


Çiller'e endeksli politika
DYP'de sular durulmuyor. Tam tersine gün geçtikçe dalgalar daha kabarıyor, Çiller'e yönelik muhalefetin bayrağı yükseliyor.
Aslına bakarsanız doğru olan Çiller'in daha seçim akşamı kamuoyunun önüne çıkıp "Beklediğimiz başarıyı elde edemedik, partimin bundan sonraki yolunu açık tutmak için Genel Başkanlık görevini bırakıyorum" demesiydi.
Ancak Çiller herhalde başka türlü düşündü ve liderliğini sürdürmeye karar verdi. Sanıyorum o günkü koşullarda "iktidarın küçük de olsa ortağı olma" ihtimali vardı. Çiller buna güveniyordu.
Şimdi iki seçenek var. Ya muhalifler galip gelecek ve "olağanüstü kongre" toplanacak, ya da kongre normal zamanında, bu yılın sonunda yapılacak. Gerçi Çiller hem parlamento grubunu yatıştırarak hem de tüzükteki "olağanüstü kongreye gitmeyi zorlaştıran" maddeleri iyi kullanarak biraz rahatladı. Ama yine de "olağanüstü" bir şey olabilir. Olağanüstü kongreye gidilirse Çiller'in kaybetmesi ihtimali çok yüksek. Zaten olağanüstü kongre kararı alınırsa Çiller'in hiç beklemeden istifa etmeyi düşündüğünü yakın çevresine söyledini öğrendim.
Yıl sonunda normal kongre yapılırsa, geçecek süre içinde Çiller illerde operasyonlar yaparak delege yapısını kendi lehine çevirebilir ve lider kalmayı sürdürebilir.
Şimdi, DYP'de bir lider değişikliği Türk siyasetine ne getirir? Bu soru siyasi çevrelerde çok konuşuluyor.
Merkez sağdaki dağınık görüntü özellikle büyük sermaye çevrelerini, siyasette etkili olan kesimleri endişelendiriyor. Bugünkü "parçalı" yapının gelecekte sorunlar yaratacağı ve bu sorunların çözümünün çok güç olacağı belirtiliyor.
Çiller'li bir DYP'nin iktidara alınmayacağı yolunda yazılı olmayan bir "uzlaşma" var. Ancak DYP Çiller'i liderlikten indiririrse "iktidar hesapları" yeniden masa üzerine yatırılabilir. Üzerinde anlaşma sağlanacak bir yeni liderle ANAP-DYP bütünleşmesi sağlanabilir. Bu da 170'in üzerinde milletvekili bloğudur ki, Meclis'te birinci parti durumuna geçer. Birinci partinin değişmesi, iktidar alternatiflerini de yeniden gündeme getireceğinden, çabucak çözülecek yeni bir hükümet bunalımı yaşanır.
Ankara'da bazı siyasetçiler bu "ihtimal" üzerine gece gündüz çalışıyorlar. Hatta DYP'de hâlâ Çiller'in yanında olanlara "Bırakın Çiller'i, çıkın iktidara" armağanı bile sunuluyor. Bu armağan kongre ister normal ister olağan olsun DYP'lilere her dakika hatırlatılacak.
İnsanları eş... yerine koymak
Bir zamanlar Türkiye'nin "en iyi çalışan kurumu" Karayolları'ydı. Ama o zaman Özal vardı. Türkiye'nin gelişmesi için yeni ufuklar açan Özal karayollarına ayrı bir önem veriyor, Türkiye'nin bir uçtan bir uca temiz, bakımlı, iyi yollarla donatılmasını istiyordu.
Gerçi bu hamleler beraberinde "yolsuzlukları da" getirdi, ama sonuçta milyonlarca insan bu yolları kullanıyor, yollar da ortada duruyor.
Duruyor durmasına da, nasıl?
Önceki gün beklenmedik bir iş nedeniyle Sapanca'ya gitmek zorunda kaldım. Türkiye'nin "en iyi" olması gereken TEM otoyolunun Anadolu çıkışı ile Gebze arasındaki felâketini yaşadım ister istemez.
Her tarafı yamalarla dolu, bombeli, çukurlu, pürüzlü bir yol haline gelmiş. Hepsi hepsi 45 kilometre. Öyle ki yolun çeşitli yerlerine "bozuk satıh" diye uyarı levhaları dikmek zorunda kalmışlar.
Ama daha beterini gişelere geldiğinizde yaşıyorsunuz. Akşam saat 18.00'de "Gişeler 1000 metre" uyarısının bulunduğu tabeladan itibaren trafik duruyor. Yaklaşık 45 dakika sonra gişelere vardığınızda 20 kapıdan sadece 10'unun açık olduğunu hayretle görüyorsunuz. Gişe alanı çok geniş olduğu için arkadan gelen araçlar sanki marifetmiş gibi bu bölgeyi dolduruyor ve aynı gişeye giden üç kuyruk oluşuyor.
"Gişeler neden kapalı?" diye soruyorsunuz "Eleman yok, karayolları bütçesi yetmiyor" diyorlar. Peki Karayolları bütçesinden bize ne? Onbinlerce insan yolu "parasını vererek" kullanmıyor mu?
Hem bozuk yoldan geliyorsunuz, hem de gişelerde bir saat bekliyorsunuz. Karayolları genel müdürü de Ankara'da oturup durumu seyrediyor. Halkı "eş..yerine koymanın" verdiği garip hazla.
Ecevit'in telâşı
Başbakan Bülent Ecevit'in yüzünün hiç bu kadar "asık, kasvetli" ve "koyu" olduğunu hiç görmemiştim. Fethullah Gülen kasetleriyle yaratılan "gerginlik ve endişe" Başbakan'ın yüzüne aynen yansıyor. Ancak anlamadığım Ecevit'in içine düştüğü telâş. DSP'deki bazı isimlerin Gülen taraftarı olduğu bazılarının Gülen'le yapılan temaslar sonucu listelere konduğu biliniyor.
Ecevit, 40 yıllık bir devlet adamı olarak herhalde bunun hesabını verecek gücü kendinde buluyordur. Buna rağmen sanki "suçluluğun telaşı" içindeymiş gibi "Merve olayını" öne sürmesi ve "Kısa bir süre önce Meclis'te gösterdiğim hassasiyet unutulmamalı" sözleri bana garip geldi.
Yargısız infaz
Fethullah Gülen'in "devleti ele geçirip İslâm esaslarına göre yönetme hevesi taşıdığına" yıllardır inanıyor ve yazıyor olmama rağmen, son günlerdeki "propaganda bombardımanını" sevimli bulduğumu söyleyemem. Ancak Fethullah Gülen taraftarlarının da "yargısız infaz yapılıyor" sözlerine gülümsememek elde değil. Hep yapılan "yargısız infazlara" ve "siyasi linçlere" en küçük bir yorum getirmeyenlerin şimdi çığlıklar atmaları geçersizdir.