İki gazeteci birbirlerine dönüp saktılar ve Fransız, Yunanlı'ya, "İnanabiliyor musun, çeyrek finale kalmış bir Türk takımının koçu ile konuşuyor ve ona başarısının altında yatan faktörleri soruyoruz. Böyle bir şeyi daha önce hiçbir turunvada yaşamamıştım" diyor.
Evet inanamıyorlar. Buraya herkesin tanıdığı uluslararası yıldızlar yerine, gencecik bir kadro ile gelmek durumunda kalan Türkiye'nin tarihinin en iyi oyunlarını oynayıp, en iyi sonucuna doğru koşmasını anlamyamıyorlar.
Dünkü maçı oynamak zordu. Çünkü bizden hemen önce Almanya, Hırvatistan'ı perişan etmiş ve çeyrek final vizesi onların bu galibiyeti ile kucağımıza düşüvermişti. Bizim maçın sonucu ne üçüncülüğümüzü, ne Çekler'in altıncılığını değiştirmeyecekti.
Anlamını yitirmiş maçta sert savunmamızı gösteremedik. Ciddi bir konsantrasyon problemi yaşadığımızın en büyük göstergesi serbest atışlardı. 7/16 isabetle yüzde 50'nin altında kaldık.
İlk yarının büyük bölümünü geride götürmemize karşın bitime 1 saniye kala topun bize geçmesiyle, kenar yönetimin mola alması, tasarlanan oyunun sahaya yansıtılması ve basketin Cüneyt'ten gelmesi her açıdan sevindiriciydi. En son adamımızın bile gerektiğinde katkı yapabilecek seviyede olduğunu gördük.
Çeyrek finalde rakip evsahibi Fransa. Avrupa Şampiyonaları'nda evsahibi ile eşleşmek büyük dezavantajdır. Bercy Salonunda 14 bin kişi onların yanında olacak. Hakemler, büyük ihtimalle evsahibine şirin görünmeye çalışıp Fransa'yı kürsüye doğru ittirmek isteyecekler. Bütün hesapları alt üst edebilmemiz için iyi değil, çok iyi oynamamız gerekiyor. Ama bu çocuklar bugüne kadar zaten bütün hesapları alt üst ettiler. Basketbol oynamadılar, adeta savaştılar. Yine hepimizin göğsünü kabartacak bir mücadele sergileyeceklerinden hiç şüphem yok.