|
|
Çocukluğumuz yanıbaşımızda
Çook uzun zamandır ilk kez çuvala girip kurbağa gibi zıpladım; zıplamayı unutmuşum. Birdirbir oynadım ama sıçramayı unutmuşum. İstop derken belim ağrıdı, yakartopta nefessiz kaldım. Güleç yüzlü, çığlık sesli çocuklar nedense hep beni ebe yaptı saklambaçta... Ne güzelmiş çocukluk yıllarım ve içimdeki çocuk, meğerse ne kadar özlemiş çayır çimeni....
Hani şu şarkı var ya; "İçindeki çocuğa sarıl, sana insanı anlatır," diyen şarkı; büyülü bir ipucu aslında... Şarkı deyip geçmemeli.
Bunu neden mi söylüyorum? Geçtiğimiz günlerde, bir grup afacanla bir gün geçirdim çünkü. Bir eğlendiysem, beş de öğrendim.
Yeni neslin bizlerden ne kadar farklı boyutta olduğunu gördüm örneğin. Olanak yaratılırsa geleceğimizi temsil eden bu minik adamları, minik hanımefendileri aslında o günlere ne güzel hazırlayabileceğimize tanıklık ettim örneğin veee en önemlisi de çok eskilere döndüm; kendi çocukluğuma...
Şöyle bir düşünün, hiç hesapsız, içinizden geldiği gibi en son ne zaman güldünüz, oyunlar oynadınız, arkadaşınızı desteklediniz, yaratıcı oldunuz?
Kısacası çocuklar gibi eğlenmeyeli ne kadar oldu?
Çocukluk, erdemdir
Eğer yanıtınız; "Ooooo, çok!" ise, ne yapıp edin kendinize böyle bir lüks yaşatın. Çocuk olmanın erdemini bir de bu yaşta yaşayın, bakın bana nasıl dua edeceksiniz.
"Çocuklar gibi şendik," diyebilmek için aslında bir sürü olanak var, ben bana sunulan bir tanesini kabul ettim. Kendimi çayır çimene attım, çevremde bir sürü çocukla birlikte...
Kültür 2000, İlköğretim ve Anaokulu hizmeti sunan bir kuruluş. Geçtiğimiz günlerde bir eğlence düzenlediler kendi aralarında. Hem çocuklar karne aldı, hem veliler kaynaştı, hem de herkes eğlendi.
Ama ne eğlenmek...
İşte o yüzden içinizdeki çocuğu biraz daha yüzeylere çıkarmanız gerektiğini söyleyip duruyorum.
Gelin önce bu çocuklarla tanışalım. Hayır, isimleri önemli değil, hatta isimleri hiç önemli değil. Önemli olan eğitiliş biçimleri. Biliyor musunuz bilmem, "etkin öğrenme" diye bir sistem var şimdi. Çocuklar, sınıf gibi olmayan sınıflarda, öğretmen gibi olmayan öğretmenlerle, ders gibi olmayan dersleri görüyorlar. "Nasıl?" demeyin; öyle işte...
Fügen Abla istooop!
Tartışmasız 21. yüzyılın çocukları bunlar. Beyinlerini, becerilerini öyle güzel kullanıyor ve yönlendiriyorlar ki, inanmak mümkün değil. Bilgisayarın başına birlikte oturduğumuzda minik parmaklar tüm maharetlerini sergiliyorlar ama çayır çimene çıkıldığında, şartlar eşit.
Çocukken de patates baskısı yapmak yerine birdirbir oynamayı tercih ederdim. Yolun yarısındayken baktım değişen birşey yok. Etrafta minik suratlı, gülünce eksik dişlerini saydığım için dudaklarını büze büze sırıtan afacanlar bana; "Hadi Fügen abla, yakartop oynayalım," dediklerinde hiç düşünmedim tabii.
Siz düşünür müydünüz ki?..
Sahi yakartop nasıl oynanıyordu?
Boyları yarı belime gelen afacanlar arasında kendimi Gulliver gibi hissettim önceleri ama baktım ki ben onlardan daha çaresizim. Bizim takım, ortadaydı ve hiç de şanslı değildi. Düşünsenize kocaman bir hedef; yani ben... Topun beni kaçırması mümkün mü? Eh bir de çocuklarla ciddi ciddi oynayacak değiliz ya, atılan her top beni vuruyor doğal olarak. Sistem iyi ama bizim takımdaki çocuklara haksızlık oluyor diye; "Ben yoruldum, en iyisi hakem olayım," dedim. "Yakar topta hakem olmaz," dediler.
Mızıktım...
Onlar da mızıkınca, oyun bitti. Çocuklar yeni oyun yaratmakta çok hızlılar. Çayırın bir başka köşesinde futbol oynanıyordu. Veliler ve çocuklar... Sonuç mu? Elbette berabere...
Minik ressamlar
Herkes benim gibi ota bürünme telaşında değil. Öyle olunca, küçük masalarda resim çalışması yapanlar da oldu tabii. Koşturmaktan nefessiz de kalınca, minik ressamların yanına gittim. Baktım ki pek çoğu pembe çiçeklere hasret.
İçlerinden biri dedi ki; "Balkonda çiçek görmek güzel ama, hani bazı filmlerde oluyor ya, şöyle geniş çayırlarda insanın boyu kadar sarı, pembe, mor çiçekler... Onların arasında koşmayı, üstlerine yatmayı istiyorum hep. Ama olmuyor. Biz doğru dürüst pikniğe bile gitmiyoruz ki..."
Ben de şöyle gerilere gittim, çocukluğumda ottan yatak yapar, üstüne uzanır, mavi göğü seyrederdim. Yanımda da Jo isimli köpeğimiz olurdu. Gerçekten filmlerdeki gibi. Şanslıydım tabii. Ot toplayabilecek küçük bir kasabada yaşadığım için.
Çocuklar dedi ki; "Böyle eğlenmek için karne mi almak lazım?.." Çocuklar dedi ki; "Babam öyle çok çalışıyor ki, bu bizim ilk futbol maçımız..." Çocuklar dedi ki; "Sokak arasında top ya da saklambaç oynamak ne kadar zor biliyor musunuz?" Çocuklar dedi ki; "Ben, Belediye Başkanı olsam, alt katı otopark, üst katı çocuk bahçesi olan evler yaptırırdım."
Teşekkürler...
Çook uzun zamandır ilk kez çuvala girip kurbağa gibi zıpladım; zıplamayı unutmuşum... Birdirbir oynadım ama sıçramayı unutmuşum. İstop derken belim ağrıdı, yakar topta nefessiz kaldım. Güleç yüzlü, çığlık sesli, çocuklar nedense hep beni ebe yaptı saklambaçta. Ne güzelmiş çocukluk yıllarım ve içimdeki çocuk meğerse ne kadar özlemiş çayır çimeni...
Çocuklar, teşekkür ederim size. Bana da o gün sizden biriymişim, yaşıtınızmışım gibi davrandınız diye... Yoksa aynı yaşta değil miyiz? Bakın mızıkırım ama...
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|