


Endişe
Dünkü yazımızda da vurgulamıştık: Türkiye'de sokaktaki insandan "derin devlet"e dek, milyonlarca insan, o "ünlü kaset"i, Cuma akşamı atv ekranlarında izlemişti ilk kez...
Ve hep birlikte "Cuma akşamı" şaşırmıştı..
Oysa...Fethullah Gülen'in "mahrem" bir toplantıda dile getirdiği bu görüşler, bazı kişilerin ve İslamcı kesimdeki bazı etkili kalemlerin "malum"uydu.
"Cemaat"le doğrudan ve "organik" ilişkileri bulunmamasına karşılık, bu tür konuşmalardan "bir şekilde" haberdar olmuşlardı. Dahası, duyduklarından "rahatsızlık" duymuşlardı. Akit Gazetesi yazarı Mustafa İslamoğlu 21 Haziran 1999 Pazartesi günkü yazısında aynen şöyle diyordu:
"Yaklaşık 4 yıl önce, yine bu köşede, 'hocaefendiye açık mektup' başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Dostça bir özeleştiriydi.
Cemaatin istikameti konusunda kimi endişelerimi dile getirmiş, Hocaefendi'nin yaptığı çok gizli bir sohbette tutulan notlardan 'zararsız' kimi alıntılar yapmıştım. Endişem, böylesine çaplı ve uzun soluklu bir çalışmanın bedeninin beyninin aleyhine hormonlu bir büyümeye girerek 'dinazorlaşması' idi. Bu durum 'devletle', hatta 'derin devletle' iş tutmaya kadar varıyordu. Bunun sonucu belliydi.
Asıl endişem, Nur ekolünün kurucu'sunun aksine, ondan doğan hareket ve cemaatlerin aşırı siyasallaşmasıydı."
İslamoğlu'nun, Cuma akşamı, "şaşıran ve endişelenenlerden" çok daha önce, taa 1995'te "endişelendiği" anlaşılıyor. Endişesi farklı nedenlere dayansa da...
Fethullah Gülen'in, "kaset"teki konuşmasında "mahrem" olarak nitelediği toplantının gerçekte "gizli" olmadığı öne sürülüyordu. Cemaate yakın isim ve gazetelerin değerlendirmeleri, "gizli toplantı" iddialarını reddediyordu. Ancak, Akit yazarı İslamoğlu daha da öteye gidiyor ve sohbetlerinin "mahremiyeti"nin altını iki kelimeyle çiziyordu: "Çok gizli..."
Mustafa İslamoğlu'nun "Dağarcık" köşesinde bu sohbetlerden sadece "zararsız" kimi alıntıların yapıldığı belirtiliyordu...
Zararsız!...
"Zararlı" alıntılar ne olabilirdi acep? İslamoğlu açıklamadıkça.. Bunu hiçbir zaman bilemeyecektik. Ama, İslamcı kesimin önemli yazarlarından Mustafa İslamoğlu'nun asıl dikkat çekici değerlendirmesi Cemaat'in "akıbet"iyle ilgiliydi:
İslamoğlu'na göre, "bedenin beynin aleyhine hormonlu büyümesi"nden sonra, "bunun sonucu belliydi."
Yani, bu sonuç kaçınılmazdı.
Mukadderdi. Ve bu sonucu; kasetler, düğmeler filan değil, bizzat cemaatin kendisi, kendi hatalarıyla hazırlamıştı...
***
İkinci "endişeli" yazar da, Fehmi Koru. Yeni Şafak'ta dün "Taha Kıvanç" imzasıyla yazdığı "Kulis"te, "Kasetin ortalığı ayağa kaldıracak önemdeki içeriğinden" söz ediyor. Yani Fethullah Gülen'in kasetteki konuşmasının ortalığı ayağa kaldıracak önemde olduğunu kabul ediyor. Daha da ileri gidiyor ve aynen şöyle diyor:
"Fethullah Gülen'i seven sevmeyen herkesin kaset yayımlandığı andan beri sorduğu sorular var. Böylesine dehşetengiz bir konuşma nasıl oldu da kasete alındı? Hadi kasete alındı, nasıl oldu da saklandı, hadi saklandı, nasıl oldu da ilgisiz ellere geçebildi?"
Bir "zaman"lar Hoca'ya yakınlığı herkesin "malum"u olan -ve bunu da hiçbir zaman gizlemeyen- Fehmi Koru'nun konuşmanın içeriğiyle ilgili yorumu sarsıcı:
DEHŞETENGİZ...
Yani dehşet dolu, dehşet verici...
***
Gözlerden kaçmış olabilecek bu satırlar ne anlatıyor? İki şey... İlki... İslamcı kesimin -cemaate yakın olsun ya da olmasın- artık yeldeğirmenlerine saldırmaktan vazgeçip, kendi özeleştiri sürecine başlaması, çuvaldızı kendine batırması gerekiyor. Kendileri dışındaki geniş bir kamuoyunun da "hoşgörü ve uzlaşma" umuduyla desteğini kazanmış, "insan eksenli" olduğuna inanılmış bir hareketin, "dehşetengiz söylemleri olan bir siyasi harekete" dönüşmesinin sorumlusu yeldeğirmenleri mi? Kim çevirdi bir "Zaman"ların "Samanyolu"nu, ortalığı kasıp kavuran şimşek fırtınasına? Ya da öyle miydi başından beri?..
***
İkincisi... İslamoğlu'nun ve Koru'nun satırlarından bir ders daha var çıkarılacak...
O dersi de, sağda solda "cemaat"e destek vermiş, "cemaat"ten destek almış politikacıların, bürokratların, iş çevrelerinin ve yazar-çizer takımının çıkarması gerekiyor. Günlerdir "nafile" nutuklar atılıyor: Kasetleri kim almış, kim vermiş, ne zaman vermiş, ne zaman almış, ayıpmış, kayıpmış, vs...
Artık başka bir şeye daha sıra gelmedi mi? Bu "çok gizli" ve "dehşetengiz" konuşmalar karşısında, siz de, biraz olsun, İslamcı yazarlar kadar endişelenemez misiniz?