Panda Hsing Hsing galiba bana uðurlu geldi. Onu, hayvanat bahçesinde ölümün kýyýsýndan dönmüþ, kendisini bir nebze daha iyi hisseder gördüðümden beri, memleketten güzel haberler üstüste akmaya baþladý...
Ýnsan yurtdýþýnda olunca, ülkesine karþý daha bir duyarlýlaþýyor. Devleti güçlü olsun, milleti þen olsun istiyor. Bu yüzden son birkaç gündür keyfime diyecek yok. Malatya'da baþörtüsünü yasaðýný protesto ettikleri için mahkemeye verilen 75 kiþiden 48'i için idam isteniyormuþ. Buna çok sevindim.
Bunda sevinilecek ne var diye sorulmasýný garipserim. Bu memleket herþeyden önce sükžn ve istikrara muhtaç. Ortalýðý karýþtýrmak isteyenleri en etkili caydýrma yollarýndan biri, idam kapýsýnýn açýk olmasýdýr. Ýdam cezasý çaðdaþ deðildir de diyemezsiniz. Ýþte, dünyanýn en açýk toplumuna sahip Amerika'da da idam cezasý var.
Bunca mutluluk içinde beni tereddüde sevkeden bazý haberler gelmiyor deðil. Bir gazetede okuduðuma göre, Fethullah Gülen hakkýnda Türk Ceza Kanunu'nun 313. maddesinden takibat açýlacakmýþ. Yanlýþ olur. 313, "cürüm iþlemek için çete oluþturmak"la ilgili bir madde ve topu topu 1 yýldan 5 yýla kadar hapsi öngörüyor. Bu kiþinin adliye ile daha önce de sorunlarý olmuþtu; eðer bu kadarcýk bir ceza onu caydýrsaydý, günlerdir basýnda yazýlan-çizilen iþleri yapmaya kalkýþmazdý. Oysa, 146. madde "anayasal düzeni yýkmaya teþebbüs" ve idamla yargýlanmayý öngörüyor. Doðrusu bu olur.
Konu yargýya intikal etmiþtir diye düþüncemizi söylemekten geri durmamalýyýz. Çünkü bizde yargý baðýmsýzdýr. Hiçbir kurumdan, Yürütme'den bile etkilenmeyen yargý, bizim mütevazi düþüncelerimizden zaten etkilenmez. Ben, görüþümü söylüyorum. Yargýnýn baðýmsýzlýðýna müdahale olarak algýlanmamalý.
Gazete yayýnlanan ve "istihbarat birimlerimizce" hazýrlanarak MGK'ya sevkedilen raporu dikkatle okuyorum. Gerçekleri görmemde çok yararlý oldu. Üstelik bir bölümü doðrudan beni de ilgilendiriyor.
"(Fethullah Gülen) 19 Ocak 1994'de Ankara'da kurulan "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfý kurucularý arasýnda yer almýþtýr. Ve "Hoþgörü Ödüllerini" daðýtmaktadýr. Bu ödülü, gizli hedefine ulaþmasýnda yardýmcý olan, bunu bilerek ve bilmeyerek yapan kiþiler vermektedir".
Ben "veren" deðil ama 1995'te ilk kez alan kiþiler arasýndayým. Gizli hedefine ulaþmasýnda ödül almakla acaba karýnca kararýnca bir katkýmýz oldu mu diye kafam karýþtý. Ama gizli niyetlerini nereden bilebilirdim ki?
Gerçi, takiyye yapýyor olabileceði aklýma gelmemiþ deðildi; fakat Müslümanlýðý öðrenmeden, Yahudi kökenli bir Amerikalý Pentagon görevlisinden takiyye kelimesini öðrenip; Türkiye'ye bu kavramý kazandýran meslekdaþýmý, bir iftar yemeðinden sonra onun masasýnda otururken görmüþtüm. Takiyye uzmaný bu meslekdaþýmýn bile kendisine o kadar yakýnlýk gösterdiðini görünce, kuþkularým haliyle daðýlmýþtý.
Yine de hata ettiðimi kabul etmeliyim. Hernekadar benimle birlikte o gece rahmetli Barýþ Manço, Müjdat Gezen, Taha Akyol, Fatih Terim, Prof.Dr. Mehmet Aydýn, Perihan Savaþ ve en önemlisi Prof.Dr.Toktamýþ Ateþ de "Hoþgörü Ödülü" almýþlardý. Ben, onlara aldandým. Onlar ve o gece en ön sýrada oturan Cumhurbaþkanýmýzýn kardeþi Þevket Demirel de herhalde birþeye aldanmýþ olmalýlar...
Bu mazerete sýðýnmamam gerektiðinin de gayet iyi farkýndayým. Çünkü, onlar alsa bile ben almamalýydým. Annem bana küçüklüðümde sürekli olarak "Tanýmadýðýn ve bilmediðin kiþilerden birþey alma" diye sýký sýký tenbihte bulunurdu. Onu dinlemedim. Uyarýlarýna kendimi alýþtýrmadým. Anne sözü dinlememenin maliyeti çok uzun yýllar sonra bile çýkýyor. Neyse ki, dersimi acý bir geliþmeyle, geç de olsa öðrendim.
Ne yazýk ki, siyasilerin hiç ders almadýðýný görüyorum. Demirel'den Yýlmaz'a, Ecevit'ten Bahçeli'ye kimse bu konuda aðzýný açmýyor. Açtýklarý vakit, Fethullah Gülen'i kolladýklarý izlenimini ediniyorum. Bu ne biçim Cumhurbaþkanlýðý, bu ne biçim hükümet... Devletin ele geçirilmesinin önlenmesinden, memleketin büyük bir badireyi savuþturmasýndan ötürü niçin sevinmiyorlar?