kapat

24.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Sarı Basın Kartı'nın önemi

Son günlerde gazetecilerin "ayrıcalıkları" çok yazılıp çiziliyor. Bu köşenin okurları VİP yazıları sırasında "Sarı Basın Kartı'na" tanınan bazı ayrıcalıklara da ısrarla değinildiğini ve özellikle gazete-TV sahiplerini ilgilendiren maddi ayrıcalıkların kaldırılması için mücadele edildiğini bilirler.

Bu nedenle şimdi daha geniş bir platformda süren tartışmaları keyifle izliyorum. Tabii ayrıcalık konusu sadece kişileri mi ilgilendiriyor yoksa tüm müesseseleri de kapsamalı mı, onu ayrıca tartışmak gerek.

Benim burada dikkatimi çeken noktalardan biri de "Sarı Basın Kartı'nı taşıyıp taşımama" tartışması. Çünkü kimi arkadaşlar Sarı Basın Kartı'nı hiç almamaktan yana, gerekçe olarak da "Bunu devlet veriyor, biz devletin gazetecisi değiliz" diyorlar.

Kavramları karıştırmamak gerek. Devlet gazeteciye kart vermiyor, sadece "tescil" ediyor, ki dünyanın hemen her yerinde bu böyle.

Ayrıca bir mesleği yapmanız için çoğu kez devletten "tescil" belgesi almak zorundasınız. Üniversite diplomaları da devlet tarafından onaylanır. Müteahhit olmak için de yeterlilik belgesi alırsınız. Hatta araba kullanmak için verilen ehliyet de devlet damgası taşır. Yani Sarı Basın Kartı'nı Başbakanlık'tan alınca devletin gazetecisi olmuyoruz.

Sarı Basın Kartı kime nasıl verilir? Meslek olarak gazeteciliği seçersiniz. Bir basın kuruluşunda çalışmaya başlarsınız. Verginiz ve sosyal sigortalar priminiz ödenmeye başlar. Çalıştığınız kurum size bir tanıtma kartı verir. O andan itibaren gün saymaya başlarsınız. Belli bir süre sonunda Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü, sizin geçiminizi gazetecilikten (ya da yayıncılıktan) kazandığınızı tescil eden bir kart verir.

Bu süreler eğitim durumuna göre değişir. Örneğin lise mezunu bir gazeteci en az 3 yıl gazetecilik yapmak zorundadır bu kartı alabilmek için. Yüksek okul mezunları iki yıl çalışır, basın yayınla ilgili bir yüksek okul mezunu ise basın kartını daha az sürede alır.

Sarı Basın Kartı sonuçta sizin gazeteci olduğunuzu, bir kurum adınıza profesyonel olarak çalıştığınızı kanıtlayan belgedir. Doğal olarak özellikle resmi kuruluşlar herhangi bir bilgi almak için karşılarına gelen ve "ben gazeteciyim" diyen kişilerden, gazeteci olduğuna dair belge isterler.

Bizim için Sarı Basın Kartı'nın önemi budur.

Sarı Basın Kartı ayrıcalıkları
Sarı Basın Kartı'nın bazı "ayrıcalıkları" var. Örneğin büyük illerde otobüs, tren, vapur hizmetlerinin "bedava" olması, Sarı Basın Kartı uygulamasının başladığı yılların bir özelliği. O dönemlerde (1960'lar), şimdiki gibi ulaşım imkanları, gazetelerin maddi olanakları yoktu. Bedava ulaşım ayrıcalığı görevine yetişmeye çalışan gazeteciye tanınan bir haktı. Çünkü 60'lı yıllarda muhabirler haber peşinde koşarken kitle ulaşım araçlarını kullanırlardı. Şehirlerarası yolculukların indirimli olması da aynı gerekçeyledir.

Şimdi durum değişti elbette, özellikle düşük maaşla çalışan yeni arkadaşlar kızabilirler belki ama bu ayrıcalığın kaldırılması gerek.

Telefon hizmetinin indirimli olmasının da mantığı var elbette. Gazeteci bir demir tüccarı gibi "ticari çıkarı" için telefonla konuşmaz. Haber almak ve vermek için konuşur. Aldığı haberi de kamuoyuna maleder. Yine 60'lı yıllarda halkın haber alma hakkının daha ucuz ve hızlı olmasını sağlamak amacıyla telefonlarda indirim yapılıyordu.

Bunun da kişisel olarak gazeteciye pek faydası kalmadı, çünkü pekçok gazete çalışanlarının telefonlarını ödüyor. Yani sonuçta gazete ve tv sahiplerine indirim sağlanmış oluyor. Bunun da kalkması gereklidir artık. Sarı Basın Kartı taşıyanların bazı ayrıcalıklar taşıyor olması bence çok önemli değil, bunlar günün koşulları gereği kaldırılır, bir sorun yaratmaz.

Belki asıl tartışılması gereken kurumsal ayrıcalıklardır.

Nereden nereye
Fethullah Gülen basının önde gelen kalemlerini "hoşgörü toplantısına" davet etmişti. Toplantı sonunda birkaç yazar "ismen davet edilmenin" onurunu taşıyarak Gülen'le özel bir odada bir araya gelmişti. Her nasılsa genç bir gazeteci kız (galiba Milliyet muhabiriydi) içeri dalmış ve "Fethullah Bey, size bir şey sorabilir miyim?" demiş. "İsmen davet edilen" yazarlar ertesi gün bu olayı köşelerinde yansıtırken "Acemi kız, koca dini lidere Fethullah Bey diye hitap ediyor, O'na Hocaefendi deneceğini bilmiyor" diye yarı kızgın yarı alaylı ifadeler kullanmışlardı.

Şimdi aynı kişilerin ya da çalıştıkları gazetelerin "Fethullah Gülen Hocaefendi"den sadece "Fethullah" diye söz ettiklerini görünce insanın içi tuhaf oluyor.

Erbakan iyi kıvırmıştı
Pekçok kimse "Fethullah Gülen olayı daha önce bilinmiyor muydu?" diye soruyor. Herşey biliniyordu elbette. Ve biliyor musunuz "irticacı" oldukları gerekçesiyle ordudan çıkarılanların neredeyse tamamı Fethullah Gülen taraftarıydı. Erbakan Başbakan olduğu sırada Yüksek Askeri Şura'nın "ihraç" kararlarını düşünmeden imzalıyordu.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır