|
|
En katlanılmaz acı
Anne ve çocuk arasındaki aşkın yerini hiçbir şey tutamaz. Büyük bir tutkuyla bağlı olduğu çocuğunu kaybetmek ise hiçbir annenin yaşamak istemediği fakat zaman zaman düşünmeden edemediği bir acı. Hele bu acı bir de kelimelere dökülürse...Her insanın içinde taşıdığı korkuları vardır; kimseye anlatamadığı, lafını etmeye bile çekindiği... Fakat bu genellemeyi kaldırıp; "Acaba annelerin en büyük korkusu nedir?" diye düşündüğümüzde karşımıza tek bir yanıt çıkıyor: "Evlatlarını kaybetmek."
Bebeğinin hayata dair çırpınışlarını ve enerjisini, daha dünyaya gözlerini bile açmadan duyan, uykusuz geceler geçirip sabaha kadar yatağının kenarında evladının yüzünü seyreden bir anne için daha beter bir acı düşünülemez.
Fakat şu da bir gerçek ki; acımasız bir hastalık ya da sinsi bir kaza nedeniyle pek çok anne çocuklarını kaybediyor. Bazen "trajedi," ufak bir dalgınlık ya da küçük bir ihmal kılığına girip, çocuğunu alıveriyor anenin elinden. Bazı anneler hiç istemeseler de, hayatın zorlaması sonucu, ömürlerinden ömür verdikleri yavrularından ayrılmak zorunda kalıyorlar.
Kelimelerin bile ifade edemeyecek kadar yetersiz kaldığı bir acı bu anne için...
Pek çok anne de böyle bir durumla karşılaşınca yaşamın hiç bir anlamı kalmayacağını söylüyor. Elimize ulaşan mektup, faks ve e-posta'larda öyle derin anlatılmış ki yaşanan ya da yaşanılacağından korkulan acılar.
Bir anne bize rüyasını anlatmış; çocuğunu kaybettiğini görüp, hıçkırıklarla ağlayarak uyandığı kötü bir rüyayı...
Başka bir anne yıllardır mücadele etttiği hasta çocuğunu kaybetme korkusunun kendisini nasıl yıprattığını dökmüş dizelere; hem de tüm samimiyetiyle...
Ve bir başkası daha yüzünü bile görmediği çocuğuna duyduğu aşkı ve onun için nasıl endişelendiğini yazmış.
Bir erkek okuyucumuz da; "Aynı acıyı yaşadığı gibi, anneyi de avutmak, babalara düşer," diyerek, konuya farklı bir bakış açısı katıyor
Pek çok duygu ortak bir lisanda buluşmuş: "Katlanılmaz bir acı" diye tanımlıyorlar çocuklarını kaybetmeleri ihtimalini.
İşte tüm içtenlikleriyle bize ulaşan mektuplardan seçmeler...
ANNELERİN MEKTUPLARI
"Bir gün terk edip gidecek"
Merhaba Bayan Sabah;
Çocuğunu kaybetme korkusunu her an yaşayan ve bunu bir türlü kabul edemeyen bir anneyim. İlk çocuğum 2,5 aylıkken menenjit geçirdi ve bundan dolayı da birçok hasar kaldı. Şu anda bitkisel hayatta. Diğer çocuğum ise normal. İkinci çocuğuma hamile kalmayı pek düşünmüyordum ama çevrem ve ailem ilkini kaybedersem ikinciyle avunacağımı söyledikleri için dünyaya getirdim. İlk çocuğumun adı Buğra ve belki bana evlat olarak hiçbir şey vermiyor. Ama onun varlığı, gülmesi her şeye yetiyor. Ben iki ay önce çocuğumu kaybetme korkusu yaşadım. Hemofilisi olduğundan dişleri sallanmaya ve kanamaya başladı. Ne yapacağımı şaşırdım. Hemen hastaneye götürdüm. Üstünü soydular ve beyaz bir elbise giydirdiler; sanki kefen gibi... Çocuğumu öptüm, öptüm ve doktora teslim ettim. Eşime sarıldım ve ağlamaya başladım. Belki de o hiç gelmeyecekti. Onunla geçirdiğim günler, doğurduğum gün hastanede yattığı günler geldi aklıma. Belki benim çocuğum bitkisel hayatta yaşıyordu ama, o kadar üzerine düşüyordum ki. Oğlum ameliyattan sağ çıktı. Şimdi çok iyi ama bir gün beni terk edip gideceğini biliyorum. Böyle bir çocuk sadece bende yok ama bazı aileler kabul etmiyor. Biz Buğra'yla bütün duvarları aştık, o bir gün giderse çektiği acıları ve ağlamalarını asla unutmayacağım. Başarılmazı başardık. İki çocuğum da benim her şeyim. Allah ikisini de başımdan eksik etmesin.
Ayla O.
"Kızımın öldüğünü gördüm"
Sayın Bayan Sabah;
Bir annenin dünyada çocuğundan değerli neyi olabilir ki? Çocuk sahibi olmadan önce bu duyguları annem ve babama beslerdim. Onların ölümünü düşünmek bana korkunç bir acı verirdi. Kızım olduktan sonra, dünyada en fazla sevdiğim ve değer verdiğim iki insanın yerini aldı. Çünkü kızıma duyduğum sevgi, hiç kimseye duyduğum sevgiye benzemiyordu. Bir kez rüyamda kızımın öldüğünü gördüm. Uykumda hıçkırdığım için eşim beni uyandırdı ve hemen kızımın odasına koştum. Rüyamdan o kadar etkilenmişim ki, kızımın yatağını boş gördüm. Ağlamam artarak acıya dönüştü. Eşim bana sarılıp, kızımın yatağında uyuduğunu söyledi. Ben ona; "Hayır, bak yatağı boş, kızımı nereye götürdünüz, beni kızıma götürün," deyince eşim de herhalde korktu ki beni sarsarak kızımı kucağıma verdi. O an kendime geldim. Kızımı ağlayarak öpüyor, sarılıyor, uyandırmaya çalışıyordum. Sabaha kadar yanında oturup, o melek yüzünü seyrettim. Bir evladı kaybedip, yeniden kavuşmanın acısını içimde hissettim. Bir hafta boyunca rüyamın etkisinden kurtulamadım, kızımızı eşimle aramızda yatırdım. Ne yazık ki, bu acıyı gerçek yaşamında yaşayan annelerimiz var. O anneleri düşünüp çocuklarının acılarına nasıl katlanabildiklerini merak ediyorum. Tanrım hiçbir anne-babaya çocuklarının acısını göstermesin. Hayatta her acı çekiliyor ve kabul ediliyor. Ama çocuk acısı asla!
Sonay Akçil
"Annelerin sevgisi çok yoğun"
Ben de bir anne adayıyım. Henüz anne olmasam da, annelik duygusunun ne kadar yüce olduğunu şimdiden fazlasıyla anlıyorum. Daha karnındayken bile bebek insanı o kadar etkiliyor ki... Bebeğimin hareketlerini hissetmeye başladığımdan beri çok değiştim. Onun her hareketinden mutlu oluyorum. Onu çok ama çok seviyorum. Onunla konuşuyor, bazen dertleşiyorum. Bu hâlde yaşarken, geçenlerde iki gün hareketlerini hissedemedim. Tanrım! O kadar kötüydü ki... Acı boğazımda düğümlenmişti. Kim ne konuşsa ağlamak istiyordum; sadece ağlamak... Sonra Allah'a şükür tekrar hareketlendi, ben de gülebildim. Bir anne o kadar yoğun bir sevgi taşıyor ki, yüreği bile zorlanıyor bu ağırlıktan. O sevgiyi paylaştığı bebeğinin kaybolması, nerde, nasıl olduğunun, yaşayıp yaşamadığının bilinmemesi tek kelimeyle korkunç. Allah düşmanıma bile o acıyı vermesin derim. Öyle bir acı, herhalde şuursuz yaşamaya benzer.
Ece Kurt
"Çocuğumu aldırmak istemiyordum"
Geçen sene ağustos ayında evlendim. Henüz 19 yaşındayım. Evlendiğimde eltim yedi aylık hamileydi. Evliliğimin ikinci ayında, dokuz gün geçmesine rağmen regl olmamıştım. Eşim, hamile kaldığım takdirde, bebeği aldırmam gerektiğini söylüyordu. Tam bu günlerde eltim doğum yaptı ve bir kızı oldu. Hastanede yanında ben kaldım. Ona ve çocuğuna bakarken; "Eğer hamileysem," diye acı çekiyordum. Sabah kendimi hastanenin bahçesinde buldum. Canım yanıyordu. Eğer hamileysem çocuğumu aldırmak istemiyor, bir yandan da eşimi çok seviyordum. Bir süre ağlayarak yürüdüm ve eğer hamileysem çocuğumu aldırmamaya yemin ettim. İki gün sonra regl oldum. Ama şunu çok iyi anladım. Hayatta en nefret ettiğim erkeğin bile olsa, hatta tecavüze uğramış ve hamile kalmış bile olsam çocuğumu aldırmam. Altı ay önce eşimden boşandım ama bir gün mutlaka anne olacağım...
Yeliz Bekdemir
"Dayanma gücü, babadan"
Bir Sabah Gazetesi okuru olarak Bayan Sabah'ı da takip ediyorum. Bir annenin evladını kaybetmesi... Elbette böyle bir olayın olacağını düşünmek bile en az bu olayı yaşamak kadar zor. Annenin karnında yaşam sunduğu, emek vererek belirli bir yaşa getirdiği yavrusunu kaybetmesi korkunç bir olay. Anne evladıyla tamdır, evladıyla bütündür. Nasıl ki bir ağaç meyvesi, yaprağı ile bütünse... Kimse bilmez; ağaç meyvesini veya yaprağını kaybettiği zaman, onu tekrar kazanacağı mevsime kadar gözyaşı döker. Ama şu da bir gerçektir ki, ağacı hayata bağlayan toprak, onun bu acısını hafifletir. Aynı şekilde evladını kaybeden bir annenin acısını unutturacak kişi, aynı acıyı yaşayan fakat toprak gibi köklü ve acılara dayanma gücü olan "baba"dır. Baba zor da olsa bu görevi yerine getirmek durumundadır. Farkındadır ki evladına küçük bir fidan gibi su veren odur. Hiç kimsenin böyle bir acıyı yaşamaması dileği ile...
Niyazi Üçgül
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|