kapat

24.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Dünyayı sarsan rekor..

Maurice Greene'nin dünyayı sarsan 9.79'luk rekorunu öğrendiğimde, 1988'de Seul'de Ben Johnson'ın söylediklerini hatırladım.

9.79 koşmuş, ama doping yaptığı anlaşılınca hem madalyası, hem rekoru geri alınmıştı.

"Hiçbir insan, benim yaptığımı yapmadan benim kadar hızlı koşamaz" demişti, Kanadalı....

Peki Greene nasıl koşmuştu?..

Greene "Sadece çok çalışarak" dedi ve adeta bir Türk gibi yemin etti:

"Annemin ölüsüne yemin ederim ki, yasadışı hiçbir ilaç almadım."

Ama acaba öyle mi?..

Greene'nin antrenörü John Smith'in adı biraz karışık..

Ben Johnson'a ilaçları veren uzman Charlie Francis "Steroidsler (Güçlü adele yapan doping maddesi) hakkında bildiğim her şeyi bana John Smith öğretti" demişti, o zaman.

Francis, 1980'de John Smith'in antrenörüydü. Anlattığına göre, Smith o zamanlar kendisine 1970'de üniversite öğrencisi iken almaya başladığı steroidler sayesinde 400 metredeki derecesini 2 saniye düşürdüğünü söylemişti. Steroidler, 1975 yılında yasaklandığından Smith'in o zaman yaptığı yasadışı değildi tabii.

Gelecek ay 25 yaşına girecek olan Greene, 1995'te Carl Lewis'i rüzgar destekli 9.88 ile geçerek dikkati çekmiş, 1995 Dünya Şampiyonası seçmelerinde ikinci olarak Amerikan takımına girmeyi başarmış, ama ertesi yıl Atlanta Olimpiyatları seçmesini kaybetmişti. Annesi ve babası bunun üzerine oğullarını, sönmekte olan kariyerini kurtarabilir ümidi ile üç yıl önce ülkenin öbür ucundaki Los Angeles'a, Smith'e yollanmıştı.

Mucize ondan sonra başladı.

Smith, "Sadece yemek alışkanlıklarını değiştirdim ve çok sıkı çalıştırdım. Gerisi onda" diyordu.

Greene, 1960 sonlarında tutulmaya başlayan elektronik saatlerden bu yana, 100 metre rekorunu en büyük farkla kıran atlet.. 9.84'ten, 9.79'a..

Bu saatte hemen hemen 37 kilometrelik bir hız demek.

Greene, geleneksel sprinterler gibi küçük bir atlet.

1.75 boyunda.. 70 kilo ağırlığında..

Başı önde koşuyor. Bu tekniğin havanın direncini azalttığı görüşünde.. Antrenman arkadaşı Ata Boldon ve dünyanın en hızlı kadını Marion Jones da öyle koşuyorlar.

Greene, yakın bir gelecekte 9.70 koşacağına inanıyor.. İlk hedefi 9.76!..

Smith "Bütün atletler bilmeli ki, daha hızlı koşmanın gücü insanın beynindedir" diyor. "Bir defa, bir şeyi yapmayı kafanıza koydunuz mu yaparsınız. İnsanoğlu bunu defalarca kanıtladı. 4 dakikanın altında mil koşuldu. 13 saniyenin altında 110 engelli.. 18 metrenin üstünde 3 adım. Daha aşılacak çok ufuk var!.."

* * *

Bir kaç da şirin not..
Greene, 1997'de 9.86 ile dünya şampiyonu olduğu Atina'ya bu defa sadece 200 metre koşmak için gelmişti. Pisti beğenince son anda 100 metreye katıldı. Bir saat sonra koştuğu esas yarışı 200 metrede ise 19.86 koşan Ata Boldon'un ardından 20.03 ile ikinci oldu.

Greene rekor kırdığını öğrenir öğrenmez stadda şeref turu yapmak için bir Amerikan bayrağı aradı, bulamadı.

Rekorunu haber vermek için annesini aradı.. Evde yoktu.

Rekor haberi alan Kansas televizyonu Greene'ni aradı. Sordukları soru şuydu:

"Atletizmi ne zaman bırakıp Kansas City Chiefs takımında Amerikan futboluna başlayacaksın?."

Ve dünya şimdi, 100 metreden sonra 200 de de imparatorluğa göz koyan Greene'nin Amerika Şampiyonası'nda Michael Johnson ile yapacağı mücadeleyi bekliyor.

1991'den beri dünya şampiyonu, yenilmez Johnson'la önce Amerika şampiyonasında, ikisi de takıma girerse, ağustos sonunda Sevilla'daki Dünya Atletizm Şampiyonası'nda, son on yılın en büyük 200 metre yarışı için sahneye çıkacaklar.

Ve muhtemelen medya kimbilir kaçıncı kez "Asrın yarışı" diyecek.

2000'e giderken basketbolumuz: Ülker

Bu ülkenin önde gelen basketbol otoritelerinden Ünal Özüak'la uzun bir sohbet yaptık.. Geçen sezonun ardından, 2000'e bakarak. Sohbet bir dizi yazıya dönüştü. Tofaş'ı, Efes'i anlattık. Bu hafta Ülker..

* * *

İçerde ve dışarda başarısız geçmiş bir sezondan sonra, üstelik istifasını vermiş(!) ama kabul görmeyerek görevine devam kararı alınmış Ülker koçu Çetin Yılmaz, "Aman dese belki de kılıç kaldırmayacağız" ama televizyon ve gazete söylemlerinde hep topu taca, kabahati de kendi dışında nedenlere atıyor.

Samur kürkü yüreklice giyermiş gibi gözükürken, bir bakıyorsunuz, olay gelip Ülker yönetiminin hala bir spor salonu yaptırmamış olduğuna bağlanıvermiş.

Her hesabını Asım'a göre yapmış ve takımı Asım'a göre kurmuşmuş. Tofaş Asım'ı büyük paralarla sezon başında(!) transfer edince hesapları alt üst olmuş. Asım'ın Galatasaray geçmişini bildiğimiz, bu yıl da Tofaş'a ne kattığını gayet iyi gördüğümüze göre, bu hesap baştan yanlış bir kere..

Üstelik işin başındayız dön o zaman.

İddiaya göre Hırvatistan'da 30-40 bin dolara oynayan Alihodzic'e 260 bin dolar ödeyerek dönmüş pivot çözümüne ama "hücum performansının bu kadar düşük olabileceğini hesap edememiş", Yılmaz.

Wislow forvette bekleneni verememiş, Koturovic, Rankin'e içerde gerekli desteği sağlayamadığı için, rebound dengesi bozulmuş. Anderson'un eli kırılınca gelen Williams da umulan katkıyı sağlamamış. Telekom'dan ikinci point guard olarak alınan Kemal "yeterince güven vermemiş".

"Derin bir bench'i -yedek oyuncuları- yokmuş ki kullansınmış".

Bütün bunları sanki kendisi "üçüncü şahısmış veya o sırada Fransa'daymış gibi anlatıyor" Çetin Yılmaz. Üstelik Harun Erdanay gibi uluslararası bir yıldızdan, Haluk ve Tolga gibi "snipper-keskin nişancı" lardan nasıl olup da en düşük verimi almayı başardığından hiç bahsetmiyor.

Takımın oyun tarzından, tarza uygun oyuncu seçiminden, saha içi yönetiminden, oynayan oynamayan oyuncuların ahenginin sağlanmasından, Kulüp Başkanı "Orhan Bey"in (Özokur) veya menajer Lütfü Arıboğan'ın değil, bal gibi kendisinin sorumlu olduğunu biliyor üstelik.

Bu yıl Anderson gidiyor ama oyun kurucu, yabancı düşünülüyormuş. Kimi ilginçlikler ile başladılar transfer sezonuna, Kemal'i Fenerbahçe'ye vererek alınan Levent Topsakal, son durağını Ülker'de yapıyor. Almanya'dan Galatasaray'a büyük ümitlerle getirilen, bugüne kadar pek katkısı hissedilmeyen Teoman 4 nolu pozisyon için transfer edildi.

Kendi söylediklerinden anladığımız kadarı ile Çetin Yılmaz, eski hatalarını bu yıl yinelemeyecek. Fast-Break -hızlı hücum- sonu organizasyonlara daha fazla ağırlık verecek ve saire..

Eğer Avrupa'da başarı da hedefleniyorsa, yeniden ele alması gereken pek çok teknik konu var Yılmaz'ın.. Neredeyse, sil baştan yeniden yapılanmalı Ülker..

Galatasaray'da bir yıldız!..
Orhan Mizanoğlu kolumdan yakalayıp götürmese göreceğim yok.. Gelişim Yayınları'nda iken haftada en az iki kez, Florya'ya giderdim.. Aylık dergi çıkarınca vaktin bol oluyor. Bir de tabii orda önce Derwall, sonra Denizli ile tatlı tatlı sohbet imkanı var.

Sabah'ta başlayınca Florya'nın burnunun dibine geldik, ama bu kez vakit bulamaz olduk. Florya'ya da Kalli'yi bir kenara bırakın tatsız tutsuz Almanlar geldi.

Fatih Hoca ile başlangıçtaki durumları da biliyorsunuz.. Uzun lafın kısası, ayağımız kesildi..

Taa ki Mizanoğlu "Görmen gerek" diyene kadar..

Gittim ve gördüm.. Florya müthiş değişmiş.. Bir tek çim saha vardı.. Şimdi bir yığın. Artık alt yapı da çimde çalışıyor.

Basketbol salonu baştan aşağı yenilenmiş.. Şimdi salona benzemiş.. Osman Hattat'ın gayretleri ile..

Asıl dikkatimi çeken, alt yapı tesisi idi. Orhan onun için götürmüş zaten beni..

Çağdaş, hatta çağın ötesinde bir spor ve eğitim yuvası.. Okul resmen.. İnsanın çocuk olası geliyor.

Tesisi bu kadar özenle yaptıran Burak Elmas..

Galatasaray Yönetim Kurulu'nun en genç üyesi..

Elmas ailesini Galatasaray'ın dış gezilerinde tanıdım.. Messe ailesinde beraberdik. Baba Sezgin arkadaşımızdı. Burak çocukluktan yeni çıkıyordu.

Delikanlı olunca, kolları sıvadı, Galatasaray için.. Elini taşın altına koydu, cesaretle..

Bu harika tesis değil sadece yaptığı..

En zorlu transfer görüşmelerine dikkat ediyor musunuz o giriyor ve çoğu zaman başarıyor ve bitiriyor işi..

Burak fevkalade iyi yetişiyor..

Elmas ailesi Galatasaray'a bir başkan hazırlıyor gibi geliyor bana!..

* * *

Sevgili Burak,

Kuruçeşme sahillerinden Galatasaray Adası'na baktın mı?.. Denizin ortasında bundan daha çirkin bir şey olabilir mi?.

Sarı ve kırmızının en kötü tonları ile tam bir köylü zevki..

Bu adayı içinde bulunduğu denize uyumlu bir renge boyayıp, Galatasaraylılığını tepeye konacak ışıklı bir GS amblemi ve kocaman bir sarı kırmızı bayrakla simgelemek yeterli değil mi?..

Her gün kaç bin göz bu zevksizliğe ve çirkinliğe "Galatasaray bu mu?" diye bakıyor Burak!..

Ona da el atmak, sana düşüyor gibi geliyor bana!..

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır