Son günlerde gazetecilerin "ayrıcalıkları" çok yazılıp çiziliyor. Bu köşenin okurları VİP yazıları sırasında "Sarı Basın Kartı'na" tanınan bazı ayrıcalıklara da ısrarla değinildiğini ve özellikle gazete-TV sahiplerini ilgilendiren maddi ayrıcalıkların kaldırılması için mücadele edildiğini bilirler.
Bu nedenle şimdi daha geniş bir platformda süren tartışmaları keyifle izliyorum. Tabii ayrıcalık konusu sadece kişileri mi ilgilendiriyor yoksa tüm müesseseleri de kapsamalı mı, onu ayrıca tartışmak gerek.
Benim burada dikkatimi çeken noktalardan biri de "Sarı Basın Kartı'nı taşıyıp taşımama" tartışması. Çünkü kimi arkadaşlar Sarı Basın Kartı'nı hiç almamaktan yana, gerekçe olarak da "Bunu devlet veriyor, biz devletin gazetecisi değiliz" diyorlar.
Kavramları karıştırmamak gerek. Devlet gazeteciye kart vermiyor, sadece "tescil" ediyor, ki dünyanın hemen her yerinde bu böyle.
Ayrıca bir mesleği yapmanız için çoğu kez devletten "tescil" belgesi almak zorundasınız. Üniversite diplomaları da devlet tarafından onaylanır. Müteahhit olmak için de yeterlilik belgesi alırsınız. Hatta araba kullanmak için verilen ehliyet de devlet damgası taşır. Yani Sarı Basın Kartı'nı Başbakanlık'tan alınca devletin gazetecisi olmuyoruz.
Sarı Basın Kartı kime nasıl verilir? Meslek olarak gazeteciliği seçersiniz. Bir basın kuruluşunda çalışmaya başlarsınız. Verginiz ve sosyal sigortalar priminiz ödenmeye başlar. Çalıştığınız kurum size bir tanıtma kartı verir. O andan itibaren gün saymaya başlarsınız. Belli bir süre sonunda Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü, sizin geçiminizi gazetecilikten (ya da yayıncılıktan) kazandığınızı tescil eden bir kart verir.
Bu süreler eğitim durumuna göre değişir. Örneğin lise mezunu bir gazeteci en az 3 yıl gazetecilik yapmak zorundadır bu kartı alabilmek için. Yüksek okul mezunları iki yıl çalışır, basın yayınla ilgili bir yüksek okul mezunu ise basın kartını daha az sürede alır.
Sarı Basın Kartı sonuçta sizin gazeteci olduğunuzu, bir kurum adınıza profesyonel olarak çalıştığınızı kanıtlayan belgedir. Doğal olarak özellikle resmi kuruluşlar herhangi bir bilgi almak için karşılarına gelen ve "ben gazeteciyim" diyen kişilerden, gazeteci olduğuna dair belge isterler.
Bizim için Sarı Basın Kartı'nın önemi budur.
Şimdi durum değişti elbette, özellikle düşük maaşla çalışan yeni arkadaşlar kızabilirler belki ama bu ayrıcalığın kaldırılması gerek.
Telefon hizmetinin indirimli olmasının da mantığı var elbette. Gazeteci bir demir tüccarı gibi "ticari çıkarı" için telefonla konuşmaz. Haber almak ve vermek için konuşur. Aldığı haberi de kamuoyuna maleder. Yine 60'lı yıllarda halkın haber alma hakkının daha ucuz ve hızlı olmasını sağlamak amacıyla telefonlarda indirim yapılıyordu.
Bunun da kişisel olarak gazeteciye pek faydası kalmadı, çünkü pekçok gazete çalışanlarının telefonlarını ödüyor. Yani sonuçta gazete ve tv sahiplerine indirim sağlanmış oluyor. Bunun da kalkması gereklidir artık. Sarı Basın Kartı taşıyanların bazı ayrıcalıklar taşıyor olması bence çok önemli değil, bunlar günün koşulları gereği kaldırılır, bir sorun yaratmaz.
Belki asıl tartışılması gereken kurumsal ayrıcalıklardır.