona ulaşması için nelerin yapılacağına ışık tutmaktadır. İnsan denen mucize yavrunun dünyaya gelmesinden önce, anne karnında geçirdiği dönem, onun ilk çevresini teşkil etmektedir. Dünyaya geldikten sonra, aile ilk sosyal çevresini oluşturur. Toplumun en küçük hücresi ve çocuğun en yakın çevresi olan aile içindeki ilişkiler, kutsal aile bağlarının canlı ve güçlü kalmasıyla normal yörüngesinde seyredebilir.
Aile bağlarının canı, sevgi, saygı ve kadirbilirliktir. Yüce Allah, Kur'an'da hiçbir yerde ana-babaya çoğunu sev demez. Çünkü çocuk sevgisi insanın doğasında yeralan bir özellik ve duygudur. Sevginin tabiatında öne doğru akma vardır, yani ana-babadan yeni nesle doğru akar, ama sevgi geriye doğru akmaz. Onun için Yüce Allah, çocuklara ana-babanıza saygı duyun emrini verir. Sevgi ve saygıyı geri doğru akıtmak bir ibadet olmaktadır. Geriye doğru akıtılan bu saygı ve sevginin adına İsra Suresi'nin 23. Ayeti'nde ihsan denmektedir. Aile bağlarını kuvvetlendiren ve onlara can veren bu insanın, hangi davranışlardan oluştuğunu açıklayabiliriz.
1- "Ve Sakın Ana-Babana Üf Deme"
Değil kavga, yüksek sesle konuşma ve itme gibi davranışlar, Yüce Allah "üf" bile denmesini yasaklamaktadır. Ana-baba hakkı, öyle yüce bir haktır ki, "üf aman canım bıktım" gibi bir ifadeyi kaldıramamaktadır.
2- "Onları Azarlama"
İhtiyarladı diye azarlanan ana-babaların hakkı çiğneniyor demektir. Yüce Allah, ana-babaların itilmesini, horlanmasını, aşağılanmasını yasaklamaktadır. Bu durum bir kültür meselesi değildir, bir ilahi yasaktır. Ana-babaların itildiği, azarlandığı ve horlandığı bir toplum mutluluğu yakalayamaz. Asaletini, erdemini ve manevi kalitesini kaybetmekle karşı karşıya kalır.
3- "Onlara Güzel Söz Söyle"
"Üf deme", "azarlama" gibi iki olumsuz emirden sonra, "güzel söz söyle" emrinin gelmesi manidardır. Ayette güzel diye tercüme ettiğimiz "kerim" kelimesi, Allah'ın isimlerinden biridir. Müsamahalı, affedici, kıymetli, asil, kibar ve güzel manalarına gelmektedir. Ana-baba hakkına riayet eden insan, ana-babasına karşı daima kibar, yani güzel söz söylemelidir. Gönül kırıcı değil, gönül yapıcı ve alıcı sözler söylemenin önemini vurgulayan bu ayet, ana-baba hakkının gönülde yattığına işaret etmektedir.
4- "Onlara Merhametten Doğan Alçak Gönüllülük Kanatlarını Ger..."
Ana-babalarımız bizleri, yavrularını kanatlarının altına alan kuşlar gibi kanatlarının altına alarak büyütmüşlerdir. Onların bizleri bağırlarına basmaları, sarılıp kucaklamaları ve ihtimam göstermeleri zamanla yer değiştirerek, bizim onlara aynı şeyleri yapmamızı zorunlu kılmaktadır. Yüce Allah, bizlerin merhametten oluşan alçak gönüllülük kanatlarını mı takmamızı istemektedir. Şu iyi bilinmelidir ki, ana-babaya gerilen bu merhamet kanatları, aynı zamanda bizleri Allah'a uçuracaktır. Kanatlanıp Allah'a uçmak isteyenler, ana-babalarına kol-kanat gersinler.
5- "Ve De ki: Rabbim Onlar Beni Küçükken Nasıl Büyütüp Terbiye Ettilerse, Sen de Onlara Merhamet Et..." (İsra, 24)
Kendi çocukluğunda nasıl merhamet içinde büyütüldüğünü hatırlamak, bir kadirşinaslıktır. Bunu bilen ve hatırlayan insanın, aynı muamelenin Yüce Allah tarafından ebeveynine gösterilmesini istemesi ilahi emirdir. Böylece Yüce Allah, ana-baba için, Allah'a nasıl dua edileceğini bile öğretmektedir.
6- "Dünyada Ebeveynine İyi Sahip Çık" (Lokman, 15)
İnsanoğlu, ebeveynini bakarken, onların haklarını yerine getirirken, inançlarına bakmamalıdır. Dünya hayatında daima onlara iyi davranacak, onları inanç üstü tutacaktır.
7- "Bana ve Ana-Babana Şükret" (Lokman, 14)
Allah bizi yarattığı, ana-baba da doğurduğu için şükredilmeyi hak etmişlerdir. Şükretmek, bize yapılanların kıymetini bilmek demektir. Yapılanların kıymetini bilen insanlar, şükrederler. Günümüz toplumu, bir şükürsüzlük toplumu haline geldi. Çocuklarımıza, Allah'a, ana-babaya ve devlete şükretmesini öğretmeliyiz: İşte ana-baba hakkı, bu yedi eylemle yerine getirilebilecektir. Kur'an'ın öngördüğü bu eylemler, ebeveyn ile çocuklar arasında yeralmalı ve böylece aile hayatını cennete çevirmelidir. Ana-baba gönlü mutlu ise cenneti bu dünyaya taşımış oluyoruz. Cenneti ana-baba gönlünde aramalısınız. Allah'ın rızasının, ana-babanın rızasında olduğunu unutmamak gerekiyor.
BİR SORU BİR CEVAP
Peygamberimizin Doğum Gecesi Kandili var mıdır?
Geçtiğimiz Cuma'yı Cumartesi'ne bağlayan Kandil gecesinin olup olmadığını sorgulamada haklısınız. Buna şu şekilde cevap vermemiz mümkündür:
1- Peygamberimiz doğum tarihi hakkında, siyer kitaplarında muhtelif rivayetler yeralmaktadır. Babası doğmadan, annesi de altı yaşındayken ölen bir peygamberin doğum gecesinin tespitini yapmak mümkün müdür? Hz. Peygamber'in doğum gecesinin tespitini neye göre belirlemişler ve kime sormuşlardır? Gerçekten bu sorular, cevap beklemektedirler.
2- Diyelim ki, Hz. Peygamber'in doğum gecesi kesin olarak belirlenmiştir. Bunun dinle bir alakası yoktur. Tamamen bir kültür faaliyeti olarak kutlamalıdır. Hz. Peygamber, kendi hayatında, doğum gecesini kandil olarak kutlamadığı için, sünnette de yeri yoktur.
3- Kadir gecesi, Miraç gecesinden bahsetmekte yarar vardır. Bu gecelerin ihya edilmesinde yarar vardır, ama diğerleri bir kültür faaliyeti olarak kabul edilmelidir.
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|