kapat

02.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Emeklilik yaşına büyük tepki!

Türkiye'nin her yanından telefon, faks yağıyor. Doktorundan, sekreterine, muhasebecisinden çaycısına kadar her görevde çalışan kadınlar "Nihayet hakkımızı savunan biri çıktı, lütfen Bakan'a duyurun, kadınla erkeğin aynı yaşta emekli olması büyük haksızlık" diyorlar. Gelen tepkilerde göze çarpan, bütün çalışan kadınların tamamen aynı sıkıntıları vurguluyor olması.

Bakın ne diyorlar;

"O yasaları çıkaran beylere sormak istiyorum, hangisi eve gidip gecenin birine, ikisine kadar ütü, yemek, bulaşık ve çocuklarla ilgileniyor acaba? Bırakın kocanızla oturup iki lâf etmeyi birbirimizin yüzünü zor görüyoruz. Kendileri bir dönem milletvekilliği yapıp bedava emekliliği kaparken, bizim paralarımızı cebe indirirken kimse onlara hesap sormadı. Belki onlar gerçekten kadınların ne kadar yorulduğunu bilmiyorlardır. Çünkü kendi eşleri bizim paramızla evde hizmetçileri ve yardımcılarıyla gayet iyi şartlarda yaşıyor.

Hangisi hastayken "sigorta" kapılarına sabah gün ağarmadan gidiyor? Hangisinin çocuğu sabah erkenden işe gitmemesi için arkasından ağlıyor, hangisi hasta çocuğunu yatağında bırakıyor? Hangisi hergün üç dört saat uykuyla işe gitmek zorunda kalıyor?

Bizi Avrupa ülkeleriyle kıyaslarken düşünsünler, Avrupa'da çalışan kadınlara sağlanan haklara biz sahip miyiz?"..

***

(Bir başkası)

"Bayan milletvekillerimiz neden bu kadar duyarsız? Üst düzeyde çalışan bayanlar bilmeyebilir ama orta halli her kadın akşamları ve hafta sonları temizlik, ütü, alışveriş gibi işlerle ayrı bir mesai yapıyor. İşten çık, eve git, yemek yap, sofra hazırla, yıka, topla derken kendimi 11.00 de yatağa zor atıyorum. Sabah 7.00 de tekrar kalk. Buna doğum, çocuk bakımı ve okul meselesini de eklerseniz bizim yıpranmamız ortada zaten.

Kadın milletvekillerinin evine temizliğe, yemeğe ayrı yardımcılar geliyordur; acaba ondan mı anlayamıyorlar?" Dr. Yasemin Yonca gibi çok kızan ve "buhran"a girenler ise;

"Kadın ve erkek hiçbir konuda eşit değilken maganda siyasetçi erkeklere göre birden emeklilikte eşit oluyor" gibi anlatımlar kullanmışlar.

Emeklilik yaşının yükseltilmesi son derece gerekli ama kadınla erkeğin aynı yaşta emekli olması da son derece yanlış. Birçok Avrupa ülkesinde de bu düşünülmüş, kadınlar daha önce emekli oluyorlar.

Bakan Yaşar Okuyan da konuyu mutlaka tekrar gözden geçirmeli diyoruz!

Bunalım!

Bu hafta piyango bana vurmuş. Yazılarını zevkle okuduğum ve Türkçe bilgisine de büyük saygı duyduğum Hakkı Devrim 30 Haziran Çarşamba günü köşesinde benim geçen hafta bir yazımda "bunalım" ve "buhran" kelimelerinin anlamları farklıymış gibi kullandığımı, oysa bu iki kelimenin sözlükte aynı anlama geldiğini belirtiyor.

Benim söylediğim şu; "Gazeteleri okuyanlar 'bunalım'ı da geçip tam bir 'buhran' psikolojisine girdiler."

Sayın Devrim sözlükten 'kriz, bunalım, buhran'a bakınca her üçünün karşılığını diğer iki kelimeyi içerdiğini görüyor.

Gelelim günlük konuşma dilimizdeki kullanıma; bunalım hergün sıkça kullandığımız kelimelerden. "Aşırı sıkıntı" anlamında kullanıyoruz. Buhran ve kriz ise daha ağır durumları, genellikle bunalımın daha ileri halini ifade ediyor. Yani bunalımın dayanılmayacak boyuta geldiğini.. Artık sıkıntıya sessizce katlanma aşaması bitmiş, söylenme, bağırıp çağırma, psikolojik tedaviye ihtiyaç duyma safhasına geçilmiş.

Bizler, tabii Türkçe'yi kusursuz kullanmak zorundayız ama her kelimeyi sözlük anlamına bakarak kullanmıyoruz. Durum böyle olsa her yazının içinden çıkmak saatler alırdı ve hiç şüphe yok yazılar da son derece zevksiz hale gelirdi. Edebi bir roman veya makele için bu şart geçerli olabilir ama okuruyla sohbet eder gibi yazan yazarlar daha çok günlük konuşma dilini kullanmaya özen gösterirler.

Kaldı ki Türk Dil Kurumu uzmanlarının sık sık kelimelerle oynamaları, kullanım ve anlamlarını değiştirmeleri Türkçe öğretmenlerini bile büyük sıkıntıya sokuyor. "Neyin doğru olduğuna biz bile karar veremiyoruz" diyorlar. Bu arada dikkatimi çekti, sevgili ağabeyimiz Hakkı Devrim aynı gün bir başka yazısının başlığında "Bizi bir marizleyen var" diyor. Aradım 'marizlemek' kelimesi sözlükte yok. Anlamı ne ola ki?!!

Hande Ataizi olayı!
Gazeteler, televizyon kanalları, dergiler Hande Ataizi'nin Bodrum'da ameliyatlı burnuyla gazetecilere yakalanmamak için, gittiği barın tuvalet penceresinden kaçarken sıkışıp kalmasını öyle bir ifadeyle verdiler ki dehşet içinde kalmamak imkânsız...

Eminim bu olayı da "eğlenceli bir magazin haberi" olarak izleyenler ve algılayanlar vardır, ama söylemeyi görev biliyorum ki olay bana göre tam bir yamyamlık gösterisiydi.

Evet hemen akla gelen ilk soru belli; "İyi ama Hande Ataizi de o durumda neden bara gitti!" Tamam, gitmiş. Bir zamanlama hatası yaptıysa cezası bu mu olmalı? . Yaralı bir kediyi ağaçtan indirmeye çalışır gibi koskoca bir kadın böyle mi sıkıştırılmalı?

Rating veya tiraj uğruna bir insanı bu hale getirmeye, sonra da onu hakarete varan bir dille haber bültenlerinde sorgulamaya gazetecilik mi deniyor?

Bu bir arz talep meselesidir doğru. Basını da bu hale, her türlü saçma sapan olayı "magazin" diye en önemli haberlerden bile büyük bir ilgiyle izleyen, kalitesizliğe prim veren kesimler getiriyor. Ama herşeye ramen basının da bir sorumluluğu, bir otokontrol mekanizması olmalı değil mi?

Düşünüyorum da, bu tür haberleri gülümseyerek izleyebildiğimize göre acaba bize "barbar" diyenlere kızmamak mı gerekiyor?

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır