


Sorumsuz bir atıp tutma kolaycılığı
Adam başına düşen okuldan geçmiştik süresi 4 yıl bile olmayan, mesleksiz insan yığınlarını tüm dünyaya karşı öfkelendirip babalandırmak kolaydır...
Kolaydır savaşın ne olduğundan habersiz genç insanları "biz şunu da yeneriz, bunu da yeneriz" diye bağırtmak...
Ama bir devletin uluslararası ilişkilerdeki rotası, bu bağrıltılara göre çizilmez...
* * *
Zülfü Livaneli'nin dünkü yazısı, tekrar tekrar okunması gereken bir berraklıktaydı:
"Türkiye, yılın ilk üç ayında yüzde 8 küçüldü....
IMF, Kıbrıs gibi uluslararası sorunlar çözülmeden kesenin ağzını açmıyor.
G-8 ve Clinton yönetimi, Kıbrıs'ta geri adım attırmaya kararlı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'ye mahkumiyet üstüne mahkumiyet veriyor.
30 bin ölümün üstüne, yaralar sarılmıyor tam tersine ayrılıklar körükleniyor.
Güneydoğu'da evlat acısı çeken 20 bin aile suçlu sayılıyor.
Kıyılarımız, turistik tesislerimiz bomboş.
Türkiye dünyada inanılmaz bir yalnızlığa gömülüyor.
Milli gelirimiz, bırakın Batı Avrupa'yı, Yunanistan'la hatta Güney Kıbrıs'la karşılaştırılamayacak kadar düşük.
Say sayabildiğin kadar."
* * *
Cengiz Çandar da ABD'den gönderdiği dünkü yazısında şöyle diyordu:
"Avrupa'nın canı cehenneme, diye Türkiye'nin tam 1000 yıllık doğrultusuna kolay kolay sırt çevrilmez. Avrupa boyutu tümüyle kaybolmuş bir Türkiye'nin Amerika'ya bel bağlaması da hayaldir."
* * *
Türkiye'nin Avrupa'dan dışlanmasına, "boşverme borazancılığı yapanlar" acaba Atina'nın ekmeğine nasıl yağ sürdüklerinin bilincindeler mi?
Bazılarının bunun bilincinde olduklarına kuşku yok. Öyleyse neden yapıyorlar ki bu borazancılığı?
Hamaset çok "vatanperverane" görünür. Ama bir çok sorumsuzluğu da kolay maskeler.
Örneğin Yugoslavya harekatını yönetmiş olan NATO Başkomutanı Org.Clark ile bizim Enver Paşa'yı ele alalım.
Org.Clark, harekat salt hava saldırılarıyla sonuçlandığında gayet sakin bir sesle şöyle dedi:
- Sıfır zayiatla sonuca ulaştık...
* * *
Militarlikte değişmez bir ilke vardır. Her komutan kendi zayiatından kendi sorumludur. Kendi zayiatının sorumluluğunu düşmana yükleyemez.
Enver Paşa, I. Dünya Savaşı'nda kendisinin sorumlu olduğu 1,5 milyon zayiattan -komutanlıkla asla bağdaşmayan bir demagojiyle- İngilizleri sorumlu tutmuştu.
Ve bu tür sorumsuzluklar sonucunda da Osmanlı İmparatorluğu battı.
Bugün dahi Osmanlı İmparatorluğu'nun batmasının sorumluluğu objektif olarak incelenmez, "düşmanların" üstüne konur. Tabii militarizmin temel ilkelerinden olan komutan sorumluluğuna nanik yapılarak..
Oysa nerede bir ilkeye ihanet ediliyorsa, orada mutlaka sonunda bela çıkar..
Kaymakam Enver Bey, Trablusgarp harbini kaybettiğinde, Osmanlı İmparatorluğu Ege Adaları'nı İtalyanlar'a devretmişti. Ama Enver Bey, "müthiş bir müdafaa yaptım" iddiasıyla kendisini miralaylığa yükseltmişti...
* * *
Türkiye'nin sokak efelenmeleriyle yönetilemeyeceğini, neyseki Bülent Ecevit de bilir, yakın arkadaşları da...
O nedenle enseyi karartmayın; her şey yakında aklın tutarlılığı içine girer...
Miloseviç'in yahut Saddam'ın durumuna düşülmesinde, militerler de dahil, kimin ne çıkarı vardır ki?...