


Acaba hangi yüzyılda yaşıyoruz?
Köy kahvesinde oturan iki arkadaştan biri, elindeki gazeteden yüksek sesle okumuş ve "Bak!" demiş "Dalay Lama Tibet'e gidiyormuş."
Öteki sormuş: "Bunun mala davara zararı var mıdır?"
***
Gazeteleri karıştırıp değişik gündemleri izleyince, bizlerin de herşeyi "mala davara zararı olup olmama" açısından değerlendirdiğimiz hissine kapılıyorum.
Zaman hepimiz için aynı değil.
Kimimiz 21 inci yüzyıla giriyor, kimimiz 14 üncü yüzyıla...
Bazıları ise taş devrini yaşamakta henüz.
***
Şu habere bakın: Amerika'da, MIT (İstihbarat örgütü değil, Massachusets Institute of Technology) laboratuvarlarında yeni bir teknoloji geliştirilmiş.
Bu teknoloji sayesinde kilometrelerce ötedeki cisimlerle "fiziki" temas sağlayabilecekmişsiniz.
Ayrı kıtalarda oturuyor olsanız bile arkadaşınızın elini sıkabilecek, hatta köpeğinizi sevebilecekmişsiniz.
Yani, koltuğunuzdan kıpırdamadan, dijital seyahatlere çıkabilecekmişsiniz.
***
Bu teknoloji şöyle işliyor: Bilgisayarınıza, elektronik algılayıcılarla dolu bir eldiven ya da küçük bir yastık bağlanıyor.
Kilometrelerce ötedeki kişi de böyle bir bilgisayar sistemiyle donanıyor.
Her iki bilgisayar da dokunulan nesnenin, sertlik-yumuşaklık, sıcaklık-soğukluk ve hareket gibi özelliklerini bilgisayar verisine dönüştürebiliyor.
Dolayısıyla dokunma hissi oluşuyor.
Bu teknolojinin geliştiğini, hatta bunlara tat ve koku duyularının da eklendiğini düşünmek hayal değil artık.
(Böyle bir durumda, paparazzilerin Michael Douglas ile Catherine Zeta Jones'u ve diğer çapkınları yakalamaları mümkün olmayacak. Çünkü yan yana gelmeyecekler.)
***
Bir kaç yıl önce sizlere, Profesör Pritchard'ın akla durgunluk veren laboratuvar deneyini aktarmıştım.
Profesör helyum atomunu, bir bariyerin iki yanından aynı anda geçirmeyi başarmıştı.
Yani parçalanmamış atom, iki ayrı mekanda, aynı anda varolabiliyordu.
Profesör neredeyse, tasavvuf inancını ispat edecek.
Beyezıt-ı Bastami'nin menkıbelerini açıklayacak.
Bilim mistik dünyanın kapısını aralamaya başladı bile.
***
Batı üniversiteleri bu deneyleri yaparken, bizim üniversiteler başını açtın- başını örttün tartışmalarıyla uğraşıyor.
Okulların önü, türban gösterileriyle, öfkeli yumruklarla, çatışmalarla sarsılıyor.
Rektörler, dekanlar birbirine giriyor.
Sınav soruları çalınıyor, sorumluları bulunamıyor.
YÖK problemleri bitmek bilmiyor.
***
Üniversitelerimiz böyle de ülke gündemi farklı mı sanki?
Şu bir kaç aydır nelerle uğraşmak zorunda kaldığımıza düşünün!
Sizce biz hangi yüzyılı yaşıyoruz?