Çift, vahşi bir cinayete kurban gitmişti.
Polis, Bandırmalı bir genci tutukladı. Sanık sorguda kiralık katil olduğunu itiraf etti.
İddiası korkunçtu:
"Beni bu cinayet için Güven çiftinin oğulları olan Mert Güven tuttu!"
Anlatılana göre ekonomik kriz Mert Güven'i de vurmuş, kurtuluş için aradığı parayı babasından istemiş, fakat alamamıştı.
Benzer bir vahşete İzmir de sahne oldu.
Müteahhit Mohis Sezginer, yanında çalışan Murat Geçer adlı genç tarafından öldürüldü. Katil sanığı mahkemede şöyle dedi:
"Ben Mohis Sezginer'i, oğlunun vereceği 30 milyar lira için öldürdüm!"
Çağdaş filozoflardan Prof. Kolakowski "Ahlâki geleneklerin bulunmadığı bir toplumda insan onuruna saygı göstermek için bir neden olabilir mi?" diye soruyor.
Türkiye'de üst üste yaşanan iki vahşet, bu sorunun ibretli cevabıdır.
Alın terinin, üreterek kazanmanın değil, ne yolla olursa olsun köşeyi dönmenin, zengin olmanın idealize edildiği.. Ahlâk ve kültürün intihar edip zengin olma düşünün baş tacı olduğu bir dönemi yaşıyoruz yıllardır.
Geç uyanan, ahlâki ve yasal alt yapısını iyi kuramamış bu toplum, bağrında filizlenen zehirli tohumların hasadını yapıyor şimdi:
Annesini, babasını para için yok eden çocuklar!
Aile, okul, mahalle, ibadethane.. Toplumsal ahlâk ve kültürü yaratan geleneksel kurumlar, siyasetçisi ve aydını gaflete sürüklenmiş bu ülkede savunulmamış ve çökmüştür.
Bunların yerini, başöğretmen ve tek öğretmen olarak şiddet, şehvet, entrika ve ihtiras kutusu olan televizyonlar almıştır.
Çetelerle kuşatılmış bir karanlığa kazayla düşmedik, kendi ihmallerimiz ve günahlarımızla geldik.
Ve yargıda reform yaparak kurtulacağımız noktayı yazık ki geçtik..
Ahlâkı kurumlaştıracak bir rönesansı gerçekleştiremediğimiz takdirde işimiz zordur.
Yok edici direniş