kapat

26.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Bel altı vurmadan lütfen..!

"Fethullah Hoca tartışması"ndan bir sahne:

Saat gecenin 02'si... 32. Gün stüdyosunda o ana dek gayet sakin bir üslupla konuşan Dr. Necip Hablemitoğlu son cümlesinde, STV'de program yapanlardan "Patronlarının köpekleri" diye söz ediyor.

STV'de program yapan Nevval Sevindi hemen yanında oturan akademisyenin bu hareketi karşısında sözünü sakınmıyor:

"Böyle bir sözü, ancak sizin gibi bir köpek söyler!"

* * *

Bir başka sahne:
Hikmet Çetinkaya'nın Fethullah konulu yazısından "Nevval Sevindi nasıl Fethullahçı oldu" bölümü:

"İddiaya göre (Nevval Hanım) Van'a Özel Serhat Lisesi'ni gezmeye gider birkaç yıl önce... Fethullahçı lisede yakışıklı bir Nurcu öğretmen Nevval Hanım'a eşlik eder. Ayda bir 'aşık olmakla ünlü' Nevval Hanım, Nurcu öğretmenle tanıştıktan sonra Fethullahçı olur."

* * *

Bir sahne daha:
MGK'ya sunulmak üzere hazırlanan "Fethullah Raporu", Salı günü gazetelerrde yer alıyor. Bir bölümü şöyle:

"Muhammed kendisine 'Ne işe yarar bu Allah ve peygamberlik' diye sorulduğunda, gasp edilen malların beşte birinin kendisine ait olması gerektiğini, etrafta beğendiği (6 yaştan başlayan) bütün kadınların keyfine göre kendisine helal olduğunu, bu kadınları idare etmede de Allah'ın kendisine her türlü yardımı yaptığını söylemşitir."

* * *

Ve son bir sahne:
Bu raporun gazetelerde yer aldığı günün gecesinde Abdurrahman Dilipak'ın kasedi çıkıyor payasaya... Şöyle diyor Dilipak, Atatürk için:

"Aşk konusunda çok liberal olduğu, kadınlarla ilişkisini gizlemediği bir gerçek. Çıplak partilere varana kadar birtakım hatıralardan söz edilir. Bir başka rivayet ise şarktan gelen askerlerle beraberliği..."

* * *

Sizce bu kadar hassas bir tartışmayı, biraz daha itinayla ve "bel altı vurmadan" sürdürmemiz gerekmiyor mu?

Son bir hafta içinde Türkiye'yi kutuplaştıran "Fethullah Hoca" mevzuunda madalyonun iki yanında yer alanlar, her ne kadar taban tabana zıt görüşler savunsalar da, çoğunlukla aynı üslubu ve taktikleri paylaşıyorlar. Ve (birkaç istisna dışında) madolyonun sadece bir yanını görmeleriyle de benzeşiyorlar.

"Derin devlet"in herkesin bir kasetini hazırlayıp zamanı gelince piyasaya sürdüğünü söyleyenler, ilk iş olarak Fethullah Hoca kasetini yayınlayan Ali Kırca'nın 19 yaş dosyasını raftan indirip piyasaya sürüyorlar.

Dilipak kasetinin "birileri tarafından" 10 yıl sonra arşivden çıkarılmasını eleştiren Dilipak'ın gazetesi, Uğur Dündar'ın 5 yıl önceki vergi kaçakçılığı dosyasını arşivden çıkarıyor; hem de Dündar'dan (yıllarca eleştirdikleri "İ. Melih" üslubunu hatırlatırcasına) "İ. Uğur Dündar" diye söz ederek...

Herkes şikayetçisi olduğu kampanyada gönüllü rol alıyor.

İktidar peşinde koşan ekipler arasında alttan alta müşhiş bir dosyalar savaşı yaşanıyor. Bu trafikte hakaretler, tehditler, belgeler, şantajlar dilden dile, elde ele geziyor.

* * *

Peki hakaretleri ayıklayınca söylenenlerden akılda kalan ne?
Orada da bir davranış birliği gözleniyor. Yine birkaç istisna ile olaya herkes kendi cephesinden ve tek yanlı bakıyor.

"Fethullah Hoca'yı nimet sayanlar", Hocaefendi'in işlevini anlatırken, kasetteki ifadeleri görmezden geliyorlar. "Huruç harekatı"nı, "Cezayir benzetmesi"ni yok sayıyorlar. Hele Gülen'in, kaset yayınını "ateistlerin ve komünistlerin işi" diye nitelerken "hoşgörü" eldivenini hepten çıkarıp soğuk savaş oyununa dahil olmasını hiç yadırgamıyorlar.

"Fethullah Hoca'yı tehdit sayanlar ise bir açık yakalamış olmanın şehvetiyle "Neden şimdi" sorusunu ısrarla es geçiyorlar. Kasetin, nasıl bir kavganın, hangi aşamasında, neden sızdırılmış olabileceğini düşünmüyorlar. Hoca'yı yargılarken, Gülen hareketinin ve cemaatinin ne tür bir işlev gördüğünü, nasıl bir toplumsal ihtiyaca cevap verdiğini, bu ihtiyacın "startejik savaş"la karşılanıp karşılanamayacağını hesaba katmıyorlar.

Savaş baltaları yeniden çıkarılıyor gömüldüğü yerden...

Toplumsal barış, bir başka bahara kalıyor.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır