|
|
COŞKUN KIRCA(ckirca@sabah.com.tr
)
|
  
Laiklik ve siyasi liderler
Fethullah Gülen'in gerçek yüzünü gösteren video görüntüleri karşısında siyasi liderlerin tepkileri genelde pek cesaret kırıcıdır. Liderler yine ne anlam taşıdığı tam belli olmayan lâflarla hem lâik Cumhuriyeti, hem de köktendincileri idare etmek istediklerinden çelişkili tutumlar almışlardır.
FP Gülen'e yaklaşıyor
Tek istisna FP lideridir. Recai Kutan, partisinin din devleti kurma gayesine hangi yöntemle ulaşılabileceği konusundaki fikirlerinden farklı düşünceleri olan Fethullahçı tarikate evvelce pek yanaşmazken, şimdi bu tarikate destek vermeye başlamıştır. Zira bellidir ki Fethullahçı tarikatın sonu ile FP'nin sonu aynı olacaktır. Kutan ve Gülen artık sadece gaye değil, aynı zamanda kader birliği içindedirler.
Ecevit yanlış yolda!
Sayın Ecevit ise, açık gerçeğin ortaya çıkmasına rağmen hâlâ elinden geldiği kadar Fethullahçı tarikatı karşısına almamayı deniyor. Bu tutumun sebeplerinden biri, DSP liderinin kendi fikirlerini mutlak gerçekmiş gibi görerek farklı fikirlerin sahiplerini kötü niyetli gibi gösterme huyudur. DSP liderinin eski fikirlerini terkederek taban tabana zıt farklı fikirlere yönelmesi halinde kendi fikirlerine atfettiği bu mistik kutsallık değişmez. Ecevit Bayan Çiller'i Bay Gülen'le görüştüğü zaman eleştirirken de, sonra bizzat kendisi bu zatla sıkıfıkı olurken de tutumunun doğruluğuna aynı mistik kutsallığı atfediyordu! Sayın Ecevit'e göre, yargıya havale edilen bir konuda fikir beyan etmek doğru değilmiş! Oysa Anayasa öyle demiyor. Anayasa sadece görülmekte olan bir dava hakkında yargı yetkisinin kullanılmasında mahkeme ve hakimlere emir verilmesini ve yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili beyanda bulunulmasını yasaklıyor. Sayın Başbakan, medya mensuplarına bu konudaki fikirlerini açıklasaydı, ne birinci, ne de ikinci yasağı bozacak değildi. Çünkü, konu hakkında henüz dava açılmamıştır ki yargı yetkisinin kullanılması sözkonusu olsun! Ecevit bir anayasal yasağı genişleterek kendi icadı bir ek yasağa sığınıyor! Ve açıklanan video bantlarının bir gerçeği bedahet şeklinde gösterdiğini bir türlü anlamak istemiyor! Başbakanın bu tutumu lâik Cumhuriyet'i savunanlarda çok olumsuz etkiler doğuracak ve ayrıca irticayı cesaretlendirecektir.
Fethullaçılık ılımlı mı?!
ANAP lideri ise, lâik Cumhuriyet'in korunması gereğinin hukuki sonuçları ile toplumumuzda İslam'ın ılımlı bir yorumunun yayılmasındaki faydaları birbirinden ayırıyor. Yılmaz, Fethullahçılık böyle bir yorum getiriyormuş gibi konuşuyor! Oysa Fethullahçılığın gerçek hedefinin tam tersi olduğu açıkça meydana çıkmıştır. Akılla çatışmayan bir İslamiyet yorumunu lâiklik ilkesine tam sadakat çerçevesinde yaymaya çalışan pek değerli ilahiyatçılarımız var. Ama bu bilim adamlarımızı Bay Gülen'den ayıran başlıca fark, onların takiyye yapmamaları ve şeriati hakim kılmak uğruna devleti işgale kalkışmamalarıdır.
Yargıya havale yetmez
Ayrıca böyle bir konu sadece yargıya havale edilerek çözülemez. Başbakan'ın, hükümetin ve Meclis'te onu destekleyen çoğunluğun başı olarak hem yürütme, hem de yasama alanında lâik Cumhuriyet'in saldırılardan korunmasını sağlayacak etkin tedbirleri tasarlayıp gerçekleştirmesi birinci görevidir. Aksi halde görevini ihmal etmiş olacaktır. "Lâik Cumhuriyet asla yıkılamaz" demekle lâiklik korunamaz. Lâiklik onun düşmanlarına yakınlık göstererek hiç korunamaz. Lâiklik ancak -hayli eksik- mevcut yaptırımları işletmek ve gereken ek tedbirleri almakla korunur. Aynı görev, koalisyona katılan diğer partilere ve muhalefete de düşer. Başbakan'ın Merve Kavakçı'nın Meclis'te türban taşımasına karşı çıkması yetmez. Çünkü, lâiklik sadece bu tutuma değil, başka densizliklere de karşı çıkılmasını gerektirir. Gerek Ecevit'in, gerek Yılmaz'ın, Gülen hakkındaki tüm devlet istihbaratından haberli iken, durumun ciddiyetini hemen kavrayıp gerekeni yapmak yerine, bantların medyanın eline geçmesinden ötürü devlet kurumlarını itham etmeye kalkışmaları da yanlıştır. Eğer bantları bu kurumlar sızdırmışlarsa sebep, siyasi iktidar sahiplerinin lâikliği koruma konusundaki vurdumduymazlıklarıdır.
MHP'ye gelince... Bu partinin lideri bu yazı yazıldığı sırada tepkisini açıklamamıştı. Ancak, bu partiden iki bakan Fethullahçılık konusunda doğru teşhisler koymasını bilmişlerdir. DYP ise bu kadarından bile çekinmiştir.
Cumhurbaşkanı'nın tavrı
Cumhurbaşkanı'nın tutumu ise gayet açık olmuştur. Sayın Demirel, lâiklik konusunda siyasi hayatı boyunca zaman zaman hayli hata işlemiştir. Gülen'den bir ödül almayı kabul etmesi bu hataların sonuncusudur. Fakat, şunu belirtmek gerekir ki lâik Cumhuriyet'in korunması bahsinde siyasi parti liderlerininkine kıyasla çok daha akıllıca davranışlar sergileyen de odur. Nitekim sayın Demirel, Bay Gülen'in takiyyeciliği reddedilemez şekilde ortaya çıkınca, tevil yoluna sapmamış ve lâikliği korumak için gerekenin en kısa zamanda yapılmasını isteyenlerin safında yeralmıştır. Neden? Çünkü bugün bulunduğu konumda oy goygoyculuğuna artık ihtiyacı kalmamış olup, kendisi pek çeşitli ve pek bol ayıplar taşıyan siyasi zümremiz içersinde zekâsıyla diğerlerinin fersah fersah üstündedir.
Önce RP/FP olgusu ve şimdi de Fethullahçılık olgusu lâikliği daha güçlü biçimde teminata bağlamak gerektiğini gösteriyor. Bu amaçla neler yapılmalıdır? Gelecek yazılarımda bu konu işlenecektir.
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|